17 Kasım 2016 09:27

Adalete inanç sarsılırsa, ayrışmalar kaçınılmaz olur

Antalya Barosu Başkanı Polat Balkan, “Eğer siz yasama, yürütme ve yargıyı bir kişiye bağlarsanız bu güçler birbirini dengeleyemezler" dedi.

Paylaş

Hasan ALKAN
Mehmet ZENGÜL
Antalya

OHAL uygulamalarını ve kanun hükmünde kararnameleri Antalya Barosu Başkanı Polat Balkan ile konuştuk. KHK’lerin kanun üstü kararnamelere döndüğünü vurgulayan Balkan, “Hukuk devletinin temelinde yasama, yürütme, yargı yani güçler ayrılığının olması gerekir. Eğer siz bir ülkedeki bütün güçleri bir kişiye ya da bir yere bağlarsanız bu güçler birbirini dengeleyemezler, denetleyemezler. Dolayısıyla keyfiliğe, otoriterliğe ve giderek faşizme doğru kayar” dedi. Yasama, yürütme ve yargının bir kişiye ya da bir alana bağlanması halinde sokaktaki yurttaşın adalet duygusunun zedeleneceği uyarısını yapan Balkan, “İnsanların adalete olan inancı da sarsılırsa toplum çürür, çözülür  ve ne yazık ki ayrışmalar kaçınılmaz olur” dedi.

ANAYASA MAHKEMESİ VARLIK NEDENİNİ ORTADAN KALDIRIYOR

Gazetecilerin, yazarların, seçilmişlerin tutuklandığı, medya organları ve derneklerin mühürlendiği bir ortamda Cumhurbaşkanı, “Türkiye hiçbir dönemde bu kadar özgür, bu kadar huzurlu bir dönem yaşamamıştır” diyor. Bir hukukçu olarak siz ne düşünüyorsunuz?

Daha bugün gazetelere yansıyan uluslararası etkin düşünce kuruluşlarından biri olan Freedom House’a göre interneti özgür olmayan ülkeler arasına düştük. Uluslararası verilere göre gerçekten giderek geriliyoruz. 3. dünya ülkelerinin seviyesine inmek üzereyiz. Bunu basın özgürlüğü alanında, ifade özgürlüğü alanında, yargı bağımsızlığı alanında ve çeşitli diğer alanlarda da söyleyebiliriz. Ne yazık ki, hem özgürlük hem demokrasi hem de mesleğimiz açısından çok ağır karanlık bir süreçten geçiyoruz.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından iktidar, “Demokrasiye sahip çıkıyoruz” diyerek birçok uygulamayı hayata geçirdi. Ama bugün ülkenin ‘tek adam rejimi’ne doğru gittiği konuşuluyor...
 
Genel Kurmay Başkanlığı, “17 Temmuz da darbe bütün unsurları ile birlikte önlenmiştir, darbe tehlikesi kalmamıştır” açıklaması yaptıktan 3 gün sonra 20 temmuz tarihinde bütün Türkiye genelinde geçerli olmak üzere OHAL ilan edildi. Hemen peşi sıra KHK’ler çıkarılmaya başlandı. KHK’lerle ilgili öncelikle şu vurguyu ısrarla yapmak gerekiyor. Bugün bu ülkede OHAL ilanını gerekli kılacak koşulların olduğuna inanmıyorum ben. Fakat belli ki siyasi iktidar farklı düşünüyor. Kendi siyasi çıkarları uğruna OHAL ilanını gerekli gördü ve hemen peşi sıra KHK çıkarıldı. Ancak KHK’ler kalıcı hale gelmeye başladı. Artık KHK demek de belki doğru değil “kanun üstünde kararname” demek gerekiyor belki de. Klasik anlamda saray fermanlarına benziyor. Çünkü bunun en temel göstergelerinden biri KHK’lerin bazı maddelerinin iptali ile ilgili Anayasa Mahkemesine başvuru yapıldığında AYM  belki de kendi varlık nedenini ortadan kaldıracak bir gerekçeyle “Ben yasama denetimi yapmaya yetkili değilim” dedi. Ben o zaman şu soruları sormuştum. Yarın bir gün bir KHK ile Anayasa’nın kendisi ortadan kaldırılsa ya da Anayasa’nın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri kaldırılsa ya da Anayasa Mahkemesinin kendisi ortadan kaldırılsa bunun yargısal denetimi kim tarafından nasıl yapılacaktır? Bu sorular yanıtlanmadığı sürece bu ülkede doğal olarak biz de şunu deme hakkını kendimizde görürüz. Normal olağan süreçlerden geçmiyoruz. OHAL ilanı ve KHK’lere gerekçe olarak gösterilen Fethullah Gülen denen silahlı terör örgütüyle mücadele etmekten çıkmaya başladı iş. Yani  Fethullah Gülen Cemaati ile silahlı terör örgütüyle yakından uzaktan ilgisi olmayan insanları, siyasi iktidar gibi düşünmeyen tüm muhalif kesimleri de etkiler duruma geldi. O zaman şu sorular sorulmalı: “Fethullah Gülen ile mücadele ediliyor mu, temel dert bu mu? Yasama, yargı ve yürütme neden ayrı olmalı? Yasama ve yargının, yürütme içerisinde hiçleştirilmesi çabasının bir ürünü olan OHAL ve KHK’lere başkanlık sistemine kadar alışmamız mı isteniyor?”

Belli ki başkanlık sistemi buna Türk tipi başkanlık sistemi deniyor çeşitli kavramsallaştırmalarda yapılıyor da temelde dert belli tek adam rejimi inşa edilmek isteniyor.

‘ORTAK PAYDALARDA BULUŞMALIYIZ’

Bunun sonuçları ne olacak peki?

Hukuk devletinin temelinde yasama, yürütme, yargı yani güçler ayrılığının olması gerekir. Neden? Çünkü; demokrasinin temel özü denge ve denetleme demektir. Eğer siz bir ülkedeki bütün güçleri bir kişiye ya da bir yere bağlarsanız bu güçler birbirini dengeleyemezler, denetleyemezler. Dolayısıyla keyfiliğe, otoriterliğe ve giderek faşizme doğru kayar, eşyanın doğası gereği. Demokrasi de bunun tam tersi insanların kendilerini bütün düşüncelerini özgürce ifade edebildikleri, hiç kimseye bağlı hissetmedikleri yarın bir gün başlarına bir iş geldiğinde çok kolaylıkla adalete olan güven duygusuyla tarafsız ve bağımsız olması gereken yargıya gidebildikleri bir mekanizma alanı demektir. Eğer siz yasamayı, yürütmeyi, yargıyı bir kişiye ya da bir alana bağlarsanız sokaktaki yurttaşların bir devleti var eden en temel duygu olan adalet duygusunu zedelersiniz eğer insanların adalete olan inancı da sarsılırsa toplum çürür, çözülür ve ne yazık ki ayrışmalar kaçınılmaz olur.

Bu duruma karşı nasıl hareket edilmeli?
 
Bizim temel derdimiz bir arada dostça, kardeşçe birbirimizi ötekileştirmeden birbirimizin farklılıklarına saygı duyarak bir arada yaşamanın yollarını bulmaktan geçiyor. Bu da özgürlük mücadelesinden, demokrasi mücadelesinden, barış mücadelesinden geçer. Oysa görüyoruz ki bugün ısrarla insanların ortak paydaları, bir arada bulunmalarını sağlayacak olan temel değerler değil de bilerek ve isteyerek insanları ayrıştırıcı farklı yönleri kaşınıyor, zorlanıyor. Buna da en çok  bizim karşı çıkmamız gerekiyor. Bizim gibi insanların karşı çıkması gerekiyor çünkü. Bunların toplamında halkımız zarar görecek, toplumumuz zarar görecek,  bizler zarar göreceğiz.

‘BAROLAR TOPLANTISINDAN ÇÖZÜM ÇIKMADI’

Türkiye Barolar Birliği veya Antalya Barosu basın açıklamasının bile yasaklandığı bu gidişata nasıl dur diyecek?

Buna karşı elbette bir refleks üretmek zorundayız, bunun etkili ve kalıcı olması için de kitlesel olmak gerekir. Öyle ağır, kendine özgü ve zorlu koşullardan geçiyoruz ki. Yalnızca basın açıklamaları yaparak ne yazık ki etkili bir sonuç elde edemiyoruz. Bunu yapılmasın anlamında söylemiyorum. Bizim toplumun diğer katmanlarıyla, bileşenleriyle bunun içinde avukatlar olur, diğer meslek örgütleri olur, demokratik kitle örgütleri olur vs. Bunlarla bir araya gelip, belki biraz daha konuşmamız, tartışmamız ve belli bazı şeyleri olgunlaştırmamız gerekiyor. OHAL ve peşi sıra gelen KHK’ler yönetime, yönetime derken idareyi kastediyorum, siyasi iktidarı ve uygulayıcıları kastediyorum. Normal olağan zamanlarda hiç kimsenin düşünemeyeceği yetkileri veriyor. Devlet de bu yetkileri kullanır, kimi zaman da acımasızca kullanır. Bu kadar toz bulutunun olduğu, dumanın her şeyin üzerinde olduğu koşullarda yalnızca işte belli bazı arkadaşlarımızın, dostlarımızın katıldığı basın açıklamaları ile yetinmemek gerekiyor. Ben geçen hafta cumartesi günü Türkiye Barolar Birliğinin düzenlediği başkanlar toplantısındaydım. Türkiye’de 79 tane baro var, yaklaşık 70’e yakın  baronun başkanı geldi. Orada da konuşuldu, bakın, inanın bugünden yarına etkili olabilecek, bunu üzülerek söylüyorum somut bir çözüm önerisi orada bile getirilemedi. O yüzden  içinde bulunduğumuz koşulların kendine özgü ağırlığı nedeniyle belki de biraz daha düşünmemiz, tartışmamız ve başka türlü bir şey geliştirmemiz gerekiyor.

ÖNCEKİ HABER

‘OHAL’e ve dayatmalara karşı Kartal mitingine’

SONRAKİ HABER

HSYK Genel Sekreteri Mehmet Kaya’ya ‘FETÖ’den 15 yıl hapis

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa