15 Kasım 2016 09:59

OHAL ve kutuplaşmayla sömürü iki katına çıktı

Gebze'de görüştüğümüz işçiler, hak arama mücadelesinin önündeki en büyük engelin fabrikalarda artan kutuplaşma olduğunu söyledi.

Paylaş

Vedat YALVAÇ
Gebze

Gebze’de patronlar, Organize Sanayi Bölgesi’nin her yanına “Darbe püskürtüldü, Cumhurbaşkanımız ile birlikte ekonomik seferberlik” yazılı pankartlar astırdı. Darbe girişimi döneminde günlerce meydanlarda duran işçiler için bu yazıların anlamı ise daha ağır çalışma koşulları ve daha düşük ücret. Patronların hükümetin ilan ettiği OHAL’i ve fabrikalarda işçiler arasında artan kutuplaşmayı fırsata çevirdiğini söyleyen işçiler, bu kötü gidişe dur demek için kutuplaşmaya son verilmesi gerektiğini, sözleşme dönemlerinin bunun sağlanması için önemli bir fırsat olduğunu söyledi.

PATRONLAR KIŞLA DENETİMİ UYGULUYOR

Darbe girişiminin ardından patronların fabrikalarda kışla denetimi uyguladığını söyleyen Artemis işçisi, en ufak bir hak aramanın tazminatsız işten atmanın gerekçesi haline geldiğini belirtti. Patronların “Git nerede hak arıyorsan ara” dediğini aktaran işçi, kendi fabrikalarında üretimin daha da arttığını ifade etti. Her gün üretim rakamlarının revize edildiğini kaydeden işçi, “OSB içerisinde ‘Darbe püskürtüldü Cumhurbaşkanımız ile birlikte ekonomik seferberlik’ yazılı pankartlar asıldı OSB içerisinde. ZF fabrikasında mesaiye gitmediği için 2 işçi tazminatsız işten atıldı. Patronlar olabildiğince pervasızlaşmış durumda. Kasımdaki milletvekili seçiminden beri böyle. Şimdi ise en üst düzeyde. Autolive’de, Mecaplast’ta işten atmalar yaşanıyor” diyerek patronların OHAL’i ve işçiler arasındaki kamplaşmayı fırsata çevirdiğine dikkat çekti.

İŞÇİLER ARASINDA KAMPLAŞMA ARTTI

Darbe girişiminin ardından ‘FETÖ’ ile mücadele adı altında pek çok muhalife de yönelen açığa alma, gözaltı ve tutuklamalar fabrikalardaki tansiyonu da artırmış durumda. Yaşanan kamplaşmayı Gebze Kroman işçisi şu sözlerle anlattı: “Ayla Akat Ata ile Gültan Kışanak’ın Kandıra cezaevine getirildiği gün birkaç milliyetçi işçi HDP’li bir işçiye ‘Haydi Kandıra’ya gidiyoruz’ dedi. İşçi de durumu anlamadı önce. ‘Neden gidiyoruz’ diye sorduğunda. ‘Gidelim onları...’ diyerek küfürler etti. Bunun üzerine HDP’li işçi de tepki gösterdi. Tartışma büyüdü. Müdahale ederek kavganın büyümesine engel olduk.”

“Gidişat iyi değil. Bu işin sonu iç savaş. Burada böyle gevşek gevşek konuşuyorsunuz ama yarın kimin neyle karşılaşacağı belli olmaz. Kimin bu savaşta öleceği belli olmaz. Adamın 3 tane büyük oğlu var. Adamın değerlerine küfür edersen başka türlü olur” diyerek milliyetçi işçileri uyaran Kroman işçisi şunları söylediğini aktardı: “OHAL kimin işine yarıyor? Tartışacaksak buradan tartışalım. Bak hiçbir direnişe izin verilmiyor. Yarın bir gün bizim de sözleşmemiz var. Görüşmeler tıkandığında ve istediğimiz sonucu alamadığımızda nasıl greve çıkacağız!” İşçiler arasında asıl ayrışma ise darbe girişimin ardından başlamış. 1 Kasım seçimleri döneminde de tartışmaların yaşandığını ancak işçilerin hiçbir zaman bu düzeyde karşı karşıya gelmediğini söyleyen işçiler, bir çok fabrika işçilerinin tartışmanın büyümesinden korktuğu için ülke siyasetinden söz etmediğini dile getirdi.

Sarkuysan işçisi ise bu konuda şunları söyledi: “Kimse kimseye dokunmak istemiyor. İşçiler kutuplaştı. En ufak bir tartışma kavgaya varacak düzeye geliyor. O yüzden herkes siyasetten uzak duruyor. Müzakereler döneminde daha rahat konuşuyorduk. İstenilirse savaş olmuyor. ‘Bu savaşın faturası bizden çıkıyor. Vergilerimizden kesiliyor’ diyebiliyorduk. Şimdi hemen ‘Vatan elden gidiyor, ne vergisinden bahsediyorsunuz’ savunması ile karşılaşıyoruz.”

AKP VE MHP TABANDA DA BİRLEŞTİ

Kutuplaşmanın kendi fabrikasında da arttığını söyleyen Sarkuysan işçisi, “AKP’liler ile MHP’liler Mecliste nasılsa, tabanda da öyle. Düne kadar AKP’yi sevmeyen ve küfürler savuran işçiler bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı savunuyor. Erdoğan’ı sevmiyorlar ama savunuyorlar” diye konuştu. Bu birleşme karşısında muhalif olan işçiler ise baskılanmış durumda. Bu baskılanmayı “Bu kadar kutuplaşma olunca rahat konuşamıyor kimse. Hükümetin ‘FETÖ’cü ve PKK’lı diyerek herkesi suçladığı bir dönemde kimse neyi savunduğuna bakmıyor. Bir çuval hazırlanmış. Muhalefet eden, ‘Kardeş kanı akmasın’ diyen, ‘iş’ diyen ‘ekmek’ diyen herkesi bu çuvalın içine atıyorlar. Seni de bir yere koyuyor hemen”  sözleriyle anlatan Sarkuysan işçisi, şöyle devam etti: “Biraz ısrarcı olduğumuzda o tepkileri minimize edip en azından sorgulamasını sağlayabiliyoruz. Ancak işimiz eskisinden daha zor.”

SENDİKALARA ELEŞTİRİ İŞÇİNİN BİLİNÇLENDİRİLMESİ GEREKİYOR

Kamplaşmanın en büyük gerekçesi olarak bilgi ve bilinç azlığını gösteren işçiler, sendikaları eleştiriyor. Sarkuysan işçisi, “İşçi sendikanın ne olduğunu bile tam olarak bilmiyor. Ekimde Birleşik Metal-İş’e ait Kemal Türkler tesislerine tatile gittim. 2 tane MHP’li genç işçi vardı. 2-3 senelik işçi bunlar. Onlara ‘Kim bu Kemal Türkler. Neden burayı yapmış? Neden buraya tatile geldik?’ diye sordum. Onlar da ‘MESS yapmıştır herhalde’ diye cevap verdi. Ben de onlara MESS’in işveren sendikası olduğunu, sendikanın yılar önce işçiler gelsin buralarda eğitimler yapsın, bilinçlensin diye bu tesisi yaptığını anlattım” dedi. İşçi, “Sendikamızın EMİS ile bir sözleşmesi var. Bu sözleşme bizim için de çok önemli. Şimdi uyuşmazlık tutuldu. Bilginiz var mı?” diyerek bilgi verdiği işçilerin “Sonra konuşuruz” diyerek uzak durduğunu söyledi.

SÖZLEŞME BU KAMPLAŞMAYI BİTİREBİLİR

Sözleşmeler döneminin başladığını hatırlatan işçiler, bunun büyük bir fırsat olduğunu ve kamplaşmanın da işçilerin talepleri etrafında bileştirilmesi ile son bulacağına inanıyor.
Karamsarlığa kapılmayıp, dik durulursa havayı tersine çevirecek bir ortamın olduğunu dile getiren Artemis işçisi şunları söyledi: “Gerçekten örgütlü olan yerde kararlılık olur. Ama biz de o kararlılık yok şu anda. Önümüzdeki dönem sözleşme dönemi. Bu ortamı kıracak bir zemin var. Bir şey olmaz demek en kötüsü. Böyle bir duygunun arkasından gitmek patronun elini daha da güçlendiriyor. HDP’lilerin tutuklanmasına, gazetelerin kapatılmasına sevinen işçi, ‘Grevler de yasaklansın o zaman’ dediğimizde ise öyle olmasın diyor. Ancak kendine yönelince bir şey diyor. Kendi haklarımız üzerinden konuştuğumuz zaman ilerleyebiliyoruz. Aynı dili kullanan işçiler bir yerde başka bir dil kullanan işçiler ise başka bir yerde toplaşıyor. Cümle kuramaz hale geliyorsun. İstenilen de bu zaten. Ancak diğer taraftan kendisiyle ilgili bir sorun olduğunda hemen aynı dili konuşmaya başlayabiliyor, bir anda birleşebiliyor.”

ÖNCEKİ HABER

Emekçiler dünyanın her yerinde eylemde

SONRAKİ HABER

Tanrıkulu, Cumhurbaşkanının örtülü ödeneğini sordu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa