‘Okumayı reklamlardan öğrendim'

‘Okumayı reklamlardan öğrendim'

14 yaşında evlendirilen, çocuk yaşta anne olan, okuma yazma bilmezken reklamlardan okumayı öğrenen dirençli kadın Rukiye yaşam mücadelesini anlattı.

Elif Ekin SALTIK

Avcılar’da bir ev toplantısında rast geliyorum Rukiye Öztemel’e. Gözlerinin buğulu hali, yüzünün çizgileri çok çekmiş olduğunu yansıtıyor, ama o gülerek giriyor içeri. Sımsıkı sarılıyor. Çay içerken, gazetelerin, televizyonların, dergilerin kapatılmasını, OHAL’i ve kadınları konuşuyoruz. Söz kendisine geliyor. ‘Senin hikayen nedir, kaç yaşında evlendin, kaç çocuğun var?’ diye bir sürü soru sıralıyorum. Utangaç bir edayla tane tane cevap veriyor. 4 çocuğu varmış. 14 yaşından 3 ay aldığında kendisinden en az 10 yaş büyük biriyle evlendirilmiş. Evlenince memleketi Mardin’den İstanbul’a gelmişler. ‘Mutlu musun?’ diye sorduğumda önce bir duraksıyor ve sonra ‘İyi’ diyor.

“Kadının da erkeğin de özgür olmasını isterim, ama kadınlar daha çok baskı görüyor. Ne kadar özgürüz desek de değiliz. Kadınlar özgürlüğü için daha çok mücadele etmeli” diye düşünüyor Rukiye.

 

BEN ‘BENİM’ DİYEMİYORDUM

Çocuk yaşta evlenmenin onu çok yıprattığını söyleyen Rukiye, kız çocuklarının evden bir boğaz eksilsin diye, başlık parası için kendinden yaşça büyük erkeklerle evlendirilmesine karşı çıkıyor. Evlendiği dönemde memleketindeki kadınların durumunu “Büyüklerimiz ne derse o olurdu. Kimisi hiç görmezdi evleneceği adamı. Düğün gecesi evlendiği kişi yerine başka biri gelse tanımazdı, çünkü kimle evlendirildiğini bilmezdi” diye anlatan Rukiye, “Ben şanslıydım” diyor, “Uzaktan akraba oluyorduk. Hatta ona ağabey diyordum...”

‘Bir kızın varmış, çocuk yaşta evlenmek isteseydi ne yapardın?’ diye sorduğumda “Ben, kızımı 20 yaşından evvel kimseyle evlendirmem dedim ve evlendirmedim” diye yanıt veriyor. “Şimdiki aklım olsaydı çocuklarımın tamamını okutmak için çok çabalardım. Ama ben çocuktum. Ben ‘benim’ diyemiyordum. Bunu diyemedikten sonra çocukları nasıl okutabilirdim ki” diye ekliyor.

 

BANA SORSAN 150 YAŞIMDAYIM

58 yaşında olduğunu söyleyen Rukiye, nüfusta 65 görünüyor. Evlenebilmesi için yaşı büyütülmüş. “Ama bana sorsan 150 yaşımdayım” diyen Rukiye, en büyük sıkıntısının çocukları olduğunu ifade ediyor. “İki oğlum evli, ikisi de istediği gibi mutlu olamadı. Gelinlerimden çok memnunum, ama oğullarım bir türlü iş tutturamadı. Eşleri çalışıyor, kendileri evde. Kendi istedikleri kişilerle evlendikleri halde bir oğlum eşiyle uyuşamadı. Beni çökerten eşimin baskısı değil en çok evlatlarım oldu” diyor. “Eşinden baskı görmeyen kadın yoktur” diye düşünüyor Rukiye, “Ben baskı görsem de yüzüne vurdum hep hatasını, dayak yiyeceğimi bile bile söyledim. Çok fazla şiddet de gördüm... İkimiz de eskisi gibi değiliz şimdi.” Okuyabilseydi hukukçu olmak istermiş Rukiye, “Ezilen, baskı, şiddet gören kadınlara yardım edebilmek, adaleti sağlamak adına...”

 

‘TOZUNU ALDIĞIM KİTAPLARA OKUMAK İÇİN DOKUNAMIYORDUM’

6 yıl Sivas Divriğili bir ailenin kiracısı olduklarını ve onlardan çok şey öğrendiğini söylüyor Rukiye. “Yeni gelindim. Onlar Kürtçe bilmiyordu, bense Türkçe bilmiyordum” diyen Rukiye, okumayı çok istemiş ve kendi kendine öğrenmiş okumayı ve yazmayı. “Nasıl öğrendin?” diye sorduğumda başlıyor heyecanla anlatmaya: “Televizyonda Tadelle reklamı vardı ve altta da Tadelle yazıyordu. Dışarıdan ev sahibimizin kızını çağırdım ve sordum burada ne yazıyor diye. ‘Tadelle yazıyor’ dedi. Reklam ne ise onun adını yazıyor. Tek tek harfleri söyledi bana. Ben de harfleri aklımda tutarak okumaya çalıştım her şeyi. Ne bulsam okumak için çıldırıyordum. Özgür Gündem gazetesi çıktıktan sonra onu okumaya başladım ve okumamı onunla ilerlettim.”

Kocasının kardeşleri eşlerine okuma yazma öğretirken kocası ona öğretmek için çaba sarf etmemiş. “Okuma yazma öğretmedi, ama yabancı birilerine okuma yazma bilmiyorum dediğimde bunu kabul etmezdi, ezilirdi” diyen Rukiye eşiyle arasında geçen bir tartışmayı şöyle aktarıyor: “Eskiden ortasına TV konulan altı çekmeceli üstü de kitap konulan raflı dolaplar vardı. O raflarda kitapların tozunu alırken bana ‘Bu kitapları ellemeyeceksin’ diyordu. Bu benim zoruma gidiyordu, neden elleme dediğini bilmezdim, sormazdım ama çok ağrıma giderdi. Eşim önce CHP’ye üye oldu. Partiye gidiyor geliyor, oradaki kadınları görüyordu. Bana gelip okumayı öğren demeye başladı. Bense okumam dedim, fakat okumayı kendi kendime çoktan sökmüştüm. Bir gün telefon hattı almaya gittik. Eşim artık okumayı bildiğimi öğrenmişti. Telefon hattı satan kadın kağıdı okuyup isim, soy isim; altına imzanızı atın dedi. Ben okuma yazmam olmadığını söyledim, eşim hemen araya girdi ve benim ilkokul mezunu olduğumu, okuma yazma bildiğimi söyledi. Ben inatla ‘hayır bilmiyorum’ dedim. Dışarı çıktığımızda tartıştık. Neden böyle davrandığımı sordu, ben de ona kitapların düzeni bozulmasın diye bana tozunu bile aldırtmadığını hatırlatarak ‘Bu çok zoruma gitmişti, sen niye öyle yaptın, madem zoruna gidiyordu, niye bana okumayı öğretmedin?’ diye sordum. Bir şey diyemedi.”

 

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Aralık 2016 12:15
www.evrensel.net