Trump’ın zaferi  Arap basınında

Trump’ın zaferi Arap basınında

Trump’ın ABD’nin yeni başkanı olması Arap basınının da temel konusuydu. Yazarlar adayların ‘Arap ve İslam düşmanlığında’ birleştiğine dikkat çekti.

Yusuf ERTAŞ / Ali KARATAŞ

Trump’ın ABD başkanlık seçiminden zaferle çıkması, Arap basının da temel konusuydu. Trump üzerine onlarca makale yazıldı. Ama biz sayfamız için daha çok Trump’un seçilmesinin Ortadoğu’ya ve Arap dünyasına nasıl bir yansıması olacağı üzerine fikir beyan eden makaleleri seçtik.

ORTAK PAYDA ARAP VE İSLAM DÜŞMANLIĞI

Rai al Youm gazetesinin tanınmış yazarı Abdulbari Atwan, yakın tarihteki Ortadoğu politikasını hatırlatarak aslında Hem Hillary Clinton’ın  hem de Donald Trump’ın “Arap ve İslam düşmanlığında” birleştiğine dikkat çekti. Mısır devletinin resmi yayın organı al Ahram ise başyazısında ABD’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde silahlı İslami terörist grupları desteklemesinden duyulan rahatsızlık dile getirildi.

FİLİSTİN DEVLETİNİN SONU

Suudi sermayeli Şark al Awsat, Trump’ın ırkçı ve İslam düşmanı konuşmalarından korkmamak gerekiği, ABD’nin kurumlardan oluşan bir devlet olduğu ve eninde sonunda çıkarları çerçevesinde karar vereceği görüşünde.  Al kuds el Arabi gazetesi de Trump ile İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu arasındaki sıcak diyaloga dikkat çekiyor. İsrail Eğitim Bakanı Naftali Bennett’in, Trump’ın kazanmasını “Filistin devleti döneminin bitmesi” olarak nitelendiren sözlerine yer veriyor.

KÜRESELLEŞMEYE TEPKİ

Lübnan’da yayınlanan ve Sait Hariri blokuna yakınlığıyla bilinen an Nahar gazetesinden Semih Saab, “Dünya Trump’a benziyor” başlıklı makalesinde, Trump’ın başarısının küreselleşmeye karşı bir tepki olarak okunabileceğini söylüyor. Saab, aşırılığın, fanatikliğin, popülist milliyetçi eğilimin ve yabancı düşmanlığının Batıda yaygınlaştığına dikkat çekiyor.

SAM AMCANIN SEÇİMİ

Seçimle ilgili dikkat çeken bir diğer analiz de al Şark gazetesinde yer aldı. Muhammed el Kaddusi, Trump’un zaferinin nedenlerini sorguladığı makalesinde “Trump’ın bütün seviyelerde tehdit altında olduğu ve altındaki zeminin kaydığını farkında olan, kimliği korumaya aşırı vurgu yapan Amerikan ‘genel ruhunun’ adayı olduğu tespitine yer verdi.


SAM AMCANIN BAŞKANLIĞI

Muhammed el KADDUSİ
al Şark

Garip olan Trump’ın zaferi değil, zaferi karşısında dehşete düşenler. Trump bütün seviyelerde tehdit altında olduğu ve altındaki zeminin kaydığını farkında olan, kimliği korumaya aşır vurgu yapan Amerikan “genel ruhunun” adayı.
Amerikan kimliği, WASP sistemi ile özetlenebilir. Bu sistem beyaz, Anglosakson, Protestan kelimelerinin (İngilizce) baş harflerinden oluşmaktadır.
44 Amerikan başkanından 42’si ve daha göreve başlamayan 45’inci başkan Trump da bu kimliği temsil etmektedir. Sadece iki tanesi bunlardan ayrılmaktadır. Birincisi John Kennedy Katolikti ve diğeri Barak Obama, siyahtı. Bizim fikrimize göre kimliği koruma birincinin suikastla öldürülmesine kadar gitti ve ölümünün üzerindeki belirsizlik bu güne kadar aydınlatılmadı.
Sonra Obama’nın başkanlığı döneminde siyahlara karşı provokasyon iklimi bağlamında, öldürülmeleri noktasına varan  güvenlik güçlerinin baskısını gördük. Mesaj açıktı; sizi harcayacağız ve kimliğimizi yok etmenize izin vermeyeceğiz! Amerikalıların aşırı bir şekilde bu kimliği savunanı destekleyeceği belliydi.
Obama’ya halef olarak seçtiler.
Demokratlar Hillary Clinton’ı seçmekle hata ettiler. Gerçekten kendisi deneyimli, yüksek kültürlü bir siyasetçi.
Lakin bu kendisini ancak bir “erkeğin” temsil edeceğini düşünen kimliğini korumak için ayağa kalkmış  “genel ruhu” yansıtmamaktadır. Sam Amca’nın temsil ettiği Amerikan genel ruh hali, “Sam Teyze” ile ilgilenmemektedir.


İKİSİ DE ARAPLARA VE İSLAM’A DÜŞMAN    

Abdulbari ATWAN
Rai al Youm

Trump kazandı. Hakim Amerikan müesseseleri ve onların gözdesi, şımartılmış temsilcisi Hillary Clinton hezimete uğradı. Güçlü basın imparatorluğunun hezimete uğraması gibi. Pratik anketlerin sahteliğini ve güvenilir olmadıklarını kanıtladı. Aynı şey ilk turda yenileceğini ve nakavt olacağını tahmin eden onlarca ve yüzlerce analistler ve uzmanlar; akıl bankaları için söylenebilir.
Irkçı sağcı, kadınları hor görüyor. Kadınları taciz ediyor. İslam’ın ve Müslümanların düşmanı. Ülkesinin sınırlarını Meksikalılara ve Latin Amerikalılara kapatmak istiyor. Burada herhangi bir sürpriz var mı? Amerika bu değil mi? Tankları ve bombaları ile bize gelmedi mi? Bizlerden milyonları katletmedi mi? Mezhep savaşlarının tohumlarını ekmedi mi? Rejimleri değiştirmedi mi? Kanlı kaosu yaymadı mı? Sayın Clinton Suriye’ye müdahale ile tehdit ederken, heyecanla Irak’ın işgalini desteklerken, Arap liderinin (Kaddafi) öldürülmesini teşvik ederken Müslümanları bir gram seviyor muydu?
Cumhurbaşkanlığı seçimleri bağlamında belki de iki aday, içeride ve dışardaki bir çok konuda aynı fikirde değildi. Ancak ikisi de Arapları ve Müslümanları aşağılama zemininde birleştiler. İfade biçiminde ayrıştılar ama “öz” aynı.
Trump Amerikan elçiliğini, işgal edilmiş Kudüs’e taşımakla tehdit etti. Felakete yol açacak bu adıma karşılık çığlık atmaya başladık. Peki ne yaptık? İslam ümmetinin yaşadığı acı veren durumun gölgesinde onu önleyecek gücümüz var mı? Kudüs’ün işgal edilmesine ve Yahudileştirilmesine karşı koyabildik mi?
Birçok kişinin üzerinde durduğu diğer bir nokta Trump’ın Müslümanların Amerika’ya girişini yasaklama tehdidi. Bu ırkçı, nefret içeren, faşist bir davranış. Lakin şunu sorma hakkımız var; Arap devletleri ve özellikle Körfez ülkeleri, Suriyeli ve onlardan önce Iraklı mültecilere kapılarını açtı mı? Ki onlar Suriye’de rejimin değişmesi için milyarlarca dolar dökerek ve Irak işgalini destekleyerek yaşanan trajedinin en büyük sorumlularıydılar.
Amerika değişiyor. Trump’ın Beyaz Saray’a çıkması bu değişimin başlangıcı. Mantık bizim de değişmemiz gerektiğini ve felaketlere yol açan hatalarımızdan öğrenmemiz gerektiğini söylüyor. Bizi haraca bağlayan ve servetimizden ne kaldıysa yağmalamak isteyen Amerikan aklından kurtulmamız gerekiyor.


TRUMP’IN GALİBİYETİNDEN SONRA NE OLUR?

al Ahram
Başyazı

İki ay süren yırtıcı bir seçim sürecinden sonra Donald Trump zafer kazandı. Cumhuriyetçilerin adayı Beyaz Saray’a yerleşerek dünyanın en güçlü devleti ABD’nin tarihinde 45. Başkan oldu.
Trump’ın kazanması ve rakibi Hillary Clinton’un kaybetmesi bir çok kişiyi şaşırttı. Obama’nın ABD tarihinin ilk siyah başkanı olması olayında olduğu gibi, ilk kadın başkan olmasını destekleyenleri şoka uğrattı.
Ve şimdi Cumhuriyetçi Trump’ın kazanmasının ABD’nin dış siyasetinde, özellikle Ortadoğu ve Arap dünyasındaki politikasında nasıl yansımaları olacak?  
Washington, Rusya, İran, Türkiye ve diğerlerinin desteklediği milislerin yürüttüğü çatışmalar, Arap devletlerini parçalayarak ırksal ve dinsel temelde bölüyor. ABD, Başkan Obama döneminde silahlı İslami milislerin ortaya çıkmasında büyük rol oynadı. Verdiği destek sayesinde “ılımlı siyasi İslam” adını alan örgütler, Arap devletlerinin bünyesini ve bölgenin haritasını çıkarları doğrultusunda değiştirecek olaylarda yer aldılar.
ABD siyaseti özellikle Hillary Clinton dışişleri bakanıyken “terörist İslami grupları” destekledi ve hedeflerini gerçekleştirmek kullanmak için kullandı. Suriye’nin, Libya’nın, Yemen’in ve Irak’ın yaşadığı trajik duruma katkıda bulundu. Trump, Ortadoğu’da ne yapacak? Yönelimleri nelerdir? Bu tip bütün soruların cevabı seçilen başkan yeni yönetimini oluştururken billurlaşacak.


TRUMP BAŞKAN; ARAP DÜNYASINA OLASI ETKİLERİ

Al Kuds al Arabi
Başyazı

Donald Trump’ın 45. ABD Başkanı olarak zaferinin dünya genelinde büyük siyasi yankıları oldu. Lakin en güçlü kaygılar, sorunlarında mütevekkil olduğu ya da sorunlarına dahil olduğu Arap dünyasından geldi.
Rus parlamentosu, Trump’ın seçilmesini alkışlarla karşıladı. Bunu Başkan Vladimir Putin’in zaferini kutlaması ve ülkesinin ABD ile tam ilişkilerin kurulması için hazır olduğunu açıklaması takip etti. Burada, iki taraf arasındaki çatışmalı olaylara; Suriye’ye, Ukrayna’ya, NATO’nun Doğu Avrupa’da genişlemesine ve ekonomik yaptırımlara işaret edilmekteydi. Ancak en büyük ve en yüksek sesli mesajı, İsrail Başbakanı Benyamin Netenyahu’nun Trump ile görüşmesi temsil etmektedir.
Netanyahu “ İsrail’in gerçek dostu” olduğuna vurgu yaptı. Trump da onu Washington’a davet etti. İsrail Eğitim Bakanı Naftali Bennett, Trump’ın kazanmasını “Filistin devleti döneminin bitmesi” olarak nitelendirdi. Eğer Trump seçim vaadi olarak ifade ettiği, Washington elçiliğini Kudüs’e taşıma vaadini yerine getirirse bu daha önce hiçbir Amerikan hükümetinin cesaret edemediği kadar Filistin’e, Araplara ve Müslümanlara karşı düşmanca siyaseti yükseltme anlamına gelecektir.  Dikkat etmemiz gereken diğer bir husus, geçen Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu açılışında Trump’la buluşan Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin başkanlığını ilk tebrik eden Arap lideri olması. Burada açık olan, iki taraf arasında “terörle mücadele” adı verilen ajandada yakınlaşmanın olması.
Tartışmalı noktalardan biri de seçimde Körfez ülkelerine yönelik söyledikleri. Körfez ülkelerine söyledikleri, ABD’nin bundan böyle müttefiklerini ücretsiz olarak korumayacağı, korumanın karşılığını ödemeleri gerektiğini manasına geliyor. Bu ifadeler ABD’yi “süper güçten”, “ücretli güce” düşürüyor.


TRUMP’TAN KORKMAYIN

Abdurrahman RAŞİD
Şark al Awsat

Sekiz yıl önce, Obama Amerikan başkanlığını kazandığında, bunu neşeli yazılar seli takip etti. Sonrasında, “iyimserlikte aşırıya kaçmayın” diye yazdım. Donald Trump’ın Amerikan başkanlık seçimlerinden zaferle çıkmasının üzerinden bir gün geçmeden aceleci davrananlar kötümser yayınlarına başladı. Bu sefer yine “kötümserlikte aşırıya kaçmayın” diyorum.
Seçilmiş Amerikan Başkanı Trump’a bakmayın. Kurumların devleti olan ABD’ye bakın. Hükümetin yeni veriler ışığında yüz yüze geleceği bir çok konuda pozisyonlardan, düşüncelerden ve kararlardan çok şey kalacak. Yeni başkan ülkesinin çıkarları çerçevesinde kararlar verecek. Kendisi ile, giden Başkan Barak Obama arasında bir fark göreceğiz. Burada bir değişikliğin olması bekleniyor. Lakin dış politikada bir devrim yaşanmayacak.

 


DÜNYA TRUMP’A BENZİYOR

Semih SAAB
An Nahar

Aşırılık, fanatiklik, popülist milliyetçi eğilim ve yabancı düşmanlığını özellikle az olmayan bir alanda; Batıda bulabilirsiniz. Donald Trump’ın Amerikan başkanı seçilmesi sadece bunun çıplak bir ifadesi olmadı; Amerkalıların büyük bir kesimi bugün küreselleşmeyi de reddediyor. Kendi sınırları içerisinde tecrit eğilimindeler. ABD’yi İkinci Dünya Savaşının bitiminden beri  liderlik ettiği dünyanın jandarması olarak görmek istemiyor.
ABD bu belirtilerin ortaya çıktığı tek ülke değil. Batı Avrupa ülkeleri de, 2008’den beri devam eden ekonomik krizle beraber, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan  gelen yasadışı göçten kaynaklanan aşırı İslam’dan korunmak için kapanma eğilimindeler. Yine bu gelişmeler, İngiltere’nin Kıta Avrupa’sından ayrılarak kendi adasına çekilmesi eğilimini açtı.
Ama bu Kuzey İrlanda’nın gelecekte Galler Krallığı mantosundan çıkışı olasılığını ortadan kaldırmaz. Kim bilir? Belki de İspanya’daki Katalonya bir sonraki referandumda Madrid’den  bağımsızlığı yönünde yana çaba gösterecek. Bask Bölgesinin eğilimi de daha az olmayacaktır.
Dünya bir değişim içerisinde ve bu değişim kapanma eğiliminde. Bu, sınırlarını bilmeyen küreselleşmeye karşı bir tepki mi? Yoksa son yıllarda Irak ve Afganistan savaşlarına ek olarak ‘Arap Baharı’ savaşlarının yarattığı göç dalgalarına otomatik bir cevap mı?
Popülist ve fanatik bir söylemin sahibi olan Trump, dünyanın en büyük iktisadi ve ekonomik gücünde başkanlığa kadar yükseldi. Bu tüm dünyayı istila eden militanlığın doruk noktasıdır.

www.evrensel.net