Bir Destan Sözcüğü: Melih Cevdet Anday

Bir Destan Sözcüğü: Melih Cevdet Anday

C. Hakkı Zariç şair, denemeci, oyun yazarı, romancı, köşe yazarı, gezi ve öykü yazarı büyük usta Melih Cevdet Anday'ı yazdı.

C. Hakkı ZARİÇ

Melih Cevdet ile Orhan Veli aralarında bir şaka uydurmuşlardı. Ünsüzle biten kimi Türkçe sözcüklerin başına, Fransızca la-le tanımlıklarını getirerek konuşuyorlardı araladında bazen. 

Öğle vakti, iki yaren işe dönmek için acele etmeden atıyorlar adımlarını,  Ankara bildiğiniz gibi. Devlet Tiyatrosu’nun bulunduğu yerin köşesinde ayrılacaklarken “L’Akşama buluşalım, L’Akşama” diye sesleniyorlar birbirlerine. Yerin kulağı yoksa da sağda solda gezinenlerin kulağı var elbet. “L’Akşama” iş açıyor başlarına; Samsun’da çıkan bir gazetedeki köşe yazısı hükümeti göreve çağırıyor: “Şu yeni ozanların züppeliğine bakın. Birbirlerinden ayrılırken L’Akşama diyorlar, akşama demiyorlar. Hükümet mani olmalı buna.”
...

Vakit keraate ermiş. Ankara’da bir gün akşam olmuş gene. Postane Caddesi’ndeki Şükran Lokantası’nda dem tutan şairler Yenişehir’e doğru yol alıp Kutlu Kahvesi’ne sermişler postu. Genciyle yaşlısıyla nice edebiyat meraklısının mekânlarından biri ne de olsa. O günlerde Orhan Veli’nin “Oktay’a Mektuplar” adlı şiirinde yazdıkları herkesin dilinde:

Ve bugünlerde Melih’le ben
Aynı kızı seviyoruz

Orta şiddette bir deprem dönüyor edebiyat magazininde haliye. Kutlu Kahvesi’nde Melih Cevdet’in yanına yaklaşan Hasan Âli Yücel “sahi mi?” diye bu meseleyi soruyor. İki şairin “evet” yanıtı üzerine “Yahu neden birbirinizi öldürmüyorsunuz?” diye takılıyor ikiliye.
Müşfik Kenter, Harbiye Tiyatrosu’nda “Bir Garip Orhan Veli”yi oynarken, ön sıralardan birinde oturmaktadır Melih Cevdet. “Oktay’a Mektuplar” şiirindeki malum dizeler geçerken oyunda doğrulup seyirciye bakıyor Kenter. Melih Cevdet’in yanında yöresinde oturanlar da dönüp şaire bakıyor “Kim bu kız?” diyen meraklı gözlerle.
...

Melih Cevdet’in askerlik yılları. Kışlada bir cumartesi akşamı tertibi düzenleniyor. Protokol yerleşmiş koltuklarına. Kadınlar İstanbul modasına göre giymiş, kentin bütün ileri gelenleri orada aileleriyle. Yedeksubay olarak askerliğini yapan Melih Cevdet öteki bekârlarla bir köşeye büzülmüşler, oradan buradan konuşuyorlar.  Danslar, şarkılar, fıkralar derken içlerinden birinin azizliğine uğruyor Melih Cevdet. Şair olduğunu ifşa ediyor bir arkadaşı. Madem ortamda bir şair var, çıkıp şiir okusun. Komutan da olur verdikten sonra çıkıp şiir okumaya başlıyor Melih Cevdet. Salonda en ufak bir tepki yok. Bir şiir daha, bir şiir daha; ama nafile.
“Nedir asteğmenin bunlar?” diye soruyor komutan, “Şiir komutanım, “diyor şair. “Nasıl şiir?” dercesine yüzüne bakan komutana mecburen durumu anlatmaya koyuluyor Melih Cevdet. “Efendim biz üç arkadaş şiirde bir yenilik yapmak istedik. Eski şiirler işe yaramaz birtakım insanların saçma sapan duygularıyla doluydu. Baştanbaşa büyük bir temizlik gerektiğine inandık. (…) Vezni, kafiyeyi attık. Teşbihi, istirareyi attık…”

Sevindi komutan, elini sevinçle sırtına koyuyor Melih Cevdet’in. “Yani, siz böyle böyle şiiri ortadan kaldıracaksınız, değil mi?”
...

Orhan Veli’nin erken yaşta ölümü, Oktay Rifat’ın da mesele hakkında çok az yazması nedeniyle Garip şiirini savunmak ve onun hakkında yazmak neredeyse tümüyle Melih Cevdet’in üstüne kalmıştır. Garip’in doğup serpilmesi, zamana karşı durması ve savunması Melih Cevdet’in anlatımlarında ve yazılarında daha bir gün yüzüne çıkmıştır, diyebiliriz. Orhan Veli’nin ölümüyle anlatmaya ve yazmaya başladıklarına gazete sayfalarındaki köşesinde de devam etmiştir Melih Cevdet. Elbette burada kişisel bakış açısı ön plandadır ve kendi iddiasına göre Garip’ten ayrılan ilk şairin kendisi olduğunu söylemektedir Melih Cevdet.
Sadece şair olarak anmak, Melih Cevdet için haksızlık olur. Bir o kadar denemeci, bir o kadar oyun yazarı, bir o kadar romancı, bir o kadar köşe yazarıdır. Aynı zamanda anıları, gezi yazıları, öyküleri, günlükleri ve mektuplarıyla yazın hayatımızda büyük bir yeri vardır Melih Cevdet’in.

28 Kasım 2002’de aramızdan ayrılıp sonsuzluğa uğurlandığında, Büyükada’da dinlenmeye çekilirken dostları, okurları, sevenleri yalnız değildi; bir destanın sön sözcükleri gibi mezarlığın etrafına dizilmiş atlar da selam veriyordu ustaya. 

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Kasım 2016 15:07
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.