'Okur, çetin dönemi öğrensin istedim'

'Okur, çetin dönemi öğrensin istedim'

İlhami Sidar, bu defa bizi İttihat ve Terakki dönemine ve yine karmaşık, zengin bir coğrafyaya götürüyor.

Şerif KARATAŞ
İstanbul 

İlhami Sidar’ın yeni romanı Şiirli Dağ okurla buluştu. Osmanlı’nın son dönemleri ile İttihat ve Terakki döneminin Kürtlerin coğrafyasına çetin ve karmaşık yansıması Dara üzerinden anlatılıyor. Yazar Sidar, “Okurun bu çetin dönemle ilgili izlenim sahibi olması doğrusu bu romanın yazılışındaki önemli etkenlerden biriydi” diyor. İthaki Yayınları’ndan çıkan romanla ilgili sorularımızı Sidar yanıtladı. 

Yeni romanınız “Şiirli Dağ” ile okurun Kürt tarihine yolculuğunu sürdürüyorsunuz.  Tarihsel bir dönemi arka plana alan kurgu romanlarınızın devamı gelecek mi?
Okumanızın sizi böyle sonuca vardırmış olması son derece doğal. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki “Şiirli Dağ”, “Bir Cudi Söylencesi” ve “Dağlı” gibi tarihsel roman kategorisine girebilecek yapıtlarımdan pek çok açıdan farklılık arz eder. Fantastik ögelerden de yararlanarak alegoriyi zaman zaman bir zırh olarak kullanma gereği gören daha çok üçüncü dünya ülkelerinde uygulanagelen  büyülü gerçekçi edebiyatla gerçekçiliğin harmanı olarak düşündüğüm “Şiirli Dağ”da gerçek tarihten kesitler sunmakla birlikte bütün olarak karşımıza çıkan panoramanın masalsılığı, şiirselliği dikkatinizden kaçmamıştır, gerçekliğin yalınkat zırhından arınmış gerçek dışı diye nitelendirilebilecek bir gerçeklik, yer yer bir destanın, yer bir masalın parçaları olabileceğini düşündürtebilecek ana hikayeyi besleyen minör hikayeler, Mustafa Kemal Paşa ve Mele Selim gibi tarihsel aktörleri saymazsak “Şiirli Dağ”ın bütün bir insan galerisi içinde yer alan karakterlerinin neredeyse tamamının kurgusallığı bu romanı tarihsel roman olarak değerlendirilebilecek diğer iki romanımdan ayırır diye düşünüyorum. Nitekim Tolstoy’un devasa yapıtı “Savaş ve Barış”ı da gerçekte yaşanmış savaşlar ve Napolyon, General Kutuzov gibi tarihsel aktörler ekseninde gelişen romanlar olmakla birlikte tarihsel roman kategorisine koymamak gerektiği kanaatindeyim. Şunu demek mümkün ki bana bu türden dönüşler de geldi okurdan, Dara’yı, Nergis’i, Kasım Ağa’yı ve diğerlerini ve onların ve Kürtlerin ve Ermenilerin acı hikayelerini okurken, yer yer bir masal, yer yer bir destan okuduğumuz hissi hakimdi bizde ama roman bittikten sonra İttihat ve Terakki döneminde Kürt coğrafyasında yaşanan pek çok şey bütün berraklığıyla kafamızda canlanıverdi yani “Şiirli Dağ” okuması bu bakımdan okurun önüne geniş ölçekli bir tarihsel panorama sunmaktadır, bu açıdan size hak veriyorum. Sorunuzun devamına gelecek olursak “tarihsel roman” yazmanın eğer bilinen kalıplarının dışına çıkarak iyi bir şey üretmek istiyorsanız gerçekten çok yorucu bir iş olduğunu söylemeliyim, kurguyla gerçekliği harmanlamak, tarihsel gerçekliği bağlamına oturtmak için gerekli onca okumanın ardından gerçekle kurguyu harmanlamak üstelik ortaya çıkardığınız ürünün yazınsal anlamda bir yere konmaması, ne yapalım ki işin doğası bu, yani neresinden baksanız zahmetli bir iş. Sorduğunuz tarzda yeterince yazdığımı ve epey yorulduğumu düşünüyorum, sanırım yazmak istesem de buna takatimin yeteceğini sanmıyorum, bundan sonra “Sadakat”, “Yol”, “Külün İlk Tadı”, “Sonbahar Rüyası” gibi sanatsal-estetik çalışmalara ağırlık vermeyi düşünüyorum.  

‘MODERN ROMAN TEKNİKLERİNİKULLANMAYA ÇALIŞTIM’ 

Romanınızda Kürtlerin tarihinde önemli yer tutan mitolojik öyküleri yeni romanınızda görüyoruz. Hem mitolojik öyküleri hem de yaşanmış tarihi bir arada okura sunuyorsunuz. Bunu romanlarınızda tercih etmenizin nedenini biraz açar mısınız?

Sanırım romanın baş karakteri Dara’nın inşasında Kürt mitolojisinin önemli kahramanlarından Rüstem’in babası Zal’ın, bir diğer önemli karakter Kasım Ağa’nın; Cemilê Çeto, Bişarê Çeto, Aliyê Evdirehmanê Unis gibi pek çok Kürt ağanın hamurundan yoğrulmuş olması böyle bir soru sormaya yöneltti sizi. Ayrıca halk arasında anlatılan çok sayıda anonim nitelikte anekdot ve öykücük dönemi panoramik olarak daha canlı, daha renkli, daha şiirli yansıtmada yararlandığım en önemli enstrümanlar oldu diyebilirim. Öte yandan Kürt coğrafyasında önemli sonuçları olan bir Rus Harbi yaşandı mı yaşandı, Ermeni Katliamı, içlerinde Mele Selim İsyanı da olmak üzer irili ufaklı bir yığın başkaldırı hareketi ve romanda gördüğümüz pek çok şey. Şimdi ben bunları bir tarihçi gibi anlatamam, romancıyım ben, elden geldiğince kurgunun sağladığı olanaklardan sanatsal bir yapıtın elverdiği ölçülerde yararlanabilirim. Ötekiyse yer yer bu tür konuların anlatımına pek de elverişli sayılmayacak geriye dönüş, iç monolog, bilinç akışı gibi modern roman tekniklerinden de yararlanmaya çalıştım ama özü gereği lirik-epik çağrışımların önde yürüdüğü bir ürün çıktı ortaya.
 
Şiirli Dağlı’da romanın baş karakteri Dara’nın yaşam öyküsüyle okuru Osmanlı’nın son dönemleri ve İttihat ve Terakki dönemine götürüyor. Özellikle Ermeni, Kürt ilişkileri açısından oldukça çalkantılı ve çetin bir dönem bu...
Okurun bu çetin dönemle ilgili izlenim sahibi olması doğrusu bu romanın yazılışındaki önemli etkenlerden biriydi. Bu söylediklerinizi majör bir plandan anlatmaya kalksam işe bu tarihin oluşmasındaki asıl ve gerçek aktörler olan Enver Paşaları Abdülhamitleri falan katmam gerekirdi ancak yukarıda da değindiğim gibi “Şiirli Dağ” tarihsel bir roman olarak kurgulanmadı, romanda yer yer araya tarihsel kişiliklerin girmesi gerçeküstünün yanı sıra romana gerçeklik duygusu kazandırma niyetinden kaynaklı. Çalkantılı olduğu gibi oldukça sorunlu bu ilişkiler işte bunu kendi yarattığım karakterler olan Kasım Ağa, Dara ve neresinden bakılsa birlikte umutsuz bir aşka yelken açtıkları Ermeni kızı Nergis’in gerçeklikle örtüştüğü aşikar kurgu hikayelerinden bir resim ortaya koymaya çalıştım, tabii bunda ne kadar başarılı olduğuma zaman karar verecek.

TARİH TEKERRÜRDEN İBARETTİR

Bu durum biraz da şu an içinden geçtiğimiz dönemi anımsatıyor. Aynı coğrafya çalkantı ve çetinlik hali ne yazık ki devam ediyor. Edebiyatçı olarak gözleminiz nedir?

Biliyor musunuz, geçen yıl burada Diyarbakır’da işte o şehir savaşları diye adlandırılan çatışmalı dönemin en ağır koşullarında, birkaç yüz metre ötemde kurşunlar sıkılıp bombalar patlatılırken yazıyordum romanı, artık bitme aşamasındaydı, Mele Selim ve adamlarının Bitlis’e girip orada şehir savaşı verdiklerini anlatıyorum bir yandan, aşağı yukarı 100 yıl önce, öte yandan hemen yanı başımda benzer çatışmalar patlak veriyor, gece geç saatlere kadar 100 yıl önce Bitlis’te patlayan silahları anlatıyor, başımı yastığa koyup uyumaya başladıktan bir iki saat sonra sabahın dördünde falan hemen kulağımın dibinde patlayan bir bombayla, yatağımdan sıçrıyorum. En iyisi sorunuzu şöyle kestireyim: Tarih tekerrürden ibarettir.

AÇIĞA ALMALARIN DAYANAĞI TEK KELİME İLE KOMEDİ

Tabii baskı ortamı deyince, sizin durumunuzu da sormazsak olmaz. OHAL ve ardından peş peşe çıkartılan kanun hükmünde kararnamelerle, edebiyatla uğraşan öğretmenler arkadaşlarınızla ve binlerce öğretmenle birlikte açığa alındınız. Neler diyeceksiniz?

Daha önce bu konuda açıklamalarda bulunmuştum aslında. Onurlu bir yurttaş olarak dik duruşumuzdan taviz vermemizi kimse asla beklemesin gel gör ki, Diyarbakır’da ve sanırım diğer bütün Kürt illerinde eğitimin hali içler acısı, burada amaçlanan birkaç bin öğretmenin hizaya getirilmek istenmesinden başka yüz binlerce çocuğumuzun geleceğini karartmak sanırım, Diyarbakır örneğinden hareket edecek olursak buradaki en seçkin Anadolu ve fen liselerinin hemen hepsi branşlarında abartısız söylüyorum Türkiye’nin en iyi öğretmenlerinin yerine şu an yeni mezun olmuş öğretmenler görev yapıyor, yeni, genç öğretmenlere haksızlık etmek istemem ama bunların Diyarbakır’ın her biri tıp, mühendislik, hukuk adayı en seçkin öğrencilerini tatmin etmesi mümkün değil, varlıklı olanlar özel okula gidiyor ama içlerinde iktidar Milletvekilleri Galip Ensarioğlu ve Mehdi Eker’in de çok sayıda akrabalarının bulunduğu binlerce öğrenci tam anlamıyla perişan, açığa alınmanın temel dayanağı mı, tek kelimeyle “komedi”.

Son Düzenlenme Tarihi: 24 Kasım 2016 12:01
www.evrensel.net