Zahide ile kaş arası sohbet

Zahide ile kaş arası sohbet

Kuaför salonları bir nevi kadın meydanı iken, memlekete ve kendilerine dair düşündükleri şeylerin nasıl değiştiğini de en iyi gösteren yerler.

Hülya ÖZDEMİR

Gebze-Harem minibüsüne bindiğimde, ineceğim durağı bekliyordum sadece. Kapının önüne geldiğimde sıcak, içten gülümsemesi ile Zahide karşıladı beni. Tek başına çalıştığı işyerinde sıcacık bir ortamdan, içimizden biri olmanın rahatlığıyla 14 yaşında başladığı tekstil isçiliğinden, kuaför olma hikayesinden bahsetti. Sıradan görünmekle birlikte, çocuk yaşlarda hayatın içinde olmanın getirdiği güvenle mücadeleci bir kadın Zahide.

İki çocuk annesi, çalışan, hayatın bütün renklerini içinde barındıran, cıvıl cıvıl bir kadın. Kendi anlatımıyla okuyan, her gün gelişen ve gözlem yapıp sonuçlar çıkaran bir kadın. Her tarafını kızının yaptığı resimlerle donattığı salonunda çaylarımızı yudumluyoruz bir taraftan. “Kaş arası sohbet” diyor kadınlarla sohbetine ve tıpkı terzinin kendi söküğünü dikemediği gibi kendine zaman ayıramıyor.

“Konuşmayı seviyorum” diyerek başlıyor yaşadıklarını anlatmaya. Güzel konuşuyor, güzel ifade ediyor kendisini. Bir de kuaför salonlarının kadınca sohbetleri de pek çok şey katmış ona. Çünkü buralar bir nevi kadın meydanı, kadınların memlekete ve kendilerine dair düşündükleri şeylerin zamandan zamana nasıl değiştiğini de en iyi gösteren yerler.

ELİNİN DEĞDİĞİNİ DEĞİŞTİRME GÜCÜ

14 yaşından 20 yaşına kadar yaptığı tekstil işçiliğini “Yapılacak iş değildi, çok zordu” diye anlatıyor. Yaklaşık 10 yıldır kuaförlük yapıyor Zahide. Kuaför olma hikayesi de bir mücadele: “Evlendim. Çocuk yaptım. Ondan sonra kuaförlüğe başladım. Evde oturmak bana hiçbir zaman cazip gelmedi. Çocuk da doğunca, tek maaşla olmuyor. Ne yapabilirim dedim, oturdum ve ciddi ciddi 1 yıl düşündüm. Biraz el becerimin yatkın olduğunu düşünerek ‘Kuaförlük yapabilirim’ dedim. Halk eğitim kurslarına gittim, çok heyecanlıydım. 8 ay çok güzel zaman geçirdim. Sertifika aldıktan sonra ‘Artık çalışmam lazım’ dedim.”

Güzelyalı’dan Kaynarca’ya otobüsle giderken bir kuaförün önünden geçiyor ve eleman aranıyor ilanını görünce inip giriyor dükkana. “Çıraklık yapacaksın” demişler ona, 1 yıl orada çalışmış. Sonra kendi dükkanını açmış, lakin kriz değiştirmiş işleri...

“Ben bu işi asla yapamam diyordum ve mesleki anlamda 4-5 sene çok zorlandım. Yanımda çalışanlardan çok şey öğrendim. 2008 krizinden sonra, 15 gün müşteri hiç gelmedi dükkana. Sonra asla krizden öncesi gibi olmadı. Şu an da tek başıma çalışmak zorundayım, çünkü ne maaş ödeyebilecek kazanç var ne de sigortalarını yapacak durum var.”

KUAFÖR SALONLARININ KONULARI DEĞİŞTİ

2008 krizinde yaşadığı sıkıntıyla 15 Temmuz sonrası yaşanan süreci çok benzetiyor Zahide. 15 Temmuz sonrasında da işler çok yavaşlamış. “40 yıllık hayatımda hiçbir zaman demokratik bir duruş görmedim. Hem yönetenlerde hem de halkta. Tabii ki aydın, demokrat insanlar var ama, kendi yaşamımdan baktığımda çağdaş köleler gibiyiz -ki artık çağdaşlık da yok- Din ile siyaset yapılıyor. OHAL ile birlikte ekonomik olarak bize, esnafa çok zarar verdiler, kötü etkilerini görüyoruz” diye anlatıyor.

Kadınların kuaför sohbetlerinin de ülke gündemiyle birlikte değiştiğini söylüyor: “Kuaför dükkanına gelen kadınlar 15 Temmuz öncesinde siyasete dair ya da Türkiye’de olan hiçbir olayı konuşmazlardı. Kadınca konuşmalar yapılırdı. Fakat şimdi kadınlar daha çok siyasetin içinden konuşuyorlar. Yine doğuda yaşananlar hakkında fazla konuşan kadın yok; fakat son geçirmek istedikleri istismar önergesi ile ilgili dükkana gelen bütün kadınlar tepkili. Ben hiç sormadan, konuyu hep kendileri açıyorlar. Bence de bu konu kesinlikle karşı çıkılması gereken bir olaydı. Ama gündem değiştirmek için yaptıklarını da bir taraftan düşünmüyor değilim. İstedikleri gibi at oynatıyorlar. Başkanlık sistemi geldiğinde yine geçirecek istediği gibi. Belki de bir taktikti onlar için geri çekme ya da gelen tepkilerden çekindiler... Emin olamıyorum.”

KADINLAR DAHA AYRINTILI VE GÜZEL DÜŞÜNDÜKLERİ İÇİN...

Her sorun kendi çözümünü de tartıştırır ya biz de tartışıyoruz. “Her zamanki gibi kadınlara fazla iş düşüyor. Kadınlar daha ayrıntılı ve güzel düşündükleri için mücadele etmek de aslında biz kadınlara düşüyor. En son katıldığım Kartal’da yapılan Demokrasi İçin Birlik mitinginde bunu daha çok gördüm. Sadece alanın değil, bütün Kartal’ın hınca hınç dolması gerekiyordu. Ama her yeri etkilediği gibi burayı da etkiledi OHAL. Türkiye ancak uzun vadede düzelecek gibi. Bu durumu insan gibi düşünmek gerekiyor. İnsanın doğması, büyümesi, yürümesi ve şekillenmesi nasıl zaman alıyorsa, ülkenin de düzelmesi uzun sürede olacaktır. Siyaseten ayrım yapmadan, Türkiye’de olanlar hakkında sıkıntısı olan her kesimin yan yana gelebilmesi gerektiğine inanıyorum. Ama kadınlar, siyasetin özünde bir dolandırıcılık ve kandırmaca olduğunu düşünüyorlar. Benim konuştuğum AKP’ye oy vermek zorunda olan kadınlar da ‘Evet doğru söylüyorsunuz bir sürü şeyi, ama kime oy verelim’ deyip soruyorlar ve hiç güvenlerinin kalmadığını belirtiyorlar.”

 

Birbirimize güvenmek aslında bizden oy isteyenlere güvenmekten hem daha kolay hem daha etkili. Bunda anlaşıyoruz. Laf lafı açıyor, sohbet bitecek gibi değil... Başka bir gün buluşmak için sözleşip ayrılıyoruz.

 

Son Düzenlenme Tarihi: 04 Aralık 2016 00:55
www.evrensel.net