Av. Özcan Karakoç, Ankara Katliamı duruşmasını değerlendirdi

Av. Özcan Karakoç, Ankara Katliamı duruşmasını değerlendirdi

Av. Özcan Karakoç, mağdur aileleri ve avukatların kararlı takibi sonucunda önemli mesafeler alınan 10 Ekim davasının ilk duruşmasını anlattı

Özcan Karakoç
Mağdur Avukatlarından

10 Ekim Ankara Tren Garı Katliamı soruşturmasını yürüten Ankara Savcılığının iddianame hazırlayarak kamu davasını açmasının ardından, müşteki ve mağdur vekilleri olarak 75 klasörün tamamının fotokopileri alınarak, hummalı bir çalışmaya başladık. Nitekim 101 insanımızın yaşamını yitirdiği, yüzlerce insanımızın fiziksel olarak yaralandığı ve binlerce insanımızın hayatı boyunca unutamayacağı bir saldırıyı yaşamaktan dolayı psikolojik olarak yaralandıkları katliamın yargılaması avukatlar bakımından büyük bir öneme sahipti.  
7 Kasım’da başlayan ve beş gün süren yargılama boyunca avukatların sergilediği kolektif çalışma, katliamın gerçek sorumlularının er ya da geç ortaya çıkarılacağına olan inancı da güçlendirmiş oldu. Peki yargılama boyunca öne çıkan hususlar nelerdi? 

GİZLİLİK KARARI GÖLGESİNDE İNCELENMEYEN DELİLLER

Ankara Savcılığı tarafından gerçekleştirilen soruşturmada var olan kısıtlama kararından dolayı, soruşturma aşamasında neler yapıldığı, hangi delillerin toplandığı veya araştırıldığı, gerçek sorumluların bulunmaları yönünde bir işlem yapılıp yapılmadığı bilinmemekte iken, iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte soruşturma aşamasına dair fikir edinmek mümkün hale geldi. Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan yargılama sürecinde de ifade edildiği üzere, Ankara Savcılığı son derece eksik, yetersiz, özensiz ve baştan savma bir soruşturma yürütmüş; gerçek faillerin bulunup yargılanmalarını değil, tersine kamu görevlilerinin sorumluluklarının saklandığı, katliamın sadece 3-5 IŞİD üyesi tarafından tasarlanmış bir olay olduğu inancıyla hareket etmiş bulunmaktadır. Ankara Savcılığınca gerçekleştirilen soruşturmanın, gerçek faillerin ortaya çıkarılması amacına yönelik olmadığına dair bir kaç örnek vermek, konunun daha iyi anlaşılması bakımından faydalı olacaktır.
- Sanıkların sürekli girip çıktıkları hücre evleri ile depolara giren tüm kişiler kasıtlı olarak tespit edilmemiş ve 30 kişi hakkında “Kimlikleri tespit edilememiştir” denilmekle yetinilmiştir. Dava dosyasında bulunan bir kısım kamera kayıtlarında, kimlik bilgilerinin tespit edilemediği iddia edilen kişilerin, bazı sanıklarla birlikte yürüdükleri, depolara ve hücre evlerine eşyalar taşıdıkları, depo önlerinde sohbet ettikleri ve yargılanan sanıklarla birlikte hareket ettikleri açık iken, bu kişiler sanıklara teşhis ettirilmemiş, kimliklerinin tespiti yönünde sanıklara tek bir soru dahi sorulmamıştır. Oysa sanıkların ifadelerinden de anlaşıldığı üzere, hücre evlerine ve depolara herkesin girip çıkması örgüt içerisinde yasaklanmış, sadece önemli kişilerin bu yerlere giriş-çıkışlarına izin verilmiştir. Bu kişilerin kimlik bilgilerinin bilerek tespit edilmemiş olması, bu kişilerin kasten korundukları veya saklandıklarını akıllara getirmektedir.
- Sanıkların üzerlerinde, hücre evlerinde, depolarda, evlerde ve arabalarda ele geçirilen onlarca dijital veri (çok sayıda hard disk, flash bellek, bilgisayar, cep telefonu vb.) soruşturma aşamasında yeterince incelenmemiş, baştan savma hazırlanan raporlarla yetinilmiştir. Bilirkişiler, kendilerine teslim edilen dijital materyaller üzerinde ciddi bir araştırma yapmak yerine; bu materyallerde yer alan çok sayıda yazılı doküman, resim, fotoğraf, video, e-posta ve internet sitesi adresleri vb. verileri tespit etmekle yetinmiş ve bunların tamamının başka bir hard diske kopyalandığını ifade etmiştir. Yine bir kısım uzmanlık raporlarında dijital materyallerde yer alan verilerin rapora eklenmesinin “Sayfa sayısını çok fazla artıracağından dolayı” çıktılarının alınmadığı ifade edilmiş(!), sanıklarla kimlerin irtibatlı bulunduklarının tespitinin önüne geçilmiştir. Hatta bazı raporlarda, sanıklara ait çok sayıda fotoğraf olduğu aktarıldıktan sonra, bu fotoğrafların aile, piknik, akraba fotoğrafları olduğu şeklinde görüş bildirilmiştir ki, bilirkişilerin sanıkların ailelerini  veya akrabalarını tanımaları olası değildir. Kısacası dava dosyasında sanıkların kimlerle, hangi şekilde irtibatlı bulunduklarının ortaya çıkarılması bakımından son derece önem arz eden dijital materyallerde yer alan bilgilerin saklanmış olması, maddi gerçeğe ulaşılmasının önünde bir engel olarak yer almıştır.
- Bir kısım sanıkların kullanmış oldukları GSM hatlarına ait HTS raporları sadece 15.09.2015 ile 15.10.2015 tarihleri aralığı ile sınırlı olarak alınmış; bir kısım sanıklara ait GSM raporları ise hiç alınmamıştır. Burada üzerinde önemle durulması gereken husus, firari konumunda bulunan pek çok sanığın bulunduğu dönemde, bunlara ait cep telefonlarının takip edilmemiş olmasıdır. Gerçekten de, dava dosyasında yargılanan pek çok sanık dışarıda rahatça gezerken ve kendisine ait cep telefonu ile pek çok görüşme gerçekleştirirken, bu telefon kayıtları takip edilmemiş, firari sanıkların derhal yakalanmaları konusunda da bir çaba sergilenmemiştir. Üstelik HTS rapor aralığının sadece bir ayla sınırlı olarak istenmesi, IŞİD yapılanmasının, katliam öncesi ve sonrası irtibatlı bulundukları kimselere de ulaşılmaması gayesine hizmet etmiştir. 
- Ankara Savcılığı tarafından sürdürülen soruşturmada, pek çok sanık ifadelerinde onlarca isim açıklamış ve bu isimlerin doğrudan veya dolaylı olarak IŞİD ile irtibatlı bulunduklarını, Türkiye-Suriye arasında IŞİD üyelerinin geçişini sağladıklarını, IŞİD’in para transferlerinde yer aldıklarını aktarmış ise de, Ankara Savcılığı bu isimler hakkında herhangi bir işlem yapmamış, ifadelerinin alınmasını dahi gerçekleştirmemiştir. Bu durum ise, soruşturma aşamasının etkin ve efektif yürütülmediğini gösterdiği gibi, bir kısım kişilerin de soruşturma dışında tutulduğunu göstermesi bakımından önem arz etmektedir.
- Bir kısım sanıklara ait telefon görüşmelerinde, sık sık Gaziantep Emniyet Müdürlüğü ile telefon görüşmesi gerçekleştirildiği tespit edilmesine rağmen, sanıklara bu yönde bir soru sorulmamış; sanıklar ile Gaziantep Emniyet Müdürlüğü arasındaki ilişkinin boyutu ortaya çıkarılmamıştır. Tersine, bu husus da görmezden gelinerek, kamu sorumluluğuna gidilmesinin önüne geçilmiştir. 
Kısaca özetlemek gerekirse; Ankara Savcılığı tarafından gerçekleştirilen soruşturma, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve adaletin tecelli etmesine yönelik olmayıp, adeta gerçek faillerin korunduğu, saklandığı bir soruşturma olarak yürütülmüş; dosyada var olan pek çok delil görmezden gelinmiş; IŞİD’in yapılanması ve kamu görevlileri ile irtibatına dair çok sayıdaki ifade ve veri değerlendirme dışı tutulmuş; belli dokümanlarda isimleri geçen IŞİD üyelerinin yargılanmaları ile yetinilmek istenmiştir. 

‘Her şeye rağmen belli kazanımlar sağlandı’

7 Kasım tarihinde başlayan 10 Ekim Katliamı davasının bir hafta boyunca süren yargılamasında tansiyon kimi zaman yükselse de, bu  yargılamada belli kazanımların elde edildiğinin de bilinmesi gerekir. Kazanımlara dair çok kısa vurgu yapmak gerekirse:
Duruşmanın ilk günü, sanıklardan Abdülmubtalip Demir, Abdülhamit Boz ve Talha Güneş’in Gaziantep H Tipi Kapalı Cezaevinden SEGBİS sistemi ile bağlandıkları görüldü. Oysa ceza yargılamasına egemen olan “doğrudanlık ve yüz yüzelik” ilkesi gereğince sanıkların duruşmada hazır bulunmaları gerekiyordu. Sanıkların huzurda bulunmaları, kendilerine yönelik gerçekleştirilecek olan çapraz sorgu bakımından da önemliydi. Bu nedenle, henüz duruşmanın ilk günü SEGBİS sistemi ile savunmanın alınamayacağı ifade edildi ve diğer sanıklar gibi, adı geçen 3 sanığın da salonda hazır edilmeleri talep edildi. Mahkeme heyetinin tarafımızca dile getirilen haklı talebi kabul etmesi üzerine, 3 sanık da çarşamba günü duruşmada hazır edildi. Böylece Ankara Tren Garı Katliamı’nın sanıkları ile göz göze gelme ve yüzleşme olanağı da sağlanmış oldu.

SANIKLARIN BİRBİRİNDEN GÜÇ ALMALARI ÖNLENDİ

Duruşmanın ikinci günü, tüm sanıkların savunmalarının yalnız olarak alınmaları gerektiği yönündeki talebin kabulü de önemliydi. Özellikle itirafçı sanık Yakub Şahin’in, hiçbir baskı altında kalmadan, diğer örgüt üyelerinin bulunmadığı bir ortamda savunmasını yapması önemli olduğu kadar, örgüt üyeleri arasındaki bağlantının kesilmiş olması ve birbirlerinden güç almalarının engellenmiş olması da kayda değer bir gelişmeydi. Tutuksuz olarak yargılanan ve ısrarla masum olduklarını ifade eden sanıklar Suphi Alpfidan ve Yakup Yıldırım’ın maskelerinin düşürülmüş olması, bu sanıkların da tutuklanmasının temin edilmesine ayrı bir parantez açılmalıdır. 
İlk hafta itibariyle elde edilen en önemli kazanımlardan biri ise, son gün dile getirilen kovuşturmanın genişletilmesi veya delillerin ikamesi talebinin kabul edilmesidir. Mahkeme heyetine bir kez daha soruşturmanın oldukça yetersiz ve kötü yürütülmüş olduğu aktarıldıktan sonra, gerçek faillerin tespiti ile sorumlulukları bulunan tüm kamu görevlilerinin yargılanmalarının temini için toplanması gereken deliller tek tek sıralanmış, bu sıralamanın sınırlı olmadığı, celse arasında yazılı olarak delillerin bildirileceği aktarılmış ve mahkeme heyetince de kendisine bildirilen delillerin toplanmasına karar verilmiştir. Bir başka ifadeyle, gerçek faillerin tespitine yönelik toplanması zaruri ve acil olan tüm delillerin toplanmasına karar verilmiştir. 
Yine tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamı yönündeki istem ile tutuksuz yargılanan sanıklar Hatice Akaltın ile Esin Altıntuğ (Bombacıları taşıyan Halil İbrahim Durgun’un eşi) isimli kişilerin Gaziantep’te değil ama bizatihi mahkeme heyeti huzurunda savunmalarını vermeleri yönündeki talebin de kabul edilmesi ayrı bir kazanım olarak değerlendirilmelidir. İlk hafta itibariyle gerçekleştirilen yargılamadaki bu kazanımlar, ilerleyen duruşmalarda gerçek faillerin ortaya çıkarılması yönünde atılmış ufak adımlar olarak değerlendirilmelidir. Toplanacak olan delillerle birlikte sadece mahkemede yargılanan 35 sanığın değil ama sorumlulukları somut olarak tespit edilecek olan tüm kamu görevlilerinin de sorumluluğuna gidilebilecek olup, bu kazanımların değerli olduğunun da altı çizilmelidir.

SONRAKİ DURUŞMADA NELER OLABİLİR?

Bir sonraki duruşma 6-10 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilecektir. Bugünden bakıldığında, bir sonraki duruşmada yaşanacak olanlar 3 madde halinde kısaca aktarılabilir.
Birinci olarak savunmaları alınmayan sanıkların savunmaları alınacak, bu sanıkların da çapraz sorgu ile gerçek irtibatları sergilenecektir. İkinci olarak müştekiler ve mağdur aileleri içlerindeki isyanı bir kez de mahkeme heyetine ifade edecekler ve gerçek sorumlular yargılanana kadar yüreklerindeki isyanın sönmeyeceğini dillendireceklerdir. Üçüncü olarak ise, celse arası gelecek delillerin incelenmesi ile birlikte, somut verilere ve delillere dayalı olarak, kamu görevlilerinin sorumluluğuna işaret edilebilecektir. 

Yarın Avukat İlke Işık’ın yazısı: Sanık ifadeleri devletin sorumluluğunu ortaya koydu

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.