‘Kim kimi güverteden atar?’ SALT Galata’da

‘Kim kimi güverteden atar?’ SALT Galata’da

‘Kim Kimi Güverteden Atar?’ sergisinde göç, sınırlar, yurttaşlık, duvar yazıları, filmler ve enstalasyonlar bir araya getirildi.

Oliver Ressler’in Kim Kimi Güverteden Atar? isimli sergisi SALT Galata’da açıldı. Sanatçının son 12 yıldaki üretimlerinden oluşan sergi, göç, sınırlar, yurttaşlık, sermaye ve alternatif ekonomileri irdeleyen fotoğraf işleri, duvar yazıları, filmler ve enstalasyonları bir araya getiriyor. Ressler’in işleri, süregelen bir küresel krizin iç içe geçmiş yüzleri olarak okunabileceğine işaret ediyor.

Viyana’da yaşayan ve çalışan Oliver Ressler ekonomi, demokrasi, küresel ısınma, direniş biçimleri ve toplumsal alternatifler gibi meseleler üzerine üretim yapıyor. İşleri yaygın olarak uluslararası kurumlarda sergilenen sanatçının filmleri, 2013’te Centre d’Art Contemporain Genève’de gösterildi. Finansal kriz konulu gezici sergi “Politik Ekonomi Bu, Aptal” ile 2014’te Viyana’daki Secession’da düzenlenen “Ütopik Dürtü - Karanlık Odada Alevler” araştırma projesinin eş küratörü olan Ressler, Prix Thun Sanat ve Etik Ödülü’nün sahibi.

Ressler’in üretimi, krizin cisimsiz sesleri, görünür belgeleri ve ezeli düşmanına mevcudiyet kazandırıyor. Sanatçı, bu düşmanı, “devletsiz ve mülksüzlerin düzeni hedef alarak rekabetçiliği bozguna uğrattığı, dikenli tellerle kuşatılmış kontrol noktalarını alaşağı ya da fabrikaların işleyişini ters yüz ettiği toplumsal bir buluş. Ekonomi diye bilinen enkazdan günün birinde gezegeni kurtaracak ve yaşamaya değer bir hayat yaratacaksak hiç olmazsa buna ihtiyaç var.” diye tanımlıyor.

MÜLTECİLERİN ANLATIMLARIYLA TÜRKİYE

Serginin SALT Galata kat -1’deki bölümündeki filmlerde, kentte kendi kendine örgütlenen faaliyetler ile mültecilerin durumu üzerine bir araştırma sürecinin ardından, kurumsal Avrupa’dan “iltica” dilenmeyi reddederek hayatını burada sürdürmeyi seçen Suriyeli bireylere odaklanıyor Oliver Ressler. “Türkiye’de Suriyeli mülteci yok” (There are no Syrian refugees in Turkey, 2016) filmi, Avrupa’nın bu en büyük metropolündeki “misafirlik” durumunu inceliyor. Filmde Arapça söyleşileri yer alan mülteciler, İstanbul’da geçinmenin zorlukları ile Avrupa Birliğinin (AB) yalnızca bir avuç mülteciye isteksizce kapılarını açmış olmasından bahseder. Görüşmelerin 15 Temmuz darbe girişimini takip eden haftalarda yapılmasından dolayı, kendi durumlarının kırılganlığını yoğun bir şekilde hissediyorlar.

Türkiye’de Suriyeli mülteci yok filminin yanında, Ressler’in 2016 yapımı bir önceki filmi “Acil Durum Tepetaklak” konumlanıyor. Sanatçı bu filminde, mültecilerin Avrupa’daki varlığını, zorunlu göçe yol açan savaş, terör ve ekonomik darboğaz tanımlamalarına daha uygun olan “acil durum” ifadesiyle niteleyen müstehzi ve insanlık dışı söylemi sorguluyor. Film, milliyetçiliğin dar kafalı hapishanesi ile dayattığı dış, iç ve toplumsal sınırların karşısına, sınırların olmadığı hayali bir dünyanın uçsuz bucaksız potansiyelini yerleştiriyor. Dış sese siyah-beyaz bir animasyonun eşlik ettiği işte üst üste binen çizgiler, soyut bir örüntü oluşturarak -diğer birçok şeyin yanı sıra- sınırları, göç yollarını, devletlerin ana hatlarını, cankurtaran halatlarını ve insan kalbinin atış hızını çağrıştırıyor.

EKONOMİ YARALI - BIRAKIN ÖLSÜN!

Türkiye, şimdiye dek tüm Avrupa devletlerinin kabul ettiğinden daha fazla sayıda; yaklaşık üç milyon mülteciye sınırlarını açarken, AB’nin sınır rejimi sonucu Akdeniz’de on binlerce mülteci boğularak hayatını kaybetti. Sergi mekanındaki büyük format bir fotoğraf, kıyıya vuran cansız bedenlere dair görüntülere göndermede bulunur; öte yandan, “Kıyıya Vurmuş” fotoğraf serisindeki erkekler, tıpkı politikacı ve yöneticiler gibi takım elbise giymiş, bu fotoğraflar, mevcut ekonomik düzendeki yöneticilerin -şirketlerin kâr etmesi ve insanların ölmesi dışında bir alternatif olmadığını iddia edenlerin- önce işten, sonra da güverteden atılmasının olası sonuçlarını irdeliyor.

“Kıyıya Vurmuş” işi, bir diğer büyük format dijital baskı olan “Ekonomi yaralı - bırakın ölsün!” ile doğrudan bağlantılıdır. Burada, her gün yeni ekolojik ve toplumsal felaketlere yol açan küresel ticarete bağımlı ekonomik düzeni hatırlatır şekilde, batan konteyner gemileri ve diğer deniz taşıtlarıyla dolu bir deniz manzarası görülüyor.

İŞGAL ET, DİREN, ÜRET

Sanatçının Dario Azzellini ile ortak üretimi olan üç kanallı video enstalasyonu “İşgal Et, Diren, Üret” ise, Milano, Roma ve Selanik’te gerçekleştirilen üç fabrika işgalini konu ediniyor. İnisiyatifi ele geçiren işçiler, öncü bir yaklaşımla üretim alanlarında yatay toplumsal ilişkiler kurarak doğrudan demokrasi ve kolektif karar alma mekanizmalarını uyguluyor.

Ressler ile Zanny Begg’in birlikte ürettiği “Geçiş Hakkı”filmi, vatandaşlık hakkı kazanmak için verilen mücadeleleri ele alırken vatandaşlık kavramının özü itibariyle ayrıcalıklı doğasını sorguluyor. Felsefeci ve Siyaset Teorisyenleri Sandro Mezzadra ve Antonio Negri ile görsel kültür ve Fotoğraf Teorisyeni Ariella Azoulay ile yapılan söyleşiler, Barselona’da “belgesiz” yaşayan bir grup kişiyle bir tartışma ortamı yaratıyor.

Yapının çeşitli yerlerinde sergilenen diğer işler arasında, Pierre-Joseph Proudhon’un girişteki mermer duvara uygulanan anarşist sloganı “Mülkiyet Hırsızlıktır” ile kurumsal ırkçılık üzerine Martin Krenn ile ortak üretim bir afiş yer alıyor. (KÜLTÜR SERVİSİ)

Son Düzenlenme Tarihi: 26 Kasım 2016 18:26
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.