‘Kutuplaştırmaya karşı işçilerin birliği örgütlenmeli’

‘Kutuplaştırmaya karşı işçilerin birliği örgütlenmeli’

Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan, OHAL’le işçi ve emekçilerin haklarına dönük gaspları Evrensel’e yazdı.

Selma GÜRKAN
EMEP Genel Başkanı

OHAL zamanlarında olağanlaştırılan hak gasplarının zincirleme gerçekleştirildiği bir süreci yaşıyoruz. Bir taraftan işçi sınıfının asırlık kazanımları yok edilmeye devam ederken, sosyal güvenlik hakkını yok eden zorunlu “Bireysel Emeklilik Sigortası” kesintileri ocak ayından itibaren devreye girecekken, kiralık işçilik yasalaştı ve kıdem tazminatlarının tasfiyesi gündemde. Türk-İş başta olmak üzere sendikaların bu uygulamalara karşı tutumu “Kırmızı çizgimizdir” sınırı, geçmiş zamanın keskin bir lafı olarak kaldı. İktidar bu sınırı geçeli hayli zaman oldu ama sınırı ihlal edilenlerde henüz icraat yok.

Cumhurbaşkanının direksiyonunda olduğu siyasi iktidarın “Tek adam tek parti diktatörlüğü”ne dayanan rejimin inşasının dayanakları ve gücü olarak başvurduğu kutuplaştırma ve ayrıştırma siyaseti en çok işçi sınıfı ve emekçileri etkilemiş durumda. Atölyelerde, çay bantlarında, yemek aralarında biraz nazirelerle, laf atıştırmalarla ama çoğunlukla dostluk duygularıyla süren inançlara, farklı siyasi görüşlere, memleketlilik haline göre yapılan tartışmalar, atışmalar bugün artık bir kavga gerekçesi olacak boyuta gelmiş durumda. Özellikle 10 Ekim Ankara Garı Katliamı’ndan sonra bu duygu daha da yoğunlaşmış halde.

Çalışırken işçi güvenliği açısından canının birbirine emanet edebilen işçilerin, bu kutuplaşmanın ve şiddetin yarattığı bu sisli ortamda tartışmalarını kolayca kavgaya dönüştürebilecek noktaya geldiği görülüyor. İktidarın örgütlediği siyasi kutuplaşmanın yanına bir de Suriyeli göçmen işçiler meselesi eklendiğinde sınıf içi bölünmenin vahameti daha iyi anlaşılıyor. Ancak, sınıf sezgisiyle bu tartışmaların kavgaya dönüşeceği noktada es vererek suskunluğu tercih etme ve kendi dünyasına çekilme tercihinin de yapılabildiği bir önsezi. Kutuplaşmanın ötesine geçen, sizinkiler ve bizimkiler noktasına gelmeden, mevcut durumun işçilerin, emekçilerin hayatına yansıyan yanıyla, kısmen nötr bir dozda yürütülen tartışmalarda iktidar partisine oy verse de “He kardeş dediğin doğruda işte başka oy verecek parti mi var?” noktasına gelen daha adaletli tartışmalar.

Emekçi semtlerinde nasıl ki kapılar birbirine kapatılmış ise atölyelerde, bantlarda, çay ve yemek masalarında da işçilerin birbirine kapanma hali görülmekte. Kısaca kavga etmektense merhabalaşma iletişiminin ötesine geçmeyen muhabbeti tercih etme durumu. Bunca hak kaybı varken, yeni kayıplar sınıfın kapısındayken, ekonomik bunalım alarm zillerini çalmaya başlamışken, işçileri kriz nedeniyle işten atılma endişesi sarmışken bu kutuplaşmayla, bu kendi içine çekilmeyle bu saldırı dalgasını işçi sınıfı nasıl püskürtecek? İşte sınıfın öne çıkan bilinçli işçilerinin, sendikacıların ve sınıf militanlarının çözüm bulması gereken sorunlardan biridir bu.

’89 bahar fırtınası ve 1990 yürüyüşü ile madencilerin ayak seslerinin 12 Eylül askeri diktatörlüğünün o karanlığını nasıl dağıttığını, TEKEL işçilerinin ortaya koyduğu kararlı direnişin ve bir yıl arayla üst üste esen “metal fırtınanın” iktidarı nasıl ürküttüğünü unutmayalım. Bu nedenle tam da iktidarın kendi siyasi geleceğinin güvencesi ve gücü olarak gördüğü bu kutuplaşmayı dağıtmanın, hak gasplarına yönelik politikalarda geri adım attırmanın gücü ve güvencesi sınıfın birliğini yeniden tesis etmekten geçiyor. Buradan da herkesin kendine görev çıkarması gerekiyor.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.