17 Kasım 2016 18:45

Dersim'in "kömür karası": Hüseyin Demir

Lise yıllarında Dersim’de mücadeleye katılmış Hüseyin Demir’i yani Komur’u daha yakından tanımak için mücadele arkadaşı Metin İlgün’le sohbet ettik.

Paylaş

Lise yıllarında Dersim’de mücadeleye katılmış Hüseyin Demir’i yani Komur’u daha yakından tanımak için mücadele arkadaşı Metin İlgün’le sohbet ettik.

Ailesiyle ilişkileri nasıldı? Ailesinin mücadeleye katıldığı süreçte Komur’a nasıl bir etkisi oldu?
Ailesiyle ilişkileri iyiydi. Özellikle o yıllarda Dersim’de herhangi siyasal çevreyle bağ kurmayan neredeyse genç yoktu. Bu ister istemez aileleri de etkileyen bir şeydi.  O günkü koşullarda ailelerin, istisnalar dışında, çocuklarına bu konuda müdahale etmeleri söz konusu değildi. Dersim, geçimini tarım ve hayvancılıktan sağlayan bir kent. Böyle olunca da aileler, çocuklarına özellikle yazın yardım konusunda ihtiyaç duyarlardı. Komur’dan da ailesinin böyle bir talebi oluyordu. O dönem biz köylere de giderdik, hem çalışma yürütmek için, hem yayınları dağıtmak için hem de toplantılar yapmak için. Şöyle bir olay yaşamıştı Komur. Köy kahvesinde bir toplantı yapılıyor ve Komur konuşuyor, köylülere örgütlenmeleri gerektiğini, kooparetifçiliği ve benzeri anlatıyor. Babası da yorgun argın oturuyor o sırada ve bir anda oturduğu iskemleyi oğluna fırlatıyor, sitem ederek “Sen babana yardım etmiyorsun, memleketi mi kurtaracaksın?!” diyor ama bizim Komur, soğukkanlı ve gülerek “Baba toplantı disiplinine uy, burada toplantı yapıyoruz sonra konuşursun.” diyor. 

Nasıl bir çevresi vardı? Gençlerle arası nasıldı?
Komur’un ilişkileri gerek lisede gerek genel olarak dernekte ve köylerde de çok iyiydi.  İnanılmaz sosyal biriydi desem abartılı olmaz herhalde. Belki teorik birikim olarak pek çok arkadaştan geriydi; ama okuyan, kendi organlarında tartışan, değerlendiren bir gençti. Teoriyi çok anlatamıyordu, konuşamıyordu çevresindekilerle; ama pratik olarak herhalde o dönemde bütün gençlerin onunla birlikte iş yapma isteği vardı ve ona karşı çokça güven duyuyorlardı.
O dönem sıkıyönetim olduğu için gazeteler bizim oralara normal şekillerde gelemiyordu. Yayınlar Kayseri’den alınıyor, aramalardan geçerek Dersim’e getiriliyordu. Bir seferinde Komur ve başka bir genç Dersim’e dergilerle girerken arama noktasında “Bu valizi açın, kimin bu valiz?” deniyor. O arada bir karışıklık oluyor. Komur atılıyor “Benim valizim.” diyor, diğer genç arkadaş “Yok benim o.” diyor. O valiz açıldığı zaman yasadışı yayın getirdiği için sorgu, gözaltı belki birkaç sene hapis yatabilirler. Buna rağmen Komur bu zamanki gibi çokça sahipleniliyordu gençler tarafından.
“HEP İÇ İÇEYDİK”
Sizin hayatınız üzerinde nasıl bir etkisi oldu Komur’un? 

Sadece Komur’un değil, Hıdır (Demir)’ın da Veli (Gültekin)’nin de Yusuf (Dal)’un da ayrı ayrı bir etkisi oldu. Zaten Komur denince Hıdır da Veli de akla gelir. Aslında biz hep iç içeydik. Şu sözünü ettiğimiz arkadaşlarla gittiğimiz köylerde koyun koyuna yattık, o karda kışta birbirimize tutunarak boyumuz kadar kar olan köy yollarını teptik. Beş kardeşin ilişkisi neyse bizim ilişkimizin de öyle olduğunu söyleyebiliriz. Bu sözünü ettiğim her bir arkadaşın kaybında o dönemki her genç gibi ben de kendime şu sözü vermiştim: Onların bıraktığı işleri yarım bırakmayacaktım. Bugün dönüp baktığımda eğer onlarla bu çalışmanın bir parçası olmasaydım, onlardan öğrenmeseydim acaba aynı çabayı gösterebilir miydim bilmiyorum. Onların mücadelesinin, kararlılıklarının tüm hayatımda önemli izleri olduğunu düşünüyorum.

Komur’un lisesinde ve Yurtsever Devrimci Gençlik Derneğinde çalışma yürüttüğünden bahsettik. Komur gençlik mücadelesi içinde nasıl yer aldı?
Haftalık yayınlarımız Dersim’e ulaştıktan sonra iki gün içerisinde biterdi. Çok iyi planlanmış bir sistemimiz vardı, hangi köye hangi gençlik grubu gidecek her şey belliydi. O dağıtım ağıyla tüm yayınlar dağıtılırdı. Sıkıyönetim öncesinde şehir merkezinde ajitasyonlu dağıtımlar yapılırdı. Orada 2 kişi vardı esas olarak çok gür sesle ajitasyon yapan. Biri Yusuf Dal’dı. Yusuf’tan sonra onun boşluğunu önemli ölçüde Komur doldurdu, çok iyi ajitasyon yapardı. O dönem bildiri de dağıtılırdı ama daha çok duvar gazeteleri yapardık. Sınıflara, kapılara, belli yerlere. Geceleri yazılamalar yapılırdı. Şöyle demek abartılı olmaz herhalde, Komur bir kavga varsa o kavganın en önündeydi, gece yazılama yapılacaksa en öndeydi, ne işse mutlaka o işin bir parçasıydı. Ama dediğim gibi Hıdır da böyleydi Yusuf da, Veli de. 
PANSİYON İŞGALİ
Mesela öğrencilerin kalması için pansiyon olarak yapılan bir yer vardı lisede. Ranzaları, yatakları her şeyi kullanıma uygun olmasına rağmen sıkıyönetim ilan edildiğinden dolayı yurdu kapatmışlardı. O dönem  yurt işgal edildi ve fiilen öğrenci kullanımına açıldı. Köylere gelen yoksul gençler yerleştirildi. Jandarma, polis, okul idaresi çeşitli müdahaleler yaptı. İşgal boyunca Komur, Veli, Hıdır pansiyon işgali sırasında gece gündüz kapıda beklerlerdi özellikle gece polis jandarma baskısına karşı. Çok gençtiler. Daha lisedeydiler ama büyük işlere soyunmuşlardı. Evet şu an onlar yok ama bıraktıkları mücadele daha ilerledi.
Ne yazık ki Dersim’de 45 gün içerisinde bu sözünü ettiğim dört arkadaşı peş peşe kaybettik. O zamanki koşullarda Dersim gençlik örgütü bakımından büyük bir kayıptı.
Yayınların sıkıyönetim koşullarında ne kadar zor dağıtıldığından bahsettiniz. Bugün de aslında OHAL gerekçe gösterilerek birçok dergi ve gazete kapatıldı. Birçok gazeteciye gözaltı ve tutuklama kararı çıkarıldı. O günden bugüne söylemek istediğiniz bir şey var mı?
O zaman haftalık bir yayın varken bugün, günlük çıkan bir gazetemiz var. O zaman iki tane teori dergisi varken şimdi teorik kaynak olarak daha çok yayınımız var. Tarihsel olarak baktığımızda o zaman sıkıyönetim vardı, bugün OHAL var. Sıkıyönetimden sonra 12 Eylül ilan edildi yaprak kımıldamıyordu. İnsanlar cezaevlerine dolduruldu, sokak ortasında işkenceler yapıldı, yayınlar yasaklandı. Fakat sınıf mücadelesi ufak tefek durağanlık olsa da hiçbir zaman durmamıştır, duramaz. Diyalektiğin kendi kanununa aykırı. 
Bugün eğer emek ve sermaye çelişkisi varsa bu çelişkinin çatışması kaçınılmazdır. Belki bir dönem kesintiye uğradı halka seslenişler falan ama ardından yeni yayınlar çıktı. Yeniden halka ulaşmaya başladı bu yayınlar. Ardında işçi sınıfı, emekçiler, onun örgütleri başka araçlar çıkardılar. Gerçek dergisi çıktı. Gerçek dergisi, günlük bir gazeteye Evrensel gazetesine dönüştü. 
KOMUR’LARDAN ÖĞRENMEK
Bugün dergileri, kanalları kapattılar, gazeteleri kapattılar, vekilleri alıyor o oluyor, bu oluyor. Gündeme baktığında acayip bir karmaşa var. Toplumda bir tedirginlik var, öfke var; ama şunu da bilmek gerekiyor, bunlara sebebiyet veren çelişkiler varsa bu çelişkiler karşısında biz örgütlü hareket edebilirsek, bunları değiştimek dönüştürmek mümkün. İşçi sınıfının kendi iktidar mücadelesini örgütlemek konusunda düne göre bugün daha avantajlı bir konumdayız. Bu karmaşık gündemde yapılması gereken eğer biz haklıysak ki bunda şüphe yok, kapitalist sisteme karşı, onun saldırılarına karşı daha örgütlü, daha güçlü mücadele etmektir. Eğer biz Komur’lardan öğreneceksek onlar ne yaptılar? Onlar kenetlendiler, örgütlü hareket ettiler. Yayınları ulaştırmak için her şeyi göze aldılar. 
Bugün başta gençlik olmak üzere hepimizin bu mirası iyi görmemiz, bundan sonuçlar çıkarıp daha ilerisini güçlü örgütlememiz gerekiyor. Bugün kanalları, çeşitli dergileri kapatanlar yarın diğer yayınlarımızın basılması ve dağıtılması konusunda bize zorluk çıkartabilir. Gençlik örgütümüz başta olmak üzere bunu halka ulaştırmanın yollarını mutlaka bulmalı. Bu yapılabilir çünkü biz ciddi bir birikime sahibiz. Önümüzdeki dönem, içinden geçtiğimiz koşullar zor gibi gözükse de önceki dönemlere göre daha şanslıyız. Çünkü bu birikime sahibiz. Komur’lar mesela bu kadar şanslı değillerdi. 


ÇİÇEK AÇMAYAN FASULYELER
Nasıl şimdi genç arkadaşlarımız işçi mahallerlerinde çalışıyorsa bizler de köylerde çalışmaya giderdik. Yoksul emekçilerin tarlasına, bağına koştururduk, yardım ederdik. Bütün bu işler hep beraber yapılırdı. Bir de şöyle bir şey yapmıştık. YDGD kapatılmıştı. O zaman bir arkadaşımızın babası zengindi. “Aga” diyorlardı. Munzur’un kenarında büyükçe bir tarlayı ekme izni vermişti. Biz fasulye ekmiştik. Aslında amacımız fasulye ekmek değildi. Biz orada YDGD’nin fiilen çalışmasını orada örgütlemeye başladık. Toplantılar yapardık, çeşitli arkadaşlar gelirdi eğitim çalışmaları, seminerler, paneller gibi etkinlikler yapardık. O kadar çok suluyorduk ki fasulyeyi, fasulye boyumuzu geçti fakat bir türlü çiçek açmadı. Sonra ziraatçi bir arkadaş “Suyu kesmeniz lazım.” demişti. Kış oldu, kar yağmak üzere yeni çiçek açtı ve biz fasulye elde edememiştik. 


“SAKIN KİMSE DUYMASIN!”

Yine sıkıyönetim koşulları, 1 Mayıs afişleri yapılıyor. O zaman da tüm sokaklarda jandarma devriye geziyor. Mahallelerin afişleri yapıldı, ama şehrin merkezine inmemiz lazım. Dersim’de Tepebaşı diye bir yer var, dik bir yokuş, orada yaparken tekrar bir kovalamaca yaşamıştık. Yağmur da çiseliyordu, tepe aşağı koşarken Komur öndeydi ama bir baktık kayboldu, bakıyoruz,ediyoruz göremedik. Bir ses gelmeye başladı. O zaman bu alt yapı, kanalizasyon falan çok iyi değildi. Meğer Tepebaşı’nın kanalizasyon çukurunu kapatmamışlar, Komur farkında olmadan oraya düşmüş. Biz gülmekten kırılmıştık, elini uzatıyor eli pislik içerisinde olduğu için elimizi vermiyorduk. Çıkarmak için bir ağaç bulup onunla Komur’u çektik. Çok sinirlenmişti “Ben orada boğuluyorum siz el vermiyorsunuz.” demişti. “Bunu bir yerde anlatmayın.” deyip duruyordu ama tabii bir süre sonra Dersim’de duymayan kalmamıştı.

ÖNCEKİ HABER

Bana dokunmayan yılan bin yaşamasın

SONRAKİ HABER

ABD, Ruhani ve Zarif'e vize verdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa