28 Kasım 2016 09:48

‘Hastaların mağdur edilmesine karşı çıktım, ihraç edildim’

KHK ile ihraç edilen SES Kayseri Şube Başkanı Orhan Karakaya, hastaların mağdur edilmesine karşı çıktığı için ihraç edildiğini anlattı.

Paylaş

Veli ŞAHİN
Kayseri

Son yayınlanan 677 sayılı KHK ile Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki görevinden ihraç edilen SES Kayseri Şube Başkanı Orhan Karakaya ile ihraç edilmesinin ardındaki nedenleri ve neredeyse ömrünün yarısını verdiği sendikal mücadeleyi konuştuk. Kayseri’deki kamu hastanelerinde yaşanan usulsüzlüklere ve yanlış uygulamalara, iktidarın sağlığı piyasalaştırıcı politikalarına karşı verdiği mücadele nedeniyle ihraç edildiğini söyleyen Karakaya, “Bir iş yerinde malzeme kaybolduğunda aylarca süren soruşturma yapılırken ve belgelendirmesi gerekirken, bir insanın ekmeğinden bu kadar kolay edilmesi hazmedilir bir durum değil” diye tepki gösterdi. Sadece sağlık emekçileri değil, aynı zamanda taşeron işçileri, üniversite öğrencileri, farklı işkollarından işçiler için verdiği mücadele dolayısıyla da Kayseri halkı tarafından yakından tanınan Karakaya, “Emek ve demokrasi için daha büyük birlik, bugün değilse ne zaman?” diye sordu.

TÜM-TİS İŞÇİLERİNDEN TAŞERON SAĞLIK İŞÇİLERİNE KADAR...

Mücadele geçmişinizden biraz bahsedebilir misiniz?

1996 yılında engelli kadrosuyla eski kapatılan SSK hastanesinde işe başladım. Yirmi bir yıllık memuriyet hayatım var. 1997 yılında sendika yönetimine girdim. 1998’den sonra 18 yıla yakın şube başkanlığı yaptım. Şube başkanı olmadığım dönemlerde de işyeri temsilcisiydim. Neredeyse ömrümün yarısı sendikal mücadele ile geçti.

AKP’nin en özelleştirmeci hükümet olduğunu biliyor ve ifade ediyorduk. Sermaye yanlısı ve sermayenin çıkarlarına biat eden bir hükümet olduğunu da her defasında ifade ettik. Ve dediğimiz de oldu; AKP hükümet olduğu sürede kamu adına ne varsa özelleştirdi. 1980 sonrası ANAP hükümeti özelleştirme konusunda birinciydi ama onu bile geride bıraktı. Satmadığı devlet kurumu kalmadı. Ekonomiyi bugüne kadar idare edebilmesinin nedeni de en özelleştirmeci hükümet olması.

Sendikal mücadele nedeniyle daha önce davalık oldunuz mu ya da herhangi bir ceza aldınız mı?

Sendikal mücadelem, yaptığım eylemlilikler, yaptığımız faaliyetler sonucunda hiçbir ceza almadım. Çoğunluğu 2911’e muhalefet etmek üzere hakkımda yetmiş, seksen tane idari soruşturma açıldı, basın yoluyla hakaret vb gibi. Ama hiçbirinden ceza almadım.

Siz aynı zamanda TÜM-TİS işçilerinden, Et-Balık Kurumu işçilerine, CEHA işçilerinden hastanelerde çalışan taşeron işçilere kadar verdiğiniz mücadeleyle de tanınıyorsunuz... Neden sadece kamu emekçileriyle sınırlı bir mücadele yürütmediniz?

KESK’in kurulduğu dönemde kamuda çalışmıyordum. Ama kuruluş dönemini ve hangi koşullarda kurulduğunu biliyoruz. 12 Eylül darbesinden sonra bahar eylemleri, Zonguldak maden işçilerinin eylemleri gibi bir süreç sonrasında, kamu emekçileri hareketinin ve hareketin öncülüğünü yapanların nasıl örgütlendiğini birçok yazılı ve sözlü kaynaktan öğrendik. Bu doğrultuda “Kamu emekçileri nasıl örgütlendi?” diye bir soruya cevap verecek olursak, bizim bugün yaptığımız gibi, o dönem de dost kurumların bürolarını ve mekânlarını kullanarak, buralarda toplantılar yapılarak bugünkü sendikalarımızı kurduk. Bu mücadeleci ve dost kurumların kendi sendikalarını bize açmaları ve bizim örgütlenmemize yardımcı olmaları, bizim kurulmamıza vesile oldu. Demokrasi ve sendikal mücadele ancak kamu emekçileriyle birlikte işçi sınıfının örgütlenmesiyle kazanılabilir. İnsan hakları gibi evrensel boyuttaki hakların Türkiye’de kazanılması da ancak başta işçi sınıfının örgütlenmesi olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin örgütlü olması ile mümkün diye düşünüyorum. Hem sendika olarak hem de bireysel olarak işçi sınıfı ve emekçiler başta olmak üzere farklı kesimlerin ortak mücadelesini savunan bir anlayışımız var. Bunun için de Kayseri’de verilen işçi mücadelesine elimizden geldiği kadar yardımcı olduk. SOMUT BİR

GEREKÇE YOK

Mücadeleyle dolu bir geçmişin ardında geçtiğimiz hafta yayınlanan 677 KHK ile ihraç edildiniz. Neden atıldığınıza dair somut bir neden sunuldu mu?

İktidar OHAL’den aldığı güç ve yetkiyle çıkardığı KHK’lerle bizleri işten attığı için tarafımıza bilgi verilmesi söz konusu olmuyor. Bu nedenle de resmi gerekçesini öğrenmemiz, bilmemiz mümkün olmuyor. Görevimizden ihraç edildiğimizi listelerden öğreniyoruz. Sorgusuz sualsiz işimize son veriliyor ve on binlerce kişi olarak ne için atıldığımızı resmi olarak bilmiyoruz. Ama bir fikrim de var mutlaka. Ne için işimden atılmış, ihraç edilmiş olabileceğimi ihraç edildikten sonra Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimlik önünde dost kurumlarla birlikte yaptığımız basın açıklamasında da ifade ettim. Kayseri’deki kamu hastanelerinde yaşanan usulsüzlüklere ve yanlış uygulamalara karşı, genel itibariyle de sağlık politikasındaki yanlış uygulamalara karşı verdiğim mücadele ihraç edilme sebeplerimden birisi olarak gösterilebilir. Aynı zamanda geçmiş ve şimdiki AKP hükümetinin sağlık hakkımızı paralı hale getirmeye dönük, özelleştirmeci, sağlığı piyasalaştırıcı politikalarına karşı verdiğimiz mücadele ve aydınlatmafaaliyetleri de ihraç edilme nedenlerimden biri. Bugün geldiğimiz süreçte devlet ve özel hastanedeki muayenelerde ücret alınıyor olması, eczanelere gittiğimizde ödediğimiz ilaç fark ücretleri ve özel hastanelerdeki muayenelerde yüzde 200’e kadar alınan katkı-katılım payları sağlığın özelleştirildiğinin de, piyasalaştığının da göstergesi durumunda.  Sağlık hakkımızın özelleştirilmesi ve piyasalaştırılmasına, hem sağlık çalışanları hem de hastaların mağduriyetlerine karşı yaptığım gerek yazılı açıklamalar, gerekse kamuoyu nezdinde verdiğimiz mücadele de ihraç gerekçesi olarak tarif edilebilir.

Listelerin iş yerlerindeki fişleme listeleriyle, ihbarlarla ve bizzat yöneticilerin bildirmeleriyle belirlendiği ileri sürülüyor. Sizin bu konudaki düşünceniz nedir?

İsmimin idareden gittiği düşüncesindeyim. Genel olarak da öyle bir kanı var. Niçin idare isminizi versin derseniz de şimdiye kadar ki yaptıklarımız ve en son 22 gün önce yaptığımız basın açıklamasında söylediklerimizden olabilir. Yaptığımız bu açıklamada, başhekimin yıllardır 2. blok 1. katta hizmet veren göz polikliniğini kendisine makam odası yapmak için 4. Blok bodrum kata taşımasını eleştirmiştik. Göz polikliniğinde bulunan malzemelerin zemin kata taşınması nedeniyle, halkın rahat muayene olamadığını ve bununla birlikte sürekli su bastığı için cihazların riske atıldığını bu durumun kamu zararına olduğunu ifade ettim. Bu açıklamada hastanemizin ortopedi servisinde usulsüzlük yapıldığını düşündüğümüz keyfi ameliyatların kurumu ve halkı zarara uğrattığını, bazı doktorlara haksız kazançlar sağlandığını dile getirmemiz de sanırım bardağı taşıran son damla oldu. Bunları neden eleştirdik? Çünkü hükümet yirmiye yakın şehirde kampüs hastane yapmakla övünüyordu. Bu hastanelerden biri de ilimiz Kayseri’de yapılıyor.
İnşaatı beş altı yıldır devam ediyor ve en geç 2018 yılında biteceği söyleniyor. Bugün, ihraç edilmeden önce çalıştığım hastanenin oraya taşınması söz konusu. Böyle de bir hedef varken hastanenin hala inşaat halinde olması ve başhekimin kendisine makam odaları yaptırması, vatandaşın parasını harcaması kamu vicdanı ve sendika olarak bizi rahatsız ediyordu ve buna karşı çıkmamız gerekiyordu, duyurmamız gerekiyordu.

Hükümet yetkilileri ihraçlar için “At izi it izine karışıyor” gibi açıklamalar yaptı. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Yüz binlerce kişinin işinden atılması, adil bir yargılama olmadan yapılan işten atmalar ahlaki değil ve demokratik bir ülkede böyle şeyler yaşanmaz, yaşanmamalıdır. Bir iş yerinde malzeme kaybolduğunda aylarca süren soruşturma yapılırken ve belgelendirmesi gerekirken, bir insanın ekmeğinden bu kadar kolay edilmesi hazmedilir bir durum değil. 16 Temmuz itibariyle bitmesi gereken darbe, iktidar tarafından iktidarını sağlamlaştırmak için kullanılıyor. FETÖ terör örgütü bahanesi ile aldığı OHAL yetkisini kendine muhalif tüm çevrelere baskı yapmak için kullanıyor. Başkanlık ve dikta yolunda karşısına çıkabilecek ne varsa yok etmek istiyor. Basın açısından da durum farklı değil. Gazeteciler cezaevinde, TV’ler kapanıyor, kültür dergisi bile kapatıldı daha ne denilebilir ki. Açıkça görünüyor ki darbe süreci devam ediyor. İktidar da ülkeyi böyle yönetmeyi çok sevdi. Suçu ispatlanana kadar herkes suçsuzdur.

Hukukun bu temel felsefesi yok sayılıyor. Suçlayacağınız, hapse atacağınız, ceza vereceğiniz kişiyi gerekçesini önüne koyar öyle atarsanız. Bunun adı hukuk ve adil yargılama, cezalandırma olur. Ama AKP hükümeti ile birlikte hukuk nasıl işletiliyor? Kişileri, gazetecileri hapse atıyor, memurları açığa alıyor, ihraç ediyor sonrada suçun yoksa sen ispatla kardeşim diyor. Böyle bir hukuk yok, olamaz.

KORKMUYORUM, ÇÜNKÜ ÖRGÜTLÜ OLMAMIN VERDİĞİ GÜVEN VAR

Muhalif çevreleri korkutmak, sindirmek üzere OHAL’in uygulandığını düşünüyorsunuz. Peki, bu ihraç sizi korkutur mu?

Örgütlü mücadelenin geriletilmesi için korkutma politikası uygulanır. AKP hükümeti de bu politikayı izliyor. Ben korkuyu yaşamadım çünkü örgütlü olmamın verdiği bir güven var. Bu yola çıkarken her şeyin yaşanabileceğini biliyorduk. Özellikle diktaya giden böyle süreçlerde buna benzer şeyler yaşanabileceğini biliyoruz. Korkmuyoruz, çünkü iktidar korkuyu egemen kılmaya çalışıyor. Bizler bunlara asla malzeme vermeyiz. Saldırılar özellikle başkanlara, temsilcilere yani mücadelenin önünde olanlara oluyor. Bu kişiler üzerinden tabana bir mesaj yollanıyor. Bu anlamda üyelerimize ve kamu çalışanlarına, ülkenin gidişatından rahatsız olanlara düşen de üyelerin sendikaya daha fazla sahip çıkması, üye olmayan insanların da baskı yapılan sendikalara üye olmaya yönelmesidir. İktidarı bu uygulamalarından vazgeçirecek olan da budur. İktidar, her saldırıdan sonra emek, demokrasi mücadelesi veren sendikaların altının boşalması ve insanların hak arayışlarını terk etmesi, mücadeleci sendikalardan istifaların yaşanmasını istiyor.
Böyle bir durum olduğu zaman hükümet cesaretlenir ona göre adımını atar ama söylediğim gibi tam tersine saldırıya uğrayan meslek örgütlerine, sendikalara, kurumlara kişiler ve üyeleri daha çok sahip çıkarsa bu saldırılar püskürtülür. Gönlü, yüreği bizimle olan, haksızlığa uğradığımızı düşünen emekçiler gelip sendikamıza üye olarak dayanışma içinde olmalıdırlar.

İhraç edilmenizin ardından nasıl bir dayanışma gelişti sizinle?

İhraç edildiğim günden bugüne, yüzlerce insan aradı. İnsanlar bana fazlasıyla sahip çıktılar, maddi manevi ne yapabiliriz diye sordular. Arayanlar arasında taşeron işçiler de var. Açıklamamızda da alkışlarıyla destek olmuşlardı. Yürekleri benimle olan insanlar var. İşte bu beni ayakta tutuyor ve mücadele azmimi arttırıyor. Çözüm için insanca bir yaşam mücadelesi veren, hukuktan, demokrasiden yana olan, insan haklarını savunan demokratik kitle örgütlerinin birlikte mücadelesi etmesi gerekiyor. Özellikle tabanın da üye olduğu, destek verdiği hangi kurum varsa bu birlikteliği zorlaması gerekiyor. Bu saldırı bugün bize yapıldı, yarın başkasına yapılacaktır. Eğer bu saldırıyı durduramazsak, gidişatın önüne set olamaz isek AKP ve Cumhurbaşkanın kendi gibi düşünmeyenleri bırakın kendi gibi yaşamayanlara bile tahammül edemeyeceği açıktır. İktidarın faşizan uygulamaları ve başkanlık dayatmalarına karşı OHAL’in, KHK’lerin son bulmasını istemek başta olmak üzere buna benzer üç dört talebi önümüze koyarak birleşmemiz gerekiyor. İşçi ve emekçilere dönük örgütlenmeyi başaramazsak süreç kolay görünmüyor. “Milli irade” denen meclisin bertaraf edildiği, sadece meclise hapsedilmiş bir mücadele ve muhalefetlik iktidarın adımlarını engelleyemez. Emek ve demokrasi için daha büyük birlik, bugün değilse ne zaman?

ÖNCEKİ HABER

El Bab kapısı Türkiye’ye kapalı

SONRAKİ HABER

Sudan'da 3 Haziran katliamıyla ilgili komisyon kurulacak

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa