'Sürgünü annemin ağıtından öğrendim'

'Sürgünü annemin ağıtından öğrendim'

'Çerkes Edebiyatı ve Sürgünden Diasporaya Anadil' başlıklı panelde Çerkes sürgünü ve soykırımına da değinildi.

Arif BULUT
İstanbul

İstanbul Bilgi Üniversitesi Tarih Bölümü ile Mühürdar Kitabevi işbirliğinde Bilgi Üniversitesi Santralistanbul Kampüsü’nde “Çerkes Edebiyatı ve Sürgünden Diasporaya Anadil” başlıklı bir panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Sıfır Ayrımcılık Derneği’nden Kelemet Çiğdem Türk’ün yaptığı panele;  Adige Cumhuriyeti Yazarlar Birliği Başlanı Yazar Meşbaşe İshak, Adige Eski Kültür Bakanı Çemişo Gazi, Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Erol Köroğlu, Yazar/Çevirmen Fahri Hüvaj ve Yazar/Çevirmen Mevlüt Atalay konuşmacı olarak katıldı.

Meşbaşe İshak için hazırlanan kısa bir video ile başlanan panelde ilk sözü Mevlüt Atalay aldı. İshak’ın edebi eserlerinin özelliklerine ve Adige Halkı için önemine değindi. İshak’ın edebi eserlerinin tüm insanları etkileyen ve düşündüren dünya birikimine sahip olduğunu anlatan Atalay, Çerkes Edebiyatı’nda önemli yeri olan yazar İshak’ın çalışmalarının, genç yazarlara da olanak sağladığını vurguladı. 

Adige Eski Kültür Bakanı Çemişo Gazi ise İshak’ın eserlerinin edebi tür olarak geniş yelpazeli olduğunu söyledi. Gazi, İshak’ın diğer edebiyatçıların yazamadığını ve dönemin politik durumundan dolayı özel yerlerde anlatmakla yetindikleri konuları yazan bir yazar olduğuna dikkat çekti. 
 

“Sahip olduğum özellikleri veren Adige’lerin yaşadığı acılardır” sözüyle konuşmasına başlayan Meşbaşe İshak sözlerini şöyle sürdürdü; 7-8 yaşlarında iken annem beni komşuya mızıka almak için gönderdi. Getirdiğimde, bütün pencereleri kapatıp mızıka çalıp yüksek sesle sürgün ağıtını söyledi. Ben o zamanlar anladım Adigelerin başına gelenleri...” Yazarların kendi ülkelerinin başına gelenlerini önemsemesi gerektiğine vurgu yapan İshak, şunları söyledi: “Biliyorsunuz orada da bir sürü sorun var ama adımızı taşıyan 3 Cumhuriyet var. Sizin atalarınız, dedeleriniz buraya geldiler neler yaşadıklarını biliyoruz. Kimisi cansız bedeni ile denizden çıktı. Kimisi de cansız bebeğini kendi eliyle denize attı. O Karadeniz’i tuzlu yapan Adige’lerin gözyaşıdır. Hiçbir ülkenin yazarı kendi başına gelenleri özümsemeden yazar olamaz.” 

'1863’TEN BERİ SOYKIRIM DEVAM EDİYOR'

Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Erol Köroğlu “Çerkes Edebiyatı ve Sürgünden Diasporaya Anadil” konusuna dair şu değerlendirmelerde bulundu  “Sömürgecilik sonrası postkolonyalizm teorisi önemli. Çerkes Ethem konusunun edebiyatta ve tarihte ele alındığında  asimilasyon için kullanıldığını görüyoruz. Çerkes Felaketi 1863’te olup bitmiş bir şey değil; bu, bugüne kadar süren bir zamanı içeriyor. Tek fail Çarlık Rusyası ve Ordusu da değil. Çerkesler iki emperyalist demografi mühendisliğinin arasında sıkıştırılmıştır. Çerkesler soykırıma uğramamış ise de 1863’ten bu yana soykırıma uğratılmıştır. Zorla göçebelikten çıkarılıp Ortadoğunun her yerine dağıtıldı. Bütün bu sürece direnen unsurlar var. Meşbaşe İshak’ın Adige Edebiyatı’nda üretilen hem tarihsel süreçte hem modern dönemde olan eserlerinin Türkçe’ye çevrilmesi için çaba sarfedilmesi gerekiyor.”
 

www.evrensel.net