Adana'daki yurt yangınında medyada aynı orta oyunu

Adana'daki yurt yangınında medyada aynı orta oyunu

'Kız yurdunda facia', 'Yurtta facia', 'Acımız büyük', 'Adana’da facia', 'Yüreğimiz yandı', 'İçimiz yandı'….

Yüreğimizin yangınlarının zaten sönmediği ülkede önceki akşam bu kez (ve yine) yoksul çocukların kaldıkları yurt binasında hayatlarını kaybettikleri haberi memleketin “çok satan” gazetelerinde bu başlıklarla verildi. “Facia”, “yüreğimiz” ifadelerinin de içinin zaten nicedir boşaltıldığı, klişeleşmiş, sorumlulara (İktidara) dokunmayan, hatta kurduğu başlıkla daha baştan muaf tutan; yetkililerin hemen olay yerine varıp, duruma “el koymalarını, olayda “varsa” ihmalin, “varsa” sorumluların derhal yargı önüne çıkarılacağını, yaraların hızla sarılacağını bildiren beyanları öne çıkaran; ve tabii bir de birkaç acılı yakının kaybettikleri canlarıyla ilgili sarf ettikleri dokunaklı sözler… 

Yurtta facia, madende facia, fabrikada facia… “facia”, “yüreğimiz yandı” ifadelerinin yer aldığı haberlerinin paket programı budur.

“Facianın” büyüklüğüne, ölenlerin sayısına göre bakanlar, bürokratlar, milletvekilleri olayın hemen ardından beraberlerinde onlarca koruma, onlarca araç olay mahalline gidilir. Yürekler ağızda çocuklarından haber bekleyen yoksul aileler ayaklarında terlik, sırtlarında hırka yağmur, soğuk altında perişanken, mesela Aile Bakanı kameralara “araştırma sürüyor, sorumlular cezalandırılacak, şimdi buradan da hastaneye gideceğiz” klişesini üzerine üç şemsiye tutulurken tekrarlar … 

HER SEFERİNDE AYNI ORTA OYUNU

Her “faciada” bu orta oyunu tekrarlanır. 

Zaten hemen ilk iş yayın yasağı konur. 

“Facianın” öznesinin küçük kız çocuklarının olması haberi sunanların, olay yerinden bildirenlerin, açıklama yapan yetkililerin ses tonlarını bir miktar değiştirse de, “Denetim yapıldı mı”, “İhmal var mı”, “Müdahale zamanında yapıldı mı”, “Yangın merdiveni kilitli miydi” gibi mevzunun kalbine dokunmayan sorular/anlatımlar gazetecilik olarak sunulur. 
Çoluk çocuğumuzun tarikat yurtlarında ne aradığı, devletin kendi eliyle çocuklarımızı cemaatlere, tarikatlara neden teslim ettiği, kaçak olmasına rağmen nasıl faaliyet yürütebildikleri gibi işin esasını ortaya çıkaracak sorular sorul(a)maz. Sorma ihtimalleri olanlar da, Evrensel Muhabiri Volkan Pekal ve olay yerinde incelemelerde bulunmak isteyen Eğitim Sen Adana Şube Başkanı Ahmet Karagöz ve Eğitim Sen yöneticileri örneğinde olduğu gibi gözaltına alınarak, alan temizlenir!

Ve bu yandaş, candaş, kandaş medyada haber değeri taşımaz!

Taşımaz çünkü “medya” siyaset bilimcisinden güvenlik uzmanına, iktidar cephesi kadrolarıyla doldurulan “tartışma” programlarında, çocukların ölümü için “kader sonuçta” diyebilen Prof. unvanlı şahsiyetlerden; “ihmal”, “denetim”, “müdahale” gibi asgari gazetecilik sorularına bile muhatap olduklarında öfkelenerek, “Şimdi seyircilerin karşısında çok zeki sorular sorduğunuzu zannetmeyin. Çok hovarda bir üslubunuz var. Çok kendini bilmez bir tavrınız ve tarzınız var” deme cüretini gösteren belediye başkanlarından, itfaiyenin, ambulansların ve dahi devlet erkanının hemen olay yerine varmalarını “İşte devletimiz de valisiyle, belediye başkanıyla, sağlık müdürüyle… oradalar” diye kafi görenlerden müteşekkil. 

YANDAŞLARDAN ‘FETÖ’CÜ KILIFI

Yandaşlıkta, vasatlık ve müptezellikte çıta öyle yerlerde ki, yandaş kanallardan birinde yayımlanan medya programında yangınla ilgili “FETÖ”cülerin attıkları tweetlerden duyulan rahatsızlık ve öfke, küçük çocukların ölümünün önüne geçiyor; “Alçak cemaatçiler, yangını iktidara vurmak için kullanıyor” yorumlarında küfür ve hakaretsiz cümle kurulamaz oluyor. Derken iş, yangının “İktidarı zayıflatmak için” “FETÖ”cülerin sabotajı bile olabileceğine varıyor…  Gazetecilik yapmaya çalışan muhabirlerden Aljazeera Turk’ten Umay Aktaş Salman, yurt yangınında hayatını kaybeden 5. Sınıf Öğrencisi Cennet Karataş’ın morg önünde bekleyen babasının şu sözlerini aktardı: “Köyde okul yoktu. Aladağ’da başladı. Tek yurttu burası. Eleştirme şansımız da yoktu ki. Başka seçeneğimiz yoktu. Mecburduk. Ücretsiz kalıyordu.” 

İşte bütün hikayeyi ortaya çıkaracak bu birkaç cümle bile duyulmasın diye fıtrat, kader perdesi kalın kalın çekilip, orta oyunu sahneleniyor. Ama tabii tutuklamayla, yasaklamayla, sansürle, baskıyla nereye kadar? Gerçeklerin ortaya çıkma gibi kötü bir huyu var, o n’olacak? (MEDYA SERVİSİ)
 

www.evrensel.net