27 Kasım 2016 14:01

Üçgenin iç açıları: Şair, şiir, toplum...

İsmail Afacan, Türk şiirinin baskı dönemlerinde nasıl bir sınav verdiğini yazdı.

Paylaş

İsmail AFACAN

"Bu koşullarda insanın içinden şiirle ilgilenmek gelmiyor", "Baksana her gün bir aydın tutuklanıyor, birisi öldürülüyor, sen kalkıp hâlâ şiirden bahsediyorsun", "Şiir okumaya biraz ara vereceğim”... Şiirle ilgileniyorsanız, çevrenizden bu tip yakınmalara tanık olmanız olasıdır... Romancılar ve öykücüler bu konuda şairlere göre biraz daha şanslı. En azından roman ve öykünün toplumsal meselelerle olan samimiyeti yadırganmıyor.

Örneklediğimiz sözler, toplumun şiire olan yaklaşımını göstermesi bakımından önemli... Halkta yaratılan şiir algısının bir yansıması aslında... Şiir denince akla ilk önce “aşk” sözcüğünün gelmesi bunda en büyük etken... İkincisi şiirin rahat koşullarda ilgilenilecek bir uğraş olduğu kanısı... Ortalık yangın yeriyse şiir geri çekilmeli! Ne yapmalı o zaman... Elini bacağının arasına sokup evinde oturmalı! Böyle bir algının oluşmasını sadece şiir okurlarına yüklemek acımasızlık olur. Şiir okurunun algısını destekleyen şairlerin varlığı bunda oldukça etkili.

Kuşkusuz zor bir dönemden geçiyoruz. İnsanlık onurunun ayaklar altına alındığı, demokrasi ve hukukun paspas yapıldığı günleri yaşıyoruz. Sokaklarda ve meydanlarda canlı bombaların patladığı, barış diyen aydınların ve akademisyenlerin tutuklandığına tanık oluyoruz. Sadece bugüne dair bir atmosfer değil sonuçta... Öncesi bir yana Cumhuriyet tarihi boyunca dönem dönem ama sürekli tanık olduğumuz sahneler.

Sadede gelelim o zaman... Bu koşullarda şiir nasıl olmalı öyleyse. Şair nasıl tutum almalı. Cumhuriyet tarihinden de eski bir tartışma konusu... Geçmişte nasıl olmuş bu ilişki... Şair, şiir ve toplum üçgeniyse tartışacağımız, üçgenin iç açılarını toplamakta fayda var.

***

Türk şiirinde şöyle kısa bir yolculuk yapsak, şiir ile olağanüstü dönemler arasında kurulan bağın genel kanının aksine olduğunu görürüz. Genel eğilimi baz alırsak Türk şiiri yaşadığı döneme hiçbir zaman duyarsız kalmamıştır. Saf ve soyut şiir diyenler olmuştur ama Türk şiirinin akışı içinde hegemonik bir alan yaratamamıştır. Bu durumun oluşamamasında milliyetçi, ulusalcı, siyasal İslamcı ve sosyalist şiirin toplumcu bir damardan ilerlemesi etkili olmuştur. Burada amacımız siyasi yelpazede yan yana gelmeyecek  akımların şiir anlayışını eşlemek değil. Güncel ve siyasal meseleleri şiirleştirmeleri, topluma bir şeyler anlatma isteğiyle şiirlerini şekillendirmeleridir...

Garipçi ve İkinci Yenici şairlere gelirsek. Garip şiirini küçük burjuva bohemine sıkıştırmak ve toplumculuktan uzak olduğunu söylemek Türk şiirine dair yapılan hatalı değerlendirmelerden biridir. Orhan Veli alaysı diliyle toplumsal sorunları birçok kez hicvetmiştir. Garip şiirinin iki önemli temsilcisi Oktay Rıfat ve Melih Cevdet ilerleyen dönemlerinde de toplumsal sorunları konu alan birçok şiir kaleme almıştır. Şiir anlayışları zamanla değişmesine rağmen toplumcu çizgiyi terk etmemişlerdir.

"İkinci Yeni toplumsal meselelere kayıtsız kalmıştır" iddiası da en büyük yanılgılardan biridir. Ece Ayhan, Cemal Süreya, Edip Cansever ve Turgut Uyar... Olağanüstü süreçlerde yazdıkları şiirler hepimizin ezberindedir. Sennur Sezer'in dikkat çektiği gibi darbe koşulları farklı akımlardaki şairleri birbirine yaklaştırmıştır. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde İkinci Yeni ve Toplumcu Gerçekçi şairler benzer temalı birçok şiir kaleme almıştır ama kendi tarzlarıyla anlatlarmıştır...
80 sonrası Türk şiirinin toplumcu damarında bir kırılma olduğu gerçektir ama 80'li ve 90'lı yıllarda toplum ve toplumsal mücadele şiire yansımamıştır demek abartılı bir yorum olur.

***
Bugüne gelecek olursak... Türk şiiri bu koşullarda yine köşeye çekilmeyecektir. Çağdaş Türk Şiirinin geleneği bunu söylüyor. O halde şiirin toplumsal olanla ilişkisi olmadığı algısı nasıl oluşuyor? Türk şiiri toplumsal meselelerle bu kadar içli dışlıyken. Demek ki ‘80 sonrası şairlerin düşünceleri ile şiirleri arasında büyük bir çelişki bulunuyor. İkincisi akademinin Türk şiiri konusundaki sefaleti. Milliyetçi ve muhafazakar akademisyenlerin sosyalist şairlerin toplumculuğuna karşı duydukları alerji de bunda etkili.

Şairler, 12 Mart’ta ve 12 Eylül’de olduğu gibi bugün de 15 Temmuz sonrası yaşanan darbe koşullarını anlatan şiirler kaleme alacaktır. Can Yücel, 12 Mart koşullarında yazdığı “Bir siyasinin şiirleri”nde “Üç” başlığıyla yayınlanan şiirin son bölümünde saf şiirin neden mümkün olmadığını şöyle anlatıyor: “Bu damsız damda/ Bu Havvasız havada/ 'Saf Şair olamıyor adam'/ Sökmüyor sırf şiirsel yorum/ Hani/ Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum,/diyor ya Nâzım/ Ben de artık şiir düzmek değil, şiiri düzmek istiyorum.” Şiiri düzmek bugün için bir temenni... Gelecekte ne olur, bilinmez!

 

ÖNCEKİ HABER

Realizm, mit ve muhalefet

SONRAKİ HABER

Avesta Yayınları'nın bir kitabı yasaklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa