Ey güzellik aşkta gör kendini!

Ey güzellik aşkta gör kendini!

22 yıldır tutuklu İlhan Çomak Tagore şiirlerini yazdı.

İlhan ÇOMAK

“İyilikse muradın
Kapıya vur.
Aşksa
Zaten açık!”

Kötülüğün pek çok yüzü var. Deneyimleyerek yaşadığımızda etkisi daha sarsıcı, sonuçları daha acılı ve zorlu oluyor, çoğu zaman da kalıcı…

Şiddet kötülüğün görünen yüzlerinden biri ve en yaygını. Yabancısı değil hiçbir insan evladı buna. Türkiye’de yaşayanlar hiç değil. Hele kadınlar…

Ölüm soğukkanlıca erkek kılığına giriyor, bıçak olup, silah olup yeryüzüne, kadınların yanına yöresine iniyor. Kötülük erkek şiddetiyle vücut buluyor, güzelliği eziyor. Bu şiddet hepimizi, ondan uzak duranları da kirletiyor. Zira söz konusu olan toplumsal bir sorun. Devasa boyutlarıyla hem bilinç hem çaba gerektiriyor.

“Tenimi ancak aşk yolunda bir başkasına verebilirim” der Uma. Uma, Tagore’un “Sati” adlı oyununda bir kadın tipidir. Ne ki sıradan bir kadın tipi değildir. Ondan çok önce belirlenmiş toplumsal yasaların tüm bireylerden daha çok kadını yok eden varlığına cesaretle, hem de aşk için karşı çıkan bir tiptir söz konusu olan. Geleneklere ve sevmediği halde zorla evlendirildiği kocasına teslim olmaz Uma, aklı ve gönlünün emrettiğini tercih ederek bir başka erkeği seçer.

Aşkı tercih ediştir bu. Oysa annesi “Dokunma bana o pis ellerinle” diyerek hem tercihini hem de aşkı ve benliğini aşağılar Uma’nın. Babası, Uma’nın bu beklenmedik ve “yıkıcı” davranışından şaşkınlıkla büyülenir adeta. “Gel benim sevgili kızım! İnsan yapısı olan bu yasalar boş şeyler, Tanrı buyruğunun kayasına çarpan suların köpüğünden başka şeyler değil” diyerek, aşkın kurucu yönüne, onun direngen inadına işaret eder.

Hindistanlı yazar ve şairlerin eserlerinin Türkiye’de geniş kesimlerce bilindiği söylenemez. Buna istisna, Türkçeye eserleri en çok çevrilen ve okurlarca bilinen Yazar ve Şair Tagore’dur.  Bu Bengalli yazarın tam adı Rabindranath Tagore’dur. Tagore, Bengalce “soylu kişi, efendi’’ anlamına gelir ki “Thakir” sözcüğünün İngilizce dillendirmesidir. Tüm dünya onu Tagore diye tanır.

AŞK MÜMKÜNDÜR AMA MUTLAK DEĞİLDİR

Soylu bir ailede 6 Mayıs 1861 yılında dünyaya gelen Tagore, 7 Ağustos 1941 yılında doğduğu kentte, Kalkuta’da öldüğünde geride 50’yi aşkın eser bırakmıştır. Edebiyatın neredeyse her dalında eser veren yazar 1913 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüştür.

Tagore’un Türkçeye kazandırılan eserlerinden biri de “Aşka Çağrı” adlı şiir kitabıdır. Yakın dönemde kaybettiğimiz Usta Yazar Tarık Dursun K.’nin özenli çalışmasıyla mümkün olmuş bu. Benim elimdeki kitap üçüncü basım ve ‘95 yılı tarihini taşıyor. Say Yayınevi etiketiyle çıkan eserin o günden sonra yeni basımları oldu mu, bilmiyorum. Ama her halükarda bunun hak ettiğini söylemek mümkün.
Aşkın irade kurucu yönüne vurgu yaptım ama dünyada ve ülkemizde bu çabanın ağır, nerdeyse ölümle eş değer bir yönü var yazık ki. “Aşkın” kendilerine mutlak bir sahiplenme hakkı verdiğini düşünen erkekler, sevgili veya eşlerinin ayrılma isteklerine acımasız bir kararlılıkla cevap veriyorlar. Türkiye’de ilk 10 ayda bu sebeple o da bilindiği kadarıyla 236 kadın öldürüldü.

Aşk mümkündür ama mutlak değildir. Tahakküm ilişkileriyle başlayan aşk erkenden bitiyor, yetmiyor can acıtıyor, yetmiyor can alıyor.

“Koparılmış yapraklarda 
Çiçeğin alımlılığı değildir
Devşirilen” (sayfa 39)

Bu acımasız erkek tavrına rağmen elbette aşktan, her neviden iktidarı yıkan, hayata ve geleceğe özgür ve eşitçe bakan ilişki arayışından vazgeçilemez. Aşktan önce toplumun ona yüklediği anlamlar ile aşık erkekten katil erkeğe götüren, durmadan kendini üreten rolleri, daha geniş çerçevede kurulu düzenleri sorgulamak gerektir kanımca. Zira aşkın kendisi şiddet üretemez, kötü olamaz!

KENDİNİ AŞKTA GÖRMEK ÇARPICI BİR BAŞKALDIRI OLABİLİR...

“Ey güzellik
Aşkta gör kendini
Aynanın övgüsünü bırak!”  (sayfa 41) diyor Tagore. Kendini aşkta görmek çarpıcı bir başkaldırı olabilir, hele bu aynalar övgüsüne karşı… 

“Seni Seviyorum” ve “Sen Benim Sultanımsın” olarak iki bölüme ayrılan kitapta 75 şiir bulunuyor. Ayrıca hayatı, sanatı ve kişiliğine dair 30 sayfayı bulan bir bölümle beraber 111 sayfalık bir kitap “Aşka Çağrı”.  Şiirler kısa ama oldukça vurucu. Ben çok sevdim.

Tagore’nin Hindistan’ın ama özelde Bengal halkının yerel renklerini incelikli bir dille şiirlerine aktardığını belirtmek gerek. Aşk acısını nezaketten taviz vermeden, ayrılık ve kavuşmama hallerini öfkeli patlamalara dönüştürmeden dingince kıvrılıp akan bir su gibi dizelere yedirdiği şiirler var kitapta.

“Tam öğle vaktiydi gittin
Köy gün sıcağında uyuyordu
Soluk soluğaydı tarlalar
Güvercinler gökyüzüne uçuşmuşlardı
Balkondaydım. Yalnızdım. Bir başımaydım.
Tam öğle vaktiydi. Gittin.” (sayfa 48)

Günün sıcağından, tarlalardan, uçuşan güvercinlerden öyle somut bir ayrılık resmi çizilmiş ki uzansan dokunacakmışsın hissini veriyor. Kitaptaki pek çok şiirin aynı güçlü yapıyla kurulduğunu okuyanlar görecektir.

“Aşka Çağrı”daki şiirlerin etkisi yaşamdan ve yaşanmışlıklardan, aşk ve onun acısından doğuyor. Ama daha çok da güçlü hisler ve bunu şiire aktarmayı bilen keskin bir şiir aklı ve sezgisinden. Rikkattin önemine, görgü sahibi olmanın gerekliliğine dikkat çekmek için öncelikle erkekleri bu kitabı okumaya davet etmek isabetli olacaktır.

Son sözü yine kitaptan dizelerle söyleyelim:
“İnanma sakın doğruluğuna 
Aşk ne biter
Ne tükenir…” 

 

www.evrensel.net
ETİKETLER Tagoreİlhan Çomak

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.