Yokluk ülkesinde varı yok saymak

Yokluk ülkesinde varı yok saymak

Kürt Yazarlar Derneği Eş Başkanı Yıldız Çakar, Mühürsüz Yazılar bölümünde Kürt kültür ve edebiyatı ile asimilasyon politikalarına dair yazdı.

Yıldız ÇAKAR

Dünyada yazının icat edildiği ve 5 bin yıl önce bile kil tabletlere türlü meselenin yazıldığı bu yüzden Ahmet Arif’e de “Beşikler vermişim Nuh’a Salıncaklar, hamaklar, Havva Ana’n dünkü çocuk sayılır” dedirten bu coğrafyanın en eski halklarından olan Kürtlerin bugünlerde sadece siyasi ayakları değil doğal haklardan olan dil ve kültürel faaliyetleri de saldırıya uğruyor.

20. yüzyılda her türlü asimilasyonun yanında kültürel asimilasyonu da en ağır şekilde yaşayan ve yaşadıkları siyasi sınırlar içinde hâlâ dilleriyle ilgili sorunlar içinde debelenen Kürt halkı, yakın zamanda dilleri ve edebiyatlarını yeniden var etmek için çok çaba harcayarak görünür şeyler yapmaya başladı.

Halkının binlerce yıllık tarihine rağmen ancak birkaç on yıllık varlığından söz ettiğimiz modern Kürt edebiyatında bu kültürün emekçileri, yüzlerce yıllık yazılı eserleri ve çok zengin sözlü edebiyatı aslında bir dünya kültür mirası olarak görünür kılma mücadelesinin yanında yeni eserlerle de yeniden diriliş mücadelesi veriyor.

Kürt şair ve yazarlar, başka toplumlardakilerin aksine maddi manevi destekten yoksun olarak ortaya çıkıp ayakta durmaya çalıştıkları bu dönemde, Türkiye’de zamanın ruhuna uygun ve bir nebze serbestçi söylemin olduğu siyasi ortamda örgütlenme yoluna gittiler. Çoğu Kürtçe eserleri olan bir grup şair ve yazar, 2004 yılında Diyarbakır’da bir araya gelip ilk olarak Kürt Pen adıyla oluşuma gidip sonra bunu Kürt Yazarlar Derneği olarak sürdürdü.

Merkezi yönetimden ve hatta bölgedeki belediyelerden bile maddi destek görmeyen, 200’den fazla üyeli bu oluşum; panel, konferans ve edebiyat günleri düzenleyip, yazarları okuyucuyla buluşturma gibi küçük çabalar gösterebildi.

Kurucu üyesi olduğum ve kısa bir süre önce başkanı seçildiğim bu yazar derneğinde diğer yönetici arkadaşlarımızla birlikte sınırlı imkanlarla da olsa bazı faaliyetler için organize olduk. Hazırladığımız projelerle şiir ve öykü antolojisi oluşturma, 3 dilde Diyarbakır Cezaevine dair bir antoloji çalışması, Mardin’de uluslararası edebiyat günleri düzenlemek gibi birkaç çalışmayı başlatmak üzere olan derneğimiz de ne yazık ki herkesin nasiplendiği OHAL’de istisna tutulmadı. Çocuk ve yoksullara yardım dernekleri ile çocuklara hitap eden televizyon kanalının dahi kapatıldığı böyle bir ortamın yazarlar derneğini teğet geçmesi beklenemezdi doğrusu.

Ancak ülkenin “Asimilasyonu ayaklarının altına aldığını” söyleyen ve sürekli ileri demokrasi iddiasındaki aynı yöneticileri görevde iken ve şiir okuduğu için hapis yatan bir cumhurbaşkanının olduğu Türkiye’de Kürt şair ve yazarların, kültürel faaliyet içindeki derneklerinin kapatılmayacağını düşünmüş olmaları çok naif ve safiyane bulunmamalı değil mi?

Aylarca süren çatışmada zarar gördükten sonra kepçelerle yıkılarak gözümüzün önünde enkazın kamyonlarla taşındığı ve yakında geçmişe dair çok şeyin silinip gidecek olan Diyarbakır Sur’da bulunan yerimiz geçen haftalarda mühürlendi. Bizlere ulaşan polisin mühürlediği bina, kısa bir süre sonra kapatma kararıyla birlikte bu kez bizleri çağırmadan diğer yasal işlemleri de uyguladı. Yani artık 12 yıllık bir geçmişi olan ve beraber yaşlanacağımızı umduğumuz derneğimiz hukuken ve fiziken yok. Kimileri için çok şey ifade etmese de kuruluşunda ve yaşamasında emeği olanlar için duygusal yanı ağır doğrusu.

Burada hatırlamamız ve hatırlatmamız gereken bir şey var. 12 Eylül darbesinden sonra da benzer bir durum yaşandı fakat o günlerde sürgün olan Kürt aydın ve yazarlarının süren çabaları sürgünde bir Kürt edebiyatı yarattı. Baskı, inkar ve asimilasyon gibi yöntemlerin dil ve kültürü ortadan kaldıramadığı görüldü. Çoktan denenmiş bu yöntemlerin 21. yüzyılda tekrar uygulanmaya çalışılması sadece kötü izler bırakacak olan beyhude bir çabadır.

Kısacası binlerce yıllık bir sözlü edebiyatı olan bir halkın doğuştan gelen kültürel haklarının kullanımı ve kültürel birikimi önü alınamaz bir nehir gibi kendine akacak bir mecra bulacaktır. Ancak bunun hoşgörü ortamında ve mihnetsiz gerçekleşmesi ile tarihe kara bir leke bırakacak uygulamalara rağmen gerçekleşmesi arasında büyük bir fark vardır. Dileğimiz antidemokratik uygulamalar ve asimilasyoncu yaklaşımın daha önce söylendiği gibi ayak altına alınması ve yıkıcı tavırların zihinlerde iz bırakmamasıdır.

Büyük Kürt Filozofu Ehmedê Xanî’nin yüzyıllar önce söylemiş olduğu şu sözleri; “Bir su ki kaynaktan duru olarak akıyor / elbette kendi kendini koruyacaktır” bugüne, bize ve yarına büyük bir cevaptır.

Son Düzenlenme Tarihi: 01 Aralık 2016 07:41
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.