En büyük sözleşme için geri sayım başladı

En büyük sözleşme için geri sayım başladı

Akademisyen Özgür Müftüoğlu, en az 6.5 milyon işçiyi ve ailesini ilgilendiren 2017 yılı asgari ücret görüşmelerini değerlendirdi.

Uğur ZENGİN / Vedat YALVAÇ
İstanbul

İşçi, patron ve hükümet temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu, 2017 yılında geçerli olacak asgari ücreti belirlemek üzere 6 Aralık’ta toplanacak. Görüşmeler, Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre en az 6.5 milyonu asgari ücretliyi direkt ilgilendiriyor. Ancak temel ücret olması nedeniyle, toplu sözleşme yapabilenler dahil tüm işçiler için belirleyici nitelikte.  

AKP’nin 1 Kasım 2015 seçimlerinde “Asgari ücreti 1300 liraya yükseltme” vaadi üzerine geçen yıl pazarlıksız geçen görüşmelerin aksine bu yıl önceki senelerdeki gibi görüşmelerin daha yoğun geçmesi bekleniyor. İlk toplantısını 6 Aralık’ta Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ev sahipliğinde yapmasıyla başlayacak süreçte, işçi tarafını Türk-İş, işveren tarafını ise Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) temsil edecek. Asgari ücret tartışmalarını değerlendiren Akademisyen Özgür Müftüoğlu, bu tür pazarlıklarda belirleyici olanın güç ilişkileri olduğuna dikkat çekerek sendikaların harekete geçmesi gerektiğini söyledi. 

TÜRK-İŞ 1600 TL İSTİYOR 

Türk-İş, asgari ücret  talebini 1600 lira olarak açıkladı. Türk-İş Başkanı Ergün Atalay yaptığı açıklamada, “Asgari ücrette bu yıl yapılacak artış, geçen yılın gerisinde kalmamalı. Bizim bu düşüncemizi TÜİK’in geçen yıl sunduğu bir işçinin net yaşam maliyeti rakamı da destekler nitelikte. Devletin kurumuna göre, tek bir işçinin yaşama maliyeti geçen yıl net 1600 liraydı. Bu rakam bu yıl en az yüzde 10 artacak ama biz asgari ücrette 2017 için buna imza atmaya hazırız”demişti. 

DİSK: NET 2 BİN TL OLMALI

DİSK ise asgari ücret talebini net 2 bin TL olarak açıkladı.Genel Başkan Kani Beko, 2008 yılı başında 414  dolar olan asgari ücretin 2016 kasım ayı itibariyle 377 dolara gerilediğine dikkat çekmiş, “Asgari ücret artışları söylenenin aksine patronlara yük olmuyor, asıl yükü kamu çekiyor. Asgari Ücret Tespit Yönetmeliğinde yer alan esaslar işçinin insanca yaşamasına yetmemekle birlikte, bu yönetmelikteki ilkelere uyulması durumunda dahi 2017 yılı asgari ücretinin en az 2 bin TL net olması gerekir” demişti. 

‘İSTEMENİN SONU YOK’

Türk-İş’in asgari ücretin 1600 liraya yükseltilmesi talebi için Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ise işçilerin tepkisini çeken şu açıklamayı yapmıştı: “İstemenin sonu yok. Ekonominin realitelerini unutmamak lazım. Zeytini silkelerken dikkat etmek gerekiyor. Dalını, budağını kırmamak lazım ki seneye de zeytin verebilsin.” 2016 yılında, brüt 1647 TL olan asgari ücretten vergiler ve kesintiler düştüğünde net tutar olan 1177 TL’ye asgari geçim indirimi de (AGİ) dahil edildiğinde asgari ücretlinin eline 1300 TL geçti. Türk-İş tarafından kasım ayında yapılan araştırma sonucu 4 kişilik bir aile için yoksulluk sınırının 4 bin 577 TL olduğu açıklanmıştı. Aynı rapora göre bekar bir işçinin aylık yaşama maliyeti ise 1750 TL olarak açıklandı.  

ASGARİ ücret tartışmalarını gazetemize değerlendiren Akademisyen Özgür Müftüoğlu, daha önceki yıllarda asgari ücret tartışmaları açıldığında işçinin aldığı ücretin önceki yıllarla yüzdelik karşılaştırması yapıldığını hatırlatarak şunları söyledi: “Böyle bir karşılaştırma yapılarak bazı hesaplar çıkartılırdı ortaya. Sanki ücretlerdeki artışın yüksek olduğu bir yanılsama yaratılırdı. Oysa baktığınız zaman Türkiye’de özellikle 1980’lerden bu yana sürekli olarak ucuz iş gücü üzerinden bir küresel rekabete girildi ve sürekli olarak işçi ücretleri üzerinde baskı ile ayarlama yapıldı. Burada da asgari ücret temel bir araç olarak görüldü. Yani asgari ücreti düşük tutup böylece emek cephesindeki bütün ücretleri de aşağı doğru çekme anlayışı hakim oldu. Bugün de aynı şeyin tekrar edildiğini ve sürdürüldüğünü görüyoruz.”

KRİZİN YÜKÜ EMEKÇİLERİN SIRTINA YÜKLENECEK

Ekonomik kriz tartışmalarına da değinen Müftüoğlu, “Çok büyük bir devalüasyon var, Türk parası değer kaybediyor. Bunun yanı sıra Türkiye’deki ekonomik istikrarsızlık ile birlikte siyasi istikrarsızlıkta sürüyor. Bu da Türkiye’den büyük bir sermaye çekilmesi demek. Bu noktada sermayenin Türkiye’de tutulması için bundan önceki ’94, 2001, 2008 krizlerinde olduğu gibi krizin bütün yükünü emekçilerin sırtına yükleyecek yol izlendiği görülüyor” dedi.

“Bu işçilerin, emekçilerin çok daha fazla yoksullaşmalarını beraberinde getirir” uyarısında bulunan Müftüoğlu şunlara dikkat çekti: “Dolayısıyla emekçiler açısından tamamen olumsuz bir sonuç ortaya çıkartır. Bundan önceki krizlerde sermaye bir şekilde kendini kurtarmaya çalışmıştı. Ama bu sefer bu kadar başarılı olabilirler mi orası da ayrıca bir soru işareti. Çünkü bu kadar derin bir siyasi krizle birlikte ekonomik krizin olması böyle bir ortaya çıkışı da çok zorlayacağını gösteriyor.” 

Sınıf hareketinin zayıflığına da dikkat çeken Müftüoğlu, “Şimdi bu noktada şunu söylemek lazım. Emekçi karşıtı politikalar zaten bu hükümet iktidara geldiği günden beri izleniyor. Ama burada çok önemli olan bir nokta bundan önceki yıllara göre sınıf hareketinin özellikle OHAL’le birlikte daha da baskı altına alındığı bir süreçte karşımıza çıkmış oluyor. Dolayısıyla burada şunu unutmamak lazım. Bu tür üst düzeyli pazarlıklar, sınıflar arası güç ilişkisinde buradaki  dengeye bağlıdır. Bugün bu dengenin olabildiğince bozuk olduğunu görüyoruz” diye konuştu. 

SENDİKALAR GÜCÜNÜ GÖSTERECEK BİR POZİSYONDA DEĞİL

Yaşananlar karşısında sendikaların tutumunu eleştiren Müftüoğlu, “Sadece DİSK’in asgari ücret konusunda bazı önerileri var gibi görünüyor. Ama bu teklifleri bir mücadeleye dönüştürüp sendikaların gücünü gösterecekleri bir durum maalesef şu pozisyonda pek görünmüyor. Bu dönemin diğer dönemlerden daha olumsuz bir durum olması açısından dikkate almak gerektiğini düşünüyorum.

Her şeye rağmen işçi sınıfının bir şekilde örgütlenerek, işçi sınıfı örgütlerinin kendilerini daha etkili bir hale getirecek çabayı göstermesi gerekiyor. Yoksa işsizliğin, yoksulluğun ve güvencesizliğin yaygınlaştığı bir yere doğru gidiyoruz” dedi. “Yani bu noktada OHAL sürecine ayrıca dikkat çekmek lazım” diyen Müftüoğlu şunları dile getirdi: “Çünkü OHAL demek demokrasinin askıya alınması demek. Türkiye’de zaten zayıf bir demokrasi var. Örgütlülük son derece zayıf. Bunun bir de Olağanüstü hal adı altında iyicene ortadan kaldırılması burada en başta emekçi kesimleri daha da olumsuz etkileyecek. Daha da ellerinde var olan hakları ortadan kaldırmaya yöneltecek. Sermaye için bir fırsat haline dönüştürecek bir durum çıkartıyor karşımıza.”

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.