'Sanık ifadeleri devletin sorumluluğunu ortaya koydu'

'Sanık ifadeleri devletin sorumluluğunu ortaya koydu'

10 Ekim Ankara Katliamı’nın ilk duruşmasından detayları Avukat İlke Işık ve 10 Ekim-Der Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun Evrensel’e anlattı.

Avukat İlke IŞIK
Müşteki Avukatı

7 Kasım tarihi aylardır beklediğimiz hazırlandığımız bir tarihti. Türkiye’nin en büyük katliamı diye tanımlayabileceğimiz katliamın yargılamasının başlayacağı gündü. Tam 13 ay bekledik bu günü. Hayatını kaybeden 101 kişinin yakınları, 500’e yakın yaralı, o gün orada olan olmayan on binlerce kişinin beklediği bir yargılama.

İddianamenin kabulü ve kalkan kısıtlılık kararı ile dosyaya ulaşabilmiş olmanın mutluluğunu yaşayan avukatlardık biz. Tam sekiz ay dosyayı hiç göremeden davayı takip etmeye çalışmanın ardından dosya ve ekleri bizler için yoğun bir çalışma ve planlama anlamına geldi. İddianame bu katliamın ağırlığına rağmen hiçbir şey demiyor oluşu, dosyaya dair daha çok hazırlık yapmamıza neden oldu. İddia makamının çalışmadığı, katliamı aydınlatma çabası olmayan bir iddianame vardı elimizde, bu sebeple iddia makamının görevini yapmaya çalıştık bir yandan da.

Katliamın ilk gününden itibaren söylediğimiz şeyi dosyaya ilişkin hazırlık çalışmalarımızda sürekli tekrar ettik. 10 Ekim Katliamı’nı sadece bir grup IŞİD üyesinin yaptığı bir katliam olarak ele alan, sadece bombacıları Ankara’ya getiren, malzeme temin eden, hücre evleri ve depoları bulan ve bunlarla ilişkili olanlarla sınırlı bir yargılama bu katliamı çözer miydi? Ülkenin 7 Haziran seçimlerinden sonra getirilmek istendiği noktanın en önemli işareti 10 Ekim Katliamı’ydı. 7 Haziran’dan sonra “Demek ki kaosu seçtiniz” diyen siyasal iktidardan bağımsız bir 10 Ekim duruşmasının yapılması göstermelik bir yargılamadan başka bir şey olmayacaktı.

Nitekim ilk gün, sanık avukatlarının bütün rahatsızlıklarına, sözlerimizin kesilmek istenmesine rağmen, iddianameye dair ilk sözlerimizde bunları söyledik. 10 Ekim Katliamı’nın iki seçim arasında ülkenin kaderini değiştiren bir katliam oluşu, “Katliam sonrasında oyumuz arttı” diyen siyasal iktidarın bu yaklaşımından bağımsız düşünülemezdi.  10 Ekim Katliamı önlenebilirdi ve önlenmedi. Çünkü kaos ve karmaşa isteyenler için elverişli sonuçlar doğurdu, çünkü ülke IŞİD’in üssü haline gelmişti ve rahatlıkla örgütleniyorlardı. Bu zemini sağlayanlar, yol verenlerin sorumluluğu olmadan bu yargılamanın yapılamayacağını ısrarla ifade ettik. Buna dair çok somut bilgi ve belgelerimizi daha ilk günden Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi heyetine sunduk.

Yargılama ikinci günden beşinci ve son güne kadar sanık sorguları ile devam etti. Toplam 17 sanık sorgusu yapıldı. Tutuksuz olan iki sanık Suphi Alpfidan ve Yakup Yıldırım’ın talebimiz üzerine tutuklanmaları önemli bir gelişmeydi. Böylece dosyada tutuklu sanık sayısı 17 olmuş oldu. Suphi Alpfidan’ın tutuklanmasının ardından ertesi gün mahkemeye gelip önemli itiraflarda bulunacağını söylemesi çarpıcıydı. Soruşturma aşamasında tutuklansa idi, ifadesini alan savcılar gerçekleri öğrenmek için biraz sıkıştırsalardı belki şimdiye kadar pek çok şey anlatabilirlerdi. Duruşmada Antep emniyetine bazı IŞİD’lilerin yakalanması konusunda bilgi verdiğini, Antep Emniyet Müdürünün herşeyi bildiğini söylemekle yetindi, bakalım önümüzdeki duruşmalarda yeni bir şeyler anlatacak mı?

Sanık sorguları dört gün boyunca devam etti diyebiliriz. Her sanık konusunda özel çalışma yapmış olduğumuzdan, ilgili arkadaşlar her bir sanık konusunda çapraz sorguları yürüttüler. Sorgularda çok çarpıcı noktalar ortaya çıktı aslında, bu açılardan önemli sonuçlara ulaştığımızı söyleyebiliriz. Sanıkların neredeyse tamamının emniyet ve savcılık ifadelerini değiştirme çabası içinde olmasından başlayalım. Bu durum cezaevinde birlikte kalmakta olmaları, baskı altına alınmaları konusundaki şüphelerimizi arttırdı. Nitekim sanıklar da bu şüphelerimizi doğruladı. Özellikle itirafçı sanık niteliğinde olan Yakup Yıldırım’ın diğerlerinden ayrı tutulması konusunda hiçbir çaba içinde olunmaması ilginçti. Bunun sonucu da şöyle oldu; itiraf ederek bir çok isim veren, yer gösteren Yakup Yıldırım ifadesini tamamen reddetti, itirafçı da olmadığını söyledi.

Yakup Yıldırım’dan kalan en önemli beyan ise, Ceyhan’daki polis noktasında 2 kez aracı durdurulmasına ve aracında uyuşturucu olmasına rağmen geçişine polis tarafından izin verilmesi, arkadan gelen canlı bombaları taşıyan Halil İbrahim Durgun’un kullandığı aracın ise aynı kontrolden hiçbir aramaya takılmadan geçmiş olması oldu. Katliama nasıl yol verildiğine ilişkin çok somut bir beyandı bu.

Sanıkların çapraz sorguları çoğunlukla gerilimlerle devam etti. Bir kısmının hiç kimseyi inandırmadığı hikayeleri vardı çünkü. Hacı Ali Durmaz hariç bütün sanıklar IŞİD’le olan bağlarını reddettiler, emniyetin kendilerine komplo kurduğundan söz ettiler, FETÖ’cü polislerden söz ettiler. Tabii bu arada Hakan Şahin’in polislerin kendisiyle selfie çekip, ‘İyi yaptınız’ gibi laflar ettiğini söylediğini de hatırlatalım, ne kadar tanıdık bir manzaraydı değil mi Hrant Dink davası canlandı gözümüzde.

Yine hepsi gittikleri derneklerden söz ettiler. Genç Ensar, Genç Muhavvidler, Genç Müslümanlar, Islah-Der bunlardan bazılarıydı. Buralarda örgütlendikleri çok açıktı. Sonra Nihat Ürkmez, İHH ile Suriye’ye kaçak yollarla aşçılıktan hiç anlamadığı halde aşçı sıfatıyla gittiğini söyledi. İnsani yardım iddiasında olan bir derneğin Suriye’ye yasa dışı yollarla geçişi sağladığını öğrendik böylece.

AKP üyesi olduğunu söyleyen Mehmeddin Baraç, polis olan abisinden söz etti, emniyete nasıl sürekli girip çıktığını, defalarca farklı sınır kapılarından para vererek Suriye’ye geçtiğini anlattı. Resul Demir, avukatların dosyaya ne kadar iyi hazırlandığını söylerken, ben de sizin gibi düşünüyorum, burada gerçek failler yargılanmıyor deyiverdi mesela. IŞİD üyesi olduğunu söyleyen Hacı Ali Durmaz,  sınırlardan geçişlerin eskisi kadar kolay olmadığını, IŞİD’e para akışının Antep’teki kuyumcular aracılığıyla olduğunu büyük bir rahatlıkla anlattı.

Bazı sanıklar bizlerin sorularını ezberlenmiş bir biçimde “Cevap vermek istemiyorum” diye yanıtladı. Bunun bir örgüt tavrı olduğu o kadar belliydi ki, bazen konuşmak kadar susmak da bir şeyler ifade etti bizler için.

İlk beş günlük duruşma maratonu, katliamın mağduru aileler ve yaralıların büyük azmi ile tamamlandı aslında. Onlardan büyük güç aldık. Katliam sanıkları ile beş gün aynı havayı solumak, bazı sanık avukatlarının provokatif tavırlarını bile büyük bir olgunlukla karşılamak çok kolay olmadı.

Şimdi 6 Şubat’taki duruşmaya hazırlanıyoruz, katliamın gerçek sorumlularına ilişkin ilk duruşmada çıkarttıklarımızla, soruşturmanın genişletilmesi taleplerimizle ve arada yapacağımız çalışmalarla bütün sorumluların yargılanması için çabamızı el birliği ile sürdüreceğiz.

Barış mitinginde katledilenler olarak barış ve demokrasi mücadelemizi, hukuk mücadelemizle birleştirdiğimiz oranda kazanacağız.

 

İLKLER VE ÖFKEYLE  DOLU BİR HAFTA

Mehtap Sakinci COŞGUN
10 Ekim-Der Başkanı

Duruşma tarihi belli olduğundan beri, tüm aileler ve yaralılar deyim yerinde ise gün saydılar. Merak ettiler ve süreç hakkında çok az bilgiye sahip olan aileler için duruşma haftası ilklerle ve öfkeyle dolu bir hafta oldu. Gerçekten de tarihi bir zaman dilimi, koca bir hafta geçirdik. Herkes, sinirini ve duygusal tansiyonunu kontrol etmenin çabasını gösterirken, diğer taraftan sanık beyanlarına ve dosyadaki delillerin soruşturma aşamasında yeteri kadar incelenip incelenmediğine dikkat kesiliyordu. Biz duruşma sonrası 2 akşam dernek merkezinde toplandık, geç saatlere kadar hasbihal ettik. Dertleştik ve duruşmalar için beyin jimnastiği yaptık. Bu, gün sonu toplantısından çok, durum değerlendirmesi ve örgütsel kenetlenmeydi esasında. Ailelerimizin kaldıkları yerdeki memnuniyetlerinden tutun da, duruşmada sanıkların tutumlarına kadar her şeyin paylaşılarak aşıldığı, öfkenin verimli kullanıldığı zaman dilimleriydi. Duruşmada, herkes katliamın nasıl etkisiz ve yetersiz soruşturulduğuna ve ne az sanıkla iddianame tanzim edildiğine vakıf oldu. Bu evladını kaybeden ana-baba için zaman zaman öfke patlaması ve isyana dönüştü. Ama insanlar bir an bile duruşmayı izlemekten vazgeçmedi, acı ve zulüm içerisinde bu süreci tamamladık.

www.evrensel.net