Ciğerini veriyor, ‘asgari’de yaşıyor
Ciğerini veriyor, ‘asgari’de yaşıyor

Asgari ücreti belirlemek için bugün ilk toplantı yapılıyor. Tersane işçisi İbrahim ve eşi Ceylan’ın yaşamı asgari ücretlinin durumuna ayna tutuyor.

Uğur ZENGİN
İstanbul

Asgari ücretin nasıl belirlendiğini değil ama kim tarafından belirlendiğini biliyor. “Kendi maaşlarına gelince” diyor, “550 milletvekili bir oluyor maaşlarını yükseltiyorlar.” Sonra öfkeyle bir soru ortaya atıyor: “Benim gibi ayda 1350 TL’ye çalışan bir işçiye sen nasıl geçiniyorsun diye sorsun bakayım.” Bugün başlayacak olan asgari ücret tespit komisyonu görüşmelerinde Tuzla Tersanesinde asgari ücrete çalışan İbrahim ve eşi olmayacak, onun gibi milyonlarca insana bu soru sorulmayacak. 

İBRAHİM VE CEYLAN

Asgaride nasıl geçiniyorların cevabı 8 ay önce evlenen Tersane İşçisi İbrahim ve eşi Ceylan’ın anlattıklarında var. İbrahim yevmiyeci çalışıyor. Ceylan hamile. İbrahim’e kasım ayında ne kadar ücret aldığını sorunca, “Kasım ayında 18 gün çalıştım. Diğer günler iş yoktu” dedi, “Hesabını da siz yapın.” Birkaç saniyelik hesap yaptım. Günde 75 TL’den çalışıyor. Eline 1350 lira eline geçmiş olmalı. Yani asgari ücret. Aldığı ücretin üç aşağı beş yukarı hep böyle olduğunu söylüyor, yani asgari ücret. Doğrusunu isterseniz hayatı boyunca asgari ücrete çalışmış. Garsonluktan, komiliğe, bulaşıkçılıktan, tekstil işçiliğine, inşaattan tersaneye... 

ASGARİ EV

Asgari ücretle dönen eve konuk oluyoruz. Evin dış kapısı ile salon arasında birkaç metre var. Bu birkaç metre içinde attığınız birkaç adım, ayaklarınızın soğuğu hissetmesi için yeterli. Evde yaşamı hissedeceğiniz tek yer, salon. Diğerleri bu kış gününde donmuş gibi, odalar rutubetli, duvarlar küflenmiş. Buraya taşındıklarında salonu boyamışlar, diğerlerine el sürülememiş. Salonda bir koltuk takımı, bozuk bir televizyon ve onun için uydurulmuş bir masa, gece 12’ye kadar çalıştırılan tek bir petek, ısıyı ‘tutsun’ diye birbiri üstüne bindirilmiş halılar, bir ışık, perde, kolonya... 

KIŞ GÜNEŞİ VARSA PETEK KAPALI

Işık ve kalorifer salonu diğerlerinden ayırıyor. O da belli saatler için. Ceylan’ın sistemi var; kış günü gündüz güneş yoksa sadece salonda kalorifer açılır, güneş varsa açılmaz. Akşam ise yatana kadar. Çünkü yer yatağı buraya getirilir, burada yatılır. Yatana kadar ne kadar ısındıysa salon o kadar, kalorifer yatmadan kapatılır. Diğer odalar zaten hesapta yok, ışık açılmıyor, petek çalıştırılmıyor. 

YOKLAR LİSTESİ...

Evde dolap, çalışan bir televizyon, ütü, bulaşık makinesi yok, elektrik süpürgesi yok. Buzdolabı ve çamaşır makinesi ikinci el. Koltuklar bir tanıdıktan, masa da duvardaki saat de önceki kiracıdan... Bana “Sen nasıl bu eve bir tabak çanak almadıysan biz de öyle yani” diyerek bu durumu anlatmaya çalışıyorlar, “Biz yeni evliyiz, bir şey alamadık evimize.” 

15 GÜN 20 LİRA

Asgari ücretle bir ev böyle kurulmuş da yaşam nasıl dönüyor? “Parasal konuda çok sıkıntılar çekiyoruz” diyor Ceylan, “Maaşını alıyor, faturalara, evin kirasına gidiyor. Evin ihtiyaçlarını karşıladığında elinde avucunda hiçbir şey kalmıyor. Bir de asgari ücret olduğu için, elimiz kolumuz bağlı. Şimdi bizde bir tek 20 TL var. O da bizim harçlığımızdır. Ekmek paramız. Maaşı alana kadar bekleyeceğiz. Daha 15 gün var.” “Nasıl olacak peki?” diye sorunca Ceylan, “İdare edeceğiz. Ne yapalım?” diyor, İbrahim devam ediyor: “Günde 1 lira harcasak 5 lirası kalıyor” Gülüyor.

‘SIKINTI HİÇ GEÇMİYOR’

Peki nereye gitti bu para? Kiraya 600 lira. Nereden baksan 500 lira faturalara... Geriye kaldı 200 lira. O da mutfağa gidiyor. Giyime gitmiyor para, çünkü bu evde kıyafet alınmıyor. “Bir kışlık kazak bile ne kendime ne ona almışım. Evde geçinip gidiyoruz da hâlâ da sıkıntıdayız. Diyoruz bugün geçer, bugün geçer ama geçmiyor. Sıkıntı hiç geçmiyor ki” diyor İbrahim. Yazlık-kışlık ayakkabı ayrımı da yok, bir ayakkabı olsa yeter...  

İKİ YUMURTA BİR EKMEK

Bu evde sürekli kahvaltılık tüketiliyor. Kırılan iki yumurta bazen günün 3 öğünü olabiliyor. Eve bu nedenle en çok yumurta ve ekmek giriyor. Tavuk eti eskide kalmış, kırmızı et bayramdan bayrama, onların deyimiyle artık bir rüya, balık desen hiç yok.

HASTANEYE GİDEMİYOR

Asgari ücret ile geçinmeye çalışmak en temel asgari ihtiyaçları karşılayamamak anlamına geliyor. Mesela İbrahim tersaneye yürüyerek gidip gelmesi ya da 6 aylık hamile Ceylan’ın rutin sağlık kontrollerine gidememesi. İbrahim, her sabah evden tersaneye, her akşam tersaneden eve 1 saat 15 dakika yürüyor. Sebebi her gün 4 lira vermemek. 2 lira gidiş, 2 lira geliş. Ayda 120 lira yapıyor. Ceylan da rutin kontrollere 2 aydır gidemiyor. Bir kontrol 50 TL, veremiyor. 

‘TÜRKİYE’DE BENİM GİBİ ÇALIŞANLARIN HEPSİ AYNI DERTLERİ ÇEKİYOR’

İbrahim'le asgari ücret komisyonunu konuşuyoruz:

Asgari ücret komisyonu toplanacak, asgari ücret zammı belirlenecek ne diyorsunuz?
Vereceği yüzde 3, yüzde 4. Neye yarar ki?

Beklentiniz yok mu? Türk-İş 1600, DİSK 2 bin lira talep etti. Bakan da ‘İstemenin sınırı yok’ dedi... 
Vermeyeceğini belli etti. Keşke bütün sendikalar DİSK’i dinleyip de o teklifi sunsalardı. İnsanca bir ücret versinler, biz başka bir şey istemiyoruz. 

’Şu kadar ücret alsam bana yeter’ dediğiniz ücret nedir?
Türkiye şartlarında 3 bin 500 lira olmalı. Bunun altında insanın çalışmaması lazım. Eğer çalışıyorsa o modern kölelik oluyor. Eskiden kölelik vardı. Peygamberler zamanında, hatta daha öncesinde. Karın tokluğuyla her işi yapıyorlardı. E şimdi de aynısı. Şimdi ne olmuş? Ben maaşını veriyorum. Sen yememi, içmemi, barınmamı hesaplarsan zaten o devirdeki gibi aynı kölelik uygulanmış oluyor. Adı değişiyor. Şu an Türkiye şartlarında benim gibi çalışanların hepsi aynı dertleri çekiyor. 

Siz de (Ceylan) çalışsanız, asgari ücret alsanız yeter diyor musunuz?
Ceylan:
Çocuk doğduğunda belli değil. Çocuk doğunca senden fazla masrafı olur. 
İbrahim: O da yetmez. Bezidir, mamasıdır, giyimidir... Biz tamam giyinemiyoruz, idare edemiyoruz ama o idare edemez. Mecbur alacaksın. Beziyle maması asgari ücreti aşar. Bugün Türkiye’de açlık sınırı belli. 2 bin 500 lira ile anca karnın doyuyor. Gene açsın. Onlar kalkıp 1300 lira yaptık diyor.

EMEKLİLİK HAYAL

İbrahim 10 yıldır tersanede yevmiyeci olarak çalışıyor. Aylıkçı almıyorlar. “Aylıkçı alsalar sendikaya bağlı olma durumumuz oluyor. Sendikaya üye olabiliyoruz. Hakkımızı alabiliyoruz. Bunu engellemek amacıyla sadece yevmiyeci alıyorlar. Biz de mecbur kalıyoruz. Günde 75 milyona çalışıyoruz. Hesaplasan asgari ücretin altına bile iniyor bazı aylar. Çalışamadığın zamanlar alamıyorsun” diyor. 
Ceylan, İbrahim’in eve boğazına kadar toz içinde geldiğini söylerken, İbrahim tersaneyi şöyle anlatıyor: “Tersane bence en tehlikeli iş kolu. İnsana zor geliyor ama elden bir şey gelmiyor. Sabah o kadar yürüdükten sonra zaten nasıl iş yaparsın? Bir de üzerinde baskı var. ‘Hadi hadi çabuk’, o yorgunlukla o adamın lafını mı çekeceksin, işini mi yapacaksın, ne yapacağını şaşırıyorsun. Her tarafın demir. Hepsi kaynakla yapılıyor. O kaynağın çapağını alana kadar 
-taş motoru diyorlar çalıştığımız şeye- raspa boya işi yapıyoruz. O eski boyayı sökene kadar 2-3 sene içinde meslek hastalığı oluyorsun. Ciğerler kalmıyor o tozdan. Çıkardığımız boya zehirli boya. Geminin dış bordrosu diyorlar. Suda kalan kısmı. Ben bir iş bulsam oradan çıkacağım zaten. Benim yapmadığım iş kalmadı. Nereye gidersen eziliyorsun ben tek bunu anladım.” Bu yüzden “Emeklilik hayal” diyor, “65 yaşına kadar yaşayacağım belli değil.”

Son Düzenlenme Tarihi: 16 Aralık 2016 10:22
www.evrensel.net