05 Aralık 2016 11:53

Halep kapısı Erdoğan’a kapanıyor

Suriye'den Lübnan'a, Ortadoğu'da Türkiye-Rusya ilişkilerinden Filistin'e Arap dünyasında geçen hafta neler yaşandı?

Paylaş

Türkiye’nin dış politikası ve bu çerçevede yapılan açıklamalar ile Halep’te yaşan son gelişmeler yine Arap basınının ön sıralarını işgal etmeye devam ediyor. Lübnan’da yayınlanan al Ahbar gazetesi, bu sefer Türkiye’de yaşayan Suriyeli Gazeteci Hüsnü Mahalli’nin düşüncelerine yer verdi. Mahalli, “Putin tehdit etti, Erdoğan geri adım attı” başlıklı makalesinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Putin’le telefonla görüşmesinin üzerinden 24 saat geçmeden söylediklerini inkar ettiğini belirtti.

Aynı konuyu işleyen as Safir gazetesinden Muhammed Nurettin, “Halep ve Sultan, maske düştü” adını taşıyan yazısında Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde yürüttüğü Fırat Kalkanı operasyonunun, 24 Ağustos 1516’da gerçekleşen Mercidabık muharebesiyle aynı gün başladığını hatırlattı. Halep’i geri alma operasyonunun Türkiye’nin ajandasına darbe vurduğunu söyledi. Nurettin, “Halep’in Suriye ordusunun eliyle düşmesi Erdoğan’ın stratejik hedeflerinin de düşmesidir. Erdoğan’ın Suriye ve bölge için kapı olmasını istediği Halep, tarihi bir argüman olarak kapılarını ve duvarlarını yeni işgallere kapattı” dedi.

ASKERİ DENGELER REJİMDEN YANA DEĞİŞTİ

Aynı konuyu işleyen Lübnan’da yayınlanan an Nahar gazetesinden Semih Saab, Halep’i kazananın savaşı kazanacağını söyledi. Saab, güç dengesinin geri dönülmez bir şekilde Suriye rejiminden ve Rusya’dan yana değiştiğine vurgu yaptı.

Öte yandan Rusya sadece Suriye’de değil bütün bölgede mevzi kazanıyor. Al Kuds al Arabi, Libya’da mevcut iki hükümetten biri olan Tobruk Hükümetinin yanında yer alan General Halife Hafter’in ziyaretini gündemine aldı. Başyazıda, “Arap bölgesinde Putin’in desteklediği bölgesel eksen, Amerika ve Avrupa’da yeni gelişen çizgi  rejimleri koruma ve İslamcılara karşı askeri ve güvenliğe yönelme eğiliminde.  Aynı zamanda Sünni karakterdeki tüm muhalefeti yok etmeye odaklanmış durumda. Bu gelişme Rusya’nın Libya’ya kadar uzanmasının mantığını vermektedir” görüşlerine yer veridi.

EL FETİH İHTİYARLAR ÖRGÜTÜ

Bu haftaki gündemin diğer önemli bir konusu Filistin’in efsanevi örgüt el Fetih’in 7. Kongresiydi. Kongreye katılan Gazeteci Abdulbari Atwan, kongrenin yeni bir şey sunmadığını ve bu kongrenin tek parça olarak belki de el Fetih’in son kongresi olabileceğini yazdı.

Atwan, “El Fetih’in kongresinin birinci ve ikinci gününü zoraki takip ettim. Yeni bir şey bulup da yazayım diye. Ancak benim sabrımın ipi erken vakitte koptu. Sıkıcı cümlelerle uzatılmış demeçler, çoğunlukla 60 yaşını geçmiş olan üyelerle dolu bir salon, ve çok az bir genç katılımıyla ön sırada hep aynı yüzler. Hareket 60 yılını ulaşırken azın azı değişti” diyerek izlenimlerini aktardı.


PUTİN TEHDİT ETTİ, ERDOĞAN GERİ ADIM ATTI

Hüsnü MAHALLİ*
al Ahbar

Erdoğan’ın son dönemlerde ardı ardına yaptığı açıklamaları son birkaç gün içinde devlet aygıtının yalanlaması, içinde bulunduğu çelişkili durumu ve Rus baskısı altında “zorunlu yol değişimini” resmini vermeye yeterlidir.  

Rus Lider Vladimir Putin’in mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan’la telefon görüşmesinin üzerinden 24 saat geçmeden, Erdoğan daha önce söylediğini “Suriye’nin kuzeyindeki Fırat Kalkanı operasyonun hedefi bir ülke veya kişi değil, terör örgütleridir” sözüyle  inkar ettiği haberleri çıktı. Bu cümle tüm televizyon kanalları ve haber siteleri için temel bir malzemeye dönüştü. Sosyal medya sayfaları Erdoğan’ı sadece iç politikada değil, aynı zamanda dış politikada geri adım atma ve tehlikeli bir çelişki içinde olmakla suçladı. (...)

Erdoğan iki gün önce Kudüs konferansında, dünyadan ve bölgeden İslam dini önderleri huzurunda, “Fırat Kalkanı operasyonu zalim Esad iktidarını devirmeyi amaçlıyor” açıklamasını yaptı. Bu açıklamayı zaten dünyada medyası yayınlamıştı. Aynı zamanda İslami çevreler; Erdoğan’ı Suriye’de selefi olsa bile İslam olarak değerlendirdiği ve silahlı grupları desteklediği için hak yolunda mücadele eden tarihi bir lider olarak ilan ettiler.

Ona bağlı olan medya, Rusya’nın sözlerine yönelik tepkilerini; 24 Kasım 2015’te Rus uçağının düşürülmesinden sonra Erdoğan’ın özür dilemesi ile Putin ile Erdoğan arasındaki anlaşmaya aykırı olan bu açıklamalara Putin’in öfkesini  gündeme getirmedi.

Cumhurbaşkanlığından bir kaynak durumu yatıştırmak amacıyla medyada, “Kelimelere hakkettiğinden fazla mana yüklemek gereksizdir” dedi. Bu girişimler Putin’i ikna etmedi. Kendi dışişleri bakanı yoluyla Erdoğan’dan  kendi kendisini herhangi bir üslupla yalanlamasını isteyen net  bir mesaj gönderme yoluna sevk etti.

Bu tehdit, cumhurbaşkanının iki gün önce yaptığı açıklamadan geri adım atması için yeterli oldu. Geri adım atmasının nedenleri ve Putin-Erdoğan arasındaki ilişkilerin mahiyeti hakkında soruları gündeme getirdi. (...)

İkinci sürpriz Türkiye dışişleri bakanlığının, Antalya’da Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun Rus mevkidaşı ile düzenledikleri ortak basın toplantısında Rusya Dışişleri Bakanı SergeyLavrov’un söylediklerinin tercümesindeki büyük hatayı  itirafı.

Lavrov, “El Bab’da Türk askerine karşı gerçekleştirilen saldırıda, ne Rusya’nın ne de Suriye’nin hava kuvvetlerinin sorumluğu vardır” demişti. Ancak çevirmen bu sözleri; Ruslar değil Suriyeliler Türk askerlerine saldırı gerçekleştirdiler” şeklinde aktarmıştı. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu bunu çevirmen hatası olduğunu itiraf etmeye mecbur kaldı. Erdoğan’ın yandaşı medya bu tekzibi yok sayarak içerde aynı şekilde yayın yapmaya devam etmektedir.(...)

*Kısaltılarak çevrilmiştir


HALEP’İ KAZANAN SAVAŞI KAZANIR

Semih SAAB
An Nahar

Halep’i Suriye’deki savaşın terazisi olarak nitelendirirsek abartmış olmayız. Muhalif gruplar 2012 yazında kente girdikleri zaman, bölgesel ve uluslararası güçlerin baskısından dolayı rejim geri adım atmaktaydı. Şam’ın düşmesi İran ve Rusya’ya direkt stratejik bir yansıması olacaktı.

Bundan dolayı İran ve Rusya’nın güçlü bir şekilde Halep savaşından bulunmasını garipsememek gerekir. Çünkü Halep’teki savaş 2011 yılından itibaren Arap Baharı olarak adlandırılan ve iç savaşa dönüşen Arap ülkelerinde sarsılan  siyasi ve askeri dengelerdeki bozukluğu düzeltecekti.

Suriye’de rejimin lehine askeri dengelerdeki değişim, artık kimsenin el süremeyeceği bir noktaya geldi. Ancak Sovyetler Birliği’nin gerçekleştirmediği şekil gemilerini bulunduran Rusya’yla bölgesel ve uluslararası bir güç karşı karşıya gelirse  bu değişebilir.

Putin Suriye platformunda yeni bir dış politika çizgisi sergilemektedir. Farklı taraflara mesajlar göndermektedir. Oysaki batılılar, Suriye’deki Rusya’ya Ukrayna’nın Kırım’daki füze denemesi ile hızlı refleks göstermek istiyor. Suriye’deki askeri dengelerdeki köklü değişimle birlikte İran’ın Şam’ın yanında duran stratejik tutumu kazandı. İsrail, Suriye sahasında olan biteni yakından takip etmektedir. Belki de birkaç gün önce Şam’a yapılan hava saldırısıyla Tel Aviv, gelişmelerden memnun olmadığını hatırlatmak istedi.

Musul’daki savaş nasıl ki Irak’taki tabloyu değiştiriyorsa Halep de Suriye sahnesini ve onun uluslararası ve bölgesel yansımalarını değiştirecektir.


LİBYA’YA RUS MÜDAHALESİ Mİ?

al Kuds al Arabi
Başyazı

Geçen pazar günü General Halife Hafter’in Moskova’yı ziyaret etmesi, Rus Lider Vladimir Putin’in Libya’ya askeri müdahale ile temsil edilen dramatik bir adım atacağı haberleri eşliğinde geldi. Putin bu adımı Libya’ya destek veren, başında Mısır ve Birleşik Arap Emirliklerinin bulunduğu bölge müttefikleri ile koordinasyon içinde gerçekleştirecek.
Hafter’ın bu ziyareti son altı ay içerisinde ikinci ziyaret. Bu ziyaret son dönem Hafter güçlerinin petrol kaynaklarını ele geçirmesi sebebiyle daha da büyük bir önem arz eden ziyaret ilgi odağı oldu.  Libya’da gelecekteki herhangi bir siyasi çözümde Hafter’in önemli bir yatırım olduğu göz ardı edilmesi artık mümkün değildir.

Bu duruma ek olarak iki önemli gelişme eklenebilir.

Birincisi yeni seçilen ABD başkanının temsil ettiği dünyada yeni bir dalga ortaya çıkmıştır. Benzeri bir durum Avrupa’da da görülmektedir. Britanya hükümeti, Avrupa Birliğinden ayrıldı. Fransa’daki sağın adayı François Fillon büyük olasılıkla seçimden zaferle çıkacak. Bu dalga İtalya’ya ve diğer Avrupa ülkelerine sıçrayabilir.
İkincisi, içinde Suriye, Irak, Cezayir ve Mısır’ın olduğu İran ve Rusya’ya yakın olan bir Arap bölgesel ekseninin ortaya çıkması... Musul ve Rakka’da IŞİD’i yok etmeyi üstlenen Amerika’nın önderlik ettiği uluslararası ittifakın, muhalifleri desteksiz bırakması ve muhaliflerin düşmanlarının hücumlarının önünde hızla geri çekilmesi...

Arap bölgesinde Putin’in desteklediği bölgesel eksen, Amerika ve Avrupa’da yeni gelişen çizgi  rejimleri koruma ve İslamcılara karşı askeri ve güvenliğe yönelme eğiliminde.  Aynı zamanda Sünni karakterdeki tüm muhalefeti yok etmeye odaklanmış durumda. Bu gelişme Rusya’nın Libya’ya kadar uzanmasının mantığını vermektedir.


EL FETİH; 60’LIK DEDELERİN ÖRGÜTÜ

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

Yazmak için yeni bir şey olur umuduyla iki gün boyunca Başkan Mahmut Abbas’ın konuşmasını bekledik. Yaser Arafat’ı zehirleyen şahsın ismini açıklayacağı sözünü vermişti. Demeci bir gün ertelendi. İki saat boyunca süren konuşmasında bu konuya uzaktan yakından değinmedi. Aslında Filistin başkanın bu tutumunu garipsemedik. Çünkü geçmiş yıllar boyunca hep başkanlıktan ayrılmak ve daha genç birine devretmek istediğini söyledi. İktidarı dağıtma, anahtarı Netanyahu’ya verme ve güvenlik koordinasyonunu durdurma ile tehdit etti. Ona yakın olan merkezi konseyden ve ulusal konseyden bu konularda istediği kararları çıkardı.

Birleşmiş Milletler’de ve farklı yerlerde verdiği demeçlerde İsrail’in savaş suçlarını Uluslararası Ceza Mahkemesine taşıyacağına dair sözler vermişti. ancak hiçbirini yerine getirmedi. Bunun aksini söyleyen delil göstersin.

Kongre salonuna girdiğinde şiddetli alkış bizi şaşırttı. Rakipsiz olarak el Fetih hareketinin başkanı seçilmesiyle uzun süre ayakta alkışlanması da şaşırttı. Bizi daha da şaşırtan, Eyüp’ün sabır taşını çatlatacak kadar uzun süren konuşmasına karşı şiddetli alkışlardı. Daha önce yapılmamış bu toplu alkış, Abbas’ın beş önemli liderlik pozisyonunu devam ettirmesini sağladı. Bir el Fetih’in başkanlığı, iki hükümetin başkanlığı, İcra Komitesi Başkanlığı, Filistin Devletinin başkanlığı ve Filistin Silahlı Kuvvetler Yüksek Başkanlığı. Eğer aceleden farklı bir başkanlığı olup da zikretmeyi unutmuşsak peşinen özür dileriz.

El Fetih’in kongresinin birinci ve ikinci gününü zoraki takip ettim. Yeni bir şey bulup da yazayım diye. Ancak benim sabrımın ipi erken koptu. Sıkıcı cümlelerle uzatılmış demeçler, çoğunlukla 60 yaşını geçmiş olan üyelerle dolu bir salon, ve çok az bir genç katılımıyla ön sırada hep aynı yüzler. Hareket 60 yılını ulaşırken azın azı değişti.

Mücadelenin mirası ve Filistin varlığını devam ettirmek için binlerce şehit veren ve ilk kurşunu sıkan bu hareketin; var olan haliyle parçalanmadan el Fetih’in son kongresi dersek mübalağa mı etmiş oluruz?

Başkan Abbas’a sitem etmiyoruz. Çünkü bu durumu kabul edecek bir hareket buldu. Utanç ve aşağılanmayı sineye çeken bir Filistin halkı buldu. Bu 7. Olağan kongrenin ve kendisinin benzersiz başarısını tebrik ediyoruz!

ÖNCEKİ HABER

İngiltere’de bir evsiz donarak öldü

SONRAKİ HABER

Fatih Yaşlı: S-400’ler konusunda son kozlar sahaya sürülüyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa