16 Kasım 2016 04:55

Ekmek, aile, polis ve baskı

Schneider Electric firması Sancaktepe’de kurulu Günsan Elektrik işçilerinin mücadelesi sürüyor. İşçiler ağır çalışma koşullarını Evrensel'e anlattı.

Paylaş

Uğur ZENGİN
İstanbul

Günde 2’den fazla tuvalete gitmek, gittiğinde 5 dakikayı geçirmek, sağa dönmek, sola dönmek, konuşmak, hatta sakız çiğnemek dahi yasak. Bir işçinin 5-6 makineyi birden kullanması, 10-12 saatlik mesai süresi, işe yeni girene verilen asgari ücret, 22 yıllık işçinin asgari ücretin 200 lira fazlasını alması, yemek molasının 15 dakikaya inmesi olağan. 

Bir genç işçi önceki gece rüyasında işyerini gördüğünü anlatıyor. Rüyasında da çalışıyor. Yemeğini yiyecek yiyemiyor, direk makinenin başına geçiyor. Kendi kendine tedirgin oluyor, rüyasında kendisine soruyor: “Acaba yarın 6 tane makine mi yazacaklar?” 50’sinde bir işçi “Benim yorgunluktan rüya gördüğüm yok” diyor, “O daha genç diye rüya görüyor her halde. Ben akşam yemeği yiyip sızıyorum. Benim işim zor.”

SCHNEİDER SATIN ALINCA

Fransa sermayeli Schneider Electric firması Sancaktepe’de kurulu Günsan Elektrik’i bir buçuk yıl önce satın aldığı günden beri işçiler adına koşullar hep ağırlaştı. “Alan içinde dolaştığımız için insanlar biraz daha -tabiri caizse- koyun yerine koyuluyor. Yani sağa dönme, sola dönme, konuşma, daha hızlı çalış, mevcut işini yaparken bile daha hızlı olmaya zorlanıyor. Sözlü oluyor, bakışla oluyor. Son 5-6 aydır yönetimin idare şekli değişti. Yeni bir kişi getirildi buraya. O kişi de daha baskıcı bir tutum sergilemeye başladı. Özellikle 1 ay önce 2 gün rapor alandan 2 gün kesilmeye başlandı.  30 dakikalık yemek molası 15 dakikaya indi. Aylık bir hedef var, insanlar ona doğru sürükleniyor” sözleriyle değişimi anlatıyor bir işçi.  

POLİS VE BASKI

Daha önce de sendikalı olmak için mücadele etmişler. Başarısız olmuş, çoğunluğu sağlayamamışlar. Önceki güne kadar böyle giden süreç 7 işçinin işten atılmasıyla değişti. Atılan işçilerin geri alınması talebiyle fabrika işgal edildi, işçilerin yüzde 90’ı DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş’e üye oldu. Fabrika önünde toplanan gece vardiyası işçileri fabrikaya giremedi, içeridekiler çıkmadı. Önce polis otomobillerinin kırmızı-mavi renkli çakarı fabrika duvarına vurdu, sonra 2 otobüs çevik kuvvet geldi. İçeride görüşmeler sürerken polis işçileri sık sık “Burayı boşaltmazsanız biz boşaltırız” şeklinde ‘telkin’ etti. Çoğu muhafazakar olan, hayatlarında polisle karşı karşıya gelmemiş 100’den fazla işçi neden fabrikayı işgal etti? 

BİR KİŞİYE 4-5 MAKİNE!

İşyeri rüyasına giren genç işçiye dönelim. Enjeksiyon bölümünde çalışıyor. Asgari ücret alıyor, prim yok yardım yok. “Gündüz çalıştığım zaman 5 tane makine veriyorlar bana” diyor. “Nasıl oluyor? Bir kişi nasıl 5 makinede çalışıyor” diye sorunca ‘rüyasını’ şöyle anlatıyor: “Çoğu arkadaşa veriyorlar 4-5 makine. 4’ten aşağı çalışan yok zaten. Bu makineler içinde dökmesi, dizmesi oluyor. Yemek saatimiz geliyor, yemeğe çıkarken biz bu makineleri boşaltıyoruz, kapatmamız kesinlikle yasak. Makine çalışıyor. O esnada biz yemeğimizi yiyoruz. Sen yemeğini rahat yemek istersin değil mi? O yemeği 20 dakikada yiyeceğimize 5 dakikada yiyip hemen makinenin başına gidiyoruz. Dinlenme saatimizin yarım saati o makineyi toparlamakla geçiyor. 5 dakika dinlenip tekrar makinenin başına geçiyoruz.” 

ARKADAŞLARIMIZ UĞRUNA BÖYLE...

Eve gidip, yemek yedikten sonra sızdığını söyleyen işçi 20 yıldan fazla süredir bu fabrikada çalışıyor. 1500 lira alıyor. Yeni girenden 200 lira fazla. Gece çalışmaya gelmemesi gerektiğini söylüyor. Bugün çalışmaya gelmemiş. Arkadaşlarını kapıda bekliyor. “Fabrika önce çok iyiydi” diyerek anlatmaya başlıyor, “Bir makineye bakıyorduk. İşler fazlalaşınca 5-6 makine yazmaya başladılar. Bizi ezmeye çalıştılar. Biz 12 saat çalışıyoruz. Benim raporum var tansiyon hastasıyım. Gece gelmemem lazım. Bana heyete gideceksin rapor alıp getireceksin dediler. Ben gidemiyorum, rapor alamıyorum mecburen günüm kesilmesin diye işe geliyorum. 4 kırma makinem var benim bir de dışarıda makinem var 5 makineye bakıyorum ben.” 

-Zor olmuyor mu?

- Zor oluyor ama ne yapacaksın? Yapamazsan “aha kapı” diyor. Mecbur çalışmak zorundayım. Çocuğum okuyor çıkarsam bittim sayılır. 2 çocuğum var birini okutuyorum, birini okutamıyorum. “Okumak istiyorum ben” diyor, “Ne yapayım param yok kızım” diyorum, “Tamam” diyor, “Ne yapayım, canın sağ olsun” diyor. 47 yaşındayım bir yer beni işe almaz. 22 yıllık elemanım aldığım para 1500 lira. Mesaimiz vardı önceden şimdi mesai de yok. 18 yıl asgari ücret aldım. İşimi severek gelmiyorum. Schneider aldıktan sonra iş fazlalaştı. 

- Buna rağmen işten atılma korkunuz yok mu?

- Yok. Olursa olsun canımız sağ olsun. Ne yapalım? Arkadaşlarımız uğruna böyle... 

‘HASTANEYE GİDERSENİZ KESİNLİKLE KABUL ETMİYORUZ’

Enjeksiyon bölümünde tartım yapan bir işçi günlük 6 ton, 400 kasaya yakın malzeme tartıyor. Ancak tek yaptığı iş bu değil. Tartımın yanında makine hem evrak işi. Fıtık olma riski var, anlatıyor: “İş güvenliği uzmanına bel fıtığı olma riskimizin olduğunu şirkete söyledik, fiyat 6 bin lira gibi bir para. İş güvenliği uzmanı bizi pek saymıyorlar diyor. Alacaklarını söylediler 4 aydır almaya çalışıyorlar. Günlük 6 ton malzeme tartıyorum. Bana diyor ki sen sisteme baktığın için, üretimde gözükmediğin için veri düşüklüğüne sahipsin, sana makine vermemiz lazım. 2 makine verdiler, itiraz ettik 1 makineye düşürdüler. Hem tartım, hem makine artı evrak işi yapıyorum.”  Bir başka işçiye “Meslek hastalığı oluyor mu?” diye soruyorum, “Plastik kokusu içindeyiz. Biz hastaneye de gidemiyoruz zaten şu an yasakladılar. Gittiğimiz zaman işyeri direk kesiyor paramızı. ‘Hastaneye giderseniz kesinlikle kabul etmiyoruz kesinti olur’ dediler” diyor.

YA EKMEK YA AİLE

Aylık 225 saat çalışıp, günlük 3 saat ailemizle vakit geçiren 24 yaşındaki işçi 1.5 aylık oğlunu haftada kaç saat görebiliyor? Çocuğunu sadece hafta sonları görüyor. “ Zaten 8’de eve gidiyorsun, 9’a kadar yemek yiyorsun. Zaten 11 dedi mi yatıyorsun. Çalışma saati çok fazla aile içinde sıkıntıya giriyorsun. Ben eşimle severek evlendim. ‘Ben seni özlüyorum’ diyor misal. Görmediği zaman ne yapacağım? Bu sefer de tartışmaya başlıyoruz. Ya ekmek kazanamayacağım, ya ailemden olacağım. Ben evladımın geleceğini düşünerek de sendika işine girdim. Çok da güzel oldu.”

ÖNCEKİ HABER

Bursalı işçiler: İşçinin bütçesi zaten bozulmuş durumda

SONRAKİ HABER

Hrant Dink Vakfı'nın "Kayseri" konferansı gerekçe gösterilmeden yasaklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa