13 Kasım 2016 09:55

‘Bizi eve göndermeye çalışan aklın yolundan gitmeyeceğiz’

Kadınlar, daha iyi bir hayat istediği ve mücadele ettiği için cezalandırılan onlarca kadının ortak hikayesini anlatıyor.

Paylaş

15 Temmuz sonrası Gülen Cemaati ile ilişkisi olduğu iddia edilenler ve muhalifler ‘terör’ gerekçesiyle ortak bir cadı kazanı içinde kaynatılmaya çalışılıyor. OHAL ile birlikte yayımlanan KHK’lerle 100 bini aşkın kamu çalışanı açığa alındı ve ihraç edildi. İhraç edilen kadınların büyük çoğunluğu ise hem çalışma hem de yaşam alanlarında haksızlıklara karşı mücadele etmiş, demokrasiden, özgürlükten yana olmuş, barış isteyen kadınlar. 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslarlarası Mücadele Günü yaklaşırken baskı ve şiddet ortamının tam ortasına düşmüş durumdalar.

Bugün sayfamızda hikayeleriyle yer alan kadınlar, daha iyi bir hayat istediği ve mücadele ettiği için cezalandırılan onlarca kadının ortak hikayesini anlatıyor. Bu karanlık tablodaki ışığı yine onların sözleri açığa çıkarıyor: Kadınlara güvencesiz, geleceksiz, umutsuz bir hayat dayatanlara kadınların dayanışması ve mücadelesiyle yanıt verirsek korku imparatorluğunu yıkabiliriz. Söz, “Buradayız, gitmiyoruz” diyen kadınlarda...


BİAT ETMEYEN KADINLAR HEDEFTE

Burcu YILDIRIM

29 Ekim günü KHK ile ihraç edilen 2 bin 346 akademisyen arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Araştırma Görevlisi Aysun Gezen de vardı. Aysun Hoca Ankara Eğitim Sen 5 No’lu Üniversiteler Şubesi Kadın Sekreteri aynı zamanda. İktidarın biçtiği rollerin dışına çıkan kadınların eril iktidarın disiplin mekanizmalarınca cezalandırıldığını, mobbinge ve tacize uğradığını, akademik üretim yapmalarının bir şekilde hep engellendiğini söylüyor. Ona göre ihraç edilen ve görevlerinden alıkonulanlar arasında çok sayıda kadın olması sürpriz değil; “AKP iktidarı her fırsatta kadını üç-beş çocuk annesi ilan ediyor; bu rolün dışına çıkan kadınlar da sıklıkla KHK’ler içinde yer alıyor. Bu durum aynı zamanda biat etmeyen herkesin sistemin dışına atılmasıyla birleşiyor. Kadınsanız zaten hayatınız bir şekilde mücadele içinde geçiyor, fakat hele bir de iktidarın haksızlık ve hukuksuzluklarına sessiz kalmayan, kendi kaderini kendi ellerine almak isteyen bir kadınsanız iktidarın hışmına uğramanız an meselesi.”
Aysun Hoca geçtiğimiz hafta sendikasının da katılımıyla yapılması planlanan basın açıklamasında darbedilerek ters kelepçe ile gözaltına alındı. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “İnsan hakları anıtının her yanına konuşlandırılan çevik kuvvet ve sivil polislerden yolda tartaklanmadan, hakaret duymadan yürümek neredeyse mümkün değildi. Yoldan geçmek isteyen bir kadını da polis tartaklayarak uzaklaştırmaya çalıştı. ‘Ben vatandaşım, sokakta yürümeme engel olmayın’ diyen kadına polisin cevabı ‘biz senin vatandaş olmadığını çok iyi biliyoruz’ diyerek,  tehditvari biçimde itmek oldu. AKP’nin kolluk kuvvetleri açık biçimde AKP’nin Yenikapı’da kuruluşunu ilan ettiği ‘yeni’ millete dahil olmayanları öldürülebilir, hiçbir cezai sorumluluk gerektirmez kişiler olarak sınırın dışına atıyor.”
Bugün geldiğimiz noktada yaşadığımız şiddet ortamının kadınlara “Her an erkek şiddetine maruz kalma tehdidi” yaşattığını söyleyen Aysun Hoca “Bu gerek yolda yürürken, gerek sevgili/eşten, babadan gerekse de AKP’nin kolluğundan gelebiliyor. Gözaltına alınan kadınlara yönelik tacizci jest ve mimiklerle çok sık karşılaşılıyor. İşkence yöntemlerinin erkeklikle ilgisi, copun cinsel organ gibi kullanımı, tecavüz de bu eril zihniyete dayanıyor.”
Aysun Hoca tüm bu şiddet ortamında kadınların kendi var oluşlarını koruyabilmelerinin yolunun kadın dayanışmasından geçtiğini vurguluyor. “Bizi kuşatan karanlığa, gericiliğe ve sömüren düzene, eril iktidara karşı mücadele kaçınılmaz. Söze de 14 yıl yeter diye başlamak gerekiyor. Kadın oluştan hiçbir taviz vermeden bu mücadelenin içinde çoğalmaya devam edeceğimize inancım tam. Tıpkı nar taneleri gibi, çokuz ve bir aradayız!”


ERKEK DEVLET AKLI KADINLARI YERİNDEN YURDUNDAN EDİYOR

Elif Ekin SALTIK

10 bin kişinin ihraç edildiği 675 No’lu KHK ile işini kaybeden 22 yıllık Hemşire Naciye Ertaş. Telefonda sesi naif ama güçlü çıkıyor. Yüz yüze geldiğimizde de dirençli ve umutlu görüyorum kendisini. Sürecin hiç iyi gitmediğini söyleyerek başlıyor söze. “Hâlâ şoktayım, kendimden o kadar emindim ki listelere bakma gereği duymamıştım” diyor. İhraç edildiğini nasıl öğrendiğini soruyorum. 29 Ekim gecesi arkadaşlarıyla dışarıdaymış. SES Şişli Şube Başkanı Fadime Kavak’tan mesaj almış, yayımlanan ihraç listesinde ismi olduğunu söylemiş. “Bir anlık şaşkınlık yaşadım” diyor ve devam ediyor: “Benim yasa dışı bir örgütle ilgim alakam olmadı. Birilerinin ihbar etmiş olabileceğini tahmin ediyorum, fakat neyi ihbar etmiş olabileceklerini tahmin edemiyorum. 15 yaşımdan beri kendimi ateist tanımlayan biriyim. Dini kurumlarla hiçbir irtibatım olmadı. Aynı zamanda feministim. Kadın hakları mücadelesi veriyorum. 22 yıl boyunca hakkımda hiçbir soruşturma açılmadı. Ne ile bağdaştırdılar durumumu çok anlam veremiyorum, anlam vermeye çalışmak da yorucu bir şey.”
Kendisiyle birlikte AKP’li sağlıkçı kadın arkadaşlarının da ihraç edildiğini belirtiyor Naciye. Alakası olmadığını tahmin ettiği, 15 Temmuz gecesi sokaklara çıkıp paylaşımda bulunmuş insanların da ihraç edildiğini söylüyor. Herhangi bir illegal örgütle illegal bir bağlantısı olmadığını, kandırılmadığını, kendisini hiç kimsenin kandırmadığını özellikle vurguluyor.

‘YOKSULLUK VE ÇARESİZLİK İÇİNDE BIRAKILMAYA ÇALIŞILIYORUZ’

‘Tüm bu yaşadıklarının kadınlar için karşılığı ne?’ sorusuna Naciye’nin cevabı “Kadınların kamusal alandan çekilmesini istiyorlar” oluyor. Naciye bunun aynı zamanda bir göç ettirme politikası olduğuna işaret ediyor: “Beni yerimden, yurdumdan, güvende hissettiğim ortamdan etmeye çalışıyorlar. Bu bir erkek devlet aklı. Yoksunluk, yoksulluk, çaresizlik içinde bırakılmaya çalışılıyoruz.” Şiddete maruz kaldığını, bu olayı işten atılma olarak görmemek gerektiğini ifade eden Naciye, “Bir terör listesine giriyorsunuz. Adım terörle anılanlar arasına geçecek mesela” diyor.
15 Temmuz sonrası tatil için İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğü’nden izin alarak yurt dışına çıkan Naciye’den izin için hakkında disiplin soruşturması olmadığına, Bank Asya’da hesabı olmadığına dair belgeler istenmiş. Bu belgeleri toplayan Naciye, “Bir tehlike olsaydı beni yurt dışına göndermezlerdi ya da ben yurt dışından dönmezdim yani” diyor.

‘SURİYELİ BİR MÜLTECİDEN HİÇBİR FARKIM YOK’

Bir sağlık emekçisi olarak çalışma hayatının nasıl geçtiğini sorduğumuzda da içinde biriktirdiklerini anlatmaya başlıyor. Şişli Toplum Sağlığı Merkezinde çalışıyormuş. “Mesleki koşullar çok ağırdı. 21 yıl hastanede çalıştıktan sonra Halk Sağlığı Kurumuna geçtim. Artık nöbet tutmak, gece çalışmak istemiyordum. 21 yıl boyunca gece nöbet tuttum. Mesleki anlamda çok yıpranmıştım” diyor. “Çalışma hayatı hele kadın sağlık emekçisiyseniz daha da zor. Sürekli şiddete uğruyorsunuz. Çoğu zaman hem çalışanlardan hem hizmet verdiğiniz hastalardan mütemadiyen taciz görüyorsunuz. Aşağılanıyorsunuz. Hep başka mesleklere geçmeyi aklımdan geçirdim, ama bir türlü koşullar oluşmadı.” Naciye, şu an Suriyeli bir mülteciden hiçbir farkı olmadığını söylüyor: “Çünkü özel hastaneler beni almayacak. Lisansımı kullanamayacağım hiçbir yerde. Pasaportum geçersiz durumda. Sigortalı bir iş bulabileceğimi düşünmüyorum, beni güvencesiz bir yaşama itiyorlar. 22 yıl sağlık hizmeti vermiş biri olarak sadece 100 gün sağlık hizmeti alabileceğim. 100 gün sonra sigortam olmadığı taktirde sağlık hizmeti alamaz duruma geleceğim.”

‘BURADAYIM, GİTMİYORUM’

Bu zorluklar içinde Naciye’nin güvendiği en önemli şey kadın dayanışması: “Kadın arkadaşlarımla sürekli görüşme, çözüm bulma halindeyiz. Biz, aile dışında yaşam kurmaya çalışan kadınları baba evine göndermeye, kocaya sığınmaya ve evliliğe zorlayan bir aklın yolundan gitmeyeceğiz. Biz vardık, varız, var olmaya devam edeceğiz. Ben sendikamdan çok büyük destek aldım ve ben de sendikama sahip çıkıyorum.”
Naciye bir şeye daha dikkat çekiyor. 22 yıldır emekli sandığında biriken minicik parasının patronlara sermaye desteği yapılacağını söylüyor. Naciye sadece sağlık emekçisi kimliğinin alınmakla kalınmadığı, bütün hayat güvencesine el konulduğunu dile getiriyor. Naciye “Yaşamımıza dair bir şeyler tasarladıkları ortada, fakat buradayım, gitmiyorum” diyor.


UMUTSUZ OLMAYA HAKKIMIZ YOK

Dilek CÖMERT/Adıyaman

Ben 7 yıllık öğretmenim ve Eğitim Sen üyesiyim. 1 Eylül’de KHK ile ihraç edildim ve neden ihraç edildiğimle ilgili açıklama yapılmadı. Milli Eğitim Bakanlığına  ve valiliğe itiraz başvurusu yaptım, ancak herhangi bir sonuç alamadım. Onlar da bilmiyormuş! Galiba çok gizli bir nedeni var diye düşündüm.
Öğrencilerime sesimi yükselttiğim nadir zamanlarda bile vicdan azabı duyan, kişisel gelişimlerine zarar verdiğimi düşünen ben, herhalde çok tehlikeliyim. Madem öyle neden 7 yıldır hiçbir soruşturmam olmadı? İlk duyduğumda şaşırdım ve ülkem nereye gidiyor diye kaygılandım.
Bir işçi kızı olarak tek seçeneğim olan üniversite benim de hayalimdi. Ailenin en büyüğüyüm ve kardeşlerim okuyor şu an. Annemin emekli maaşıyla geçiniyoruz, iki kardeşim atanamayan üniversite mezunları. Şimdi bir de atılan üniversite mezunu ben varım evde, bolca oturuyoruz. Öğretmenliğin bir ülke için hatta dünya için çok önemli ve kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Bu kötü zamanın geçeceğinden bu hukuksuzluğun sona ereceğinden eminim. Umutsuz olmaya hakkım olmadığını düşünüyorum. Güzel günler göreceğiz çocuklar…


BİR KADININ İŞTEN ATILMASI BÜTÜN HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİNİN KISITLANMASIDIR

Teibe ALAN/ Eğitim Sen
Adıyaman Şubesi Hukuk Sekreteri

20 yıllık öğretmenim. Öğretmenliğimin öncesinde çeşitli iş kollarında özellikle tekstil fabrikalarında çalışan, işçilikten gelen biriyim. Hem okula gitmek hem çalışmak hayatın zorluklarını önceden tanımama neden oldu. Eğitim Sen Adıyaman Şubesi Yönetim Kurulu üyesiyim. Üç çocuk annesiyim.
1 Eylül’de 672 sayılı KHK ile ihraç edildim. Nedenini bilmiyorum ve hâlâ öğrenemedim. Sendikaya üye olmam, yönetiminde görev almam, eğitim politikalarına muhalif olmam suçlanmam ve hedef tahtasına konmam için yeterli görüldü herhalde. Kendi suçsuzluğumu kendim ispatlayacakmışım. Bu arada sendikanın hukuk sekreteriyim.
Adıyaman küçük bir şehir olduğundan her yerde velilerimle karşılaşmak mümkün; pazarda, çarşıda, alışverişte... Telefonumun susmaması, evime gelip ziyaret edenler bu ilgi, alaka müthiş bir duygu. Veliler çocuklarını kimlere emanet ettiklerini biliyorlar.
Yıllardır çalıştığım okulda hem öğrencilerimi hem okuma yazma bilmeyen annelerini okuttum. En büyük mutluluk bu olsa gerek; velilerim sürekli beni arıyor. Ama benden çözüm bulmamı bekliyorlar ne yazık ki!
Adıyaman’da önce sendikamıza üye 30 kişi ihraç edildi. Biz sendika olarak haklılığımızı, suçsuzluğumuzu ispatlamaya çalışırken binlerce kişi daha açığa alındı. Artık kendi derdimizi unuttuk; günlerimiz, soruşturmalar, ihraçlar, açığa alınmalar tutuklamalar, gözaltılarla geçmeye başladı.
675 sayılı KHK ile eşimin de arasında olduğu toplam 47 kişi ihraç edildi. Yaşam şartlarının ağırlığı nedeniyle emekli olmayı bile zor düşünürken her şeyimiz bir anda altüst oldu. Hayatımız, planlarımız ailece değişti. Oturduğum apartmandaki farklı sendikalara üye komşularımızla beraber şu an altı aile mağdur durumdayız. Çocuklarım “Şimdi ne yapacağız?” diye sorgulamaya, çözüm aramaya başladılar. Çalışma yaşamında kadın ve erkeğin eşitsizliği ortadayken, bir kadının işten atılmasının onun bütün hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması, elinden alınmasıdır diye düşünüyorum.
Sendikal çalışmamızdaki ‘güvenceli iş güvenli gelecek’ mücadelesinin haklılığı ve önemi, bugün geldiğimiz noktayı açıkça ifade ediyor. İşimiz, ekmeğimiz ve çocuklarımızın geleceği için verdiğimiz onurlu mücadelenin mutlaka başarıya ulaşacağına olan inancım tam. Bu sıkıntılı günlerin geçeceğine, adaletin yerini bulacağına inanıyorum. Üyesi olduğum Eğitim Sen’in maddi ve manevi desteği, aslında bizim kocaman bir aile olduğumuzu gösterdi.

ÖNCEKİ HABER

'Bugün idam olsa, Alpay ve Erdoğan idamla yargılanacak'

SONRAKİ HABER

Kale Kayış patronu ve oğlu; işçileri, ailelerini, çocuklarını darbetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa