Trump’ın belirsiz dış politikası ve tedirgin müttefikler

Trump’ın belirsiz dış politikası ve tedirgin müttefikler

ABD'de devlet başkanı seçilen Donald Trump'un belirsiz dış politikasını ve ABD müttefiklerinin tedirginliğini Deniz Uztopal inceledi.

Deniz UZTOPAL
Paris

ABD’de Donald Trump’un devlet başkanlığına seçilmesi tüm dünyada büyük tartışmalara neden oldu. Antipatik, siyasi olarak halkın çıkarlarından uzak ve milyarder olmasıyla övünen Trump’ın seçilmesi aslında beklenmiyordu. Devlet tecrübesi olmayan ve birçok konuda radikal ırkçı ve aşırı sağcı önlemler öneren birisinin başkanlığı, dış politikada değişikliklere neden olabileceği tartışılıyor. Batı’nın birçok emperyalist ülkesinin liderleri ve Pasifik’te birçok devlet için bir belirsizlik dönemi açılıyor.

TRUMP’IN DIŞ POLİTİKASI

ABD’nin 45. başkanı, yaklaşık bir buçuk yıldır yürüttüğü seçim kampanyası boyunca dış politikası konusunda somut önerilerde bulunmadı.

Trump’un temel şiarı “Amerika’ya yeniden büyük yapmak”tı. Yalnız bu büyüklük dış politikadan çok içeride; Amerikan vatandaşlarına ‘refah getirerek’ olacaktı. Ülke ‘yıkım’ aşamasına gelmiş, önce ülkeyi yeniden inşa etmekle başlamak gerekiyordu. Bu yönlü demeçler ABD’nin kendi içerisine kapanacağı, 1930’larda olana benzer “izolasyonist” bir politikaya tekrar döneceği biçiminde yorumlandı. Kuşkusuz bu sözlerin seçim kampanyası esnasında seçmenleri etkilemeye yönelik söylendiği herkes tarafından biliniyor, fakat tüm kampanyasını demagoji üzerine oturtturan, hiçbir devlet tecrübesi olmayan birisinin ne yapacağı konusunun doğurduğu kaygılar da anlaşılmaz değildir.

Öte yandan AB konusunda Trump açıktan Brexit’i savundu ve Avrupalıların, “ABD şemsiyesinin altına sığınmaktansa” kendi savunmalarını “kendilerinin üstlenmeleri” gerektiği fikrini birçok defa dillendirdi. Ona göre NATO’nun etkili olmaya devam etmesinin ve bir üye ülkeye askeri yardım sağlamasının koşulu, savunma bütçelerinin arttırılması koşuluna bağlıydı.

ORTADOĞU AÇIKLAMALARI

Başkan olan Amerikalı milyarder iş adamı, Georges W. Bush yönetiminin askeri müdahalelerini eleştiriyor ve Barack Obama’nın verdiği ve tutmadığı “Askeri geri çekeceğiz” sözünü hayata geçirmekten bahsediyor; bir yandan liderliğin ABD’de olması gerektiğini savunurken öte yandan orduyu daha da güçlendirme sözü de veriyordu. Kampanya sürecinde Hilary Clinton’ı ‘cihatçıları yaratmakla’ suçlamış ve Irak ve Suriye’de bunların kökünü kazıyacağını ileri sürmüştü. Fakat bunu somut olarak nasıl yapacağına dair bir açıklama hâlâ yapmadı. Seçim sonrası “zafer konuşmasında” söylemlerini yumuşatmasına rağmen, “Amerika’nın çıkarlarının birincil” olduğunu da belirtmeyi unutmadı. Fakat bugüne kadar iktidarda olan devlet başkanları da ABD’nin çıkarlarını savunuyordu, sorun kendisinin bunu hangi çizgi üzerinden yapacağı.

RUSYA İLE İLİŞKİLER MESELESİ

Rusya ile ilişkiler konusu Batılı emperyalistler açısından başka bir belirsizlik konusu. Seçim kampanyası sürecinde Trump birçok defa Putin’i öven söylemleri dile getirdi ve Rusya devlet başkanının, “Barack Obama’dan daha iyi bir lider olduğunu” ifade etti. Diğer yandan Putin’in de Trump’ın seçilmesi, daha doğrusu Clinton’un kaybetmesi için farklı müdahalelerde bulunduğu iddia edildi.

Örneğin ABD istihbarat örgütleri Clinton’un rahatsız eden, Trump’a malzeme sunan “e-postalarının” kamuoyuna sızdırılmasında Rus hackerlerin etkin rol oynadığını savunuyorlar. Fakat Trump’ın kazanma ihtimalinin düşük gösterilmesi nedeniyle Putin, ABD’li milyardere açıktan bir destek sunmamıştı. Peki, bu eğilim Putin’e yakın çevrelerin talep ettiği “ikinci bir Yalta” masasının kurulması ve Rusya ile ABD’nin etki alanları konusunda bir uzlaşma sağlanmasını Trump’ın kabul edebileceği anlamına mı geliyor? Kuşkusuz hayır. ABD tekellerinin Ortadoğu ve Ukrayna’da ABD’nin çıkarlarını savunma konusunda kolay kolay geri adım atmayacaklarını tüm uzmanlar kabul ediyor.

ULUSLARARASI TİCARET VE TRUMP

Trump’un demagojik kampanyası arasında “küreselleşme” karşıtı söylemler de vardı. Ona göre milyonlarca ABD’li yurttaşın işini kaybetmesinin nedenlerinden birisi ülkesinin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları. Milyarder iş adamına göre bu anlaşmalar ABD’li vatandaş lehine ya iptal edilmeli ya da gözden geçirilmesi gerekiyor. Trump’a göre de ABD’nin temel rakiplerinden birisi Çin. Dolayısıyla Çinli ürünler için gümrük vergisi uygulamak istediğini belirtiyor. Fakat aynı zamanda şubat 2016’da Çin’e karşı imzalanan Trans Pasifik antlaşmasını da karşı çıktığını belirtiyor. Hatta Kanada ve Meksika ile imzalanan serbest ticaret antlaşmasının da gözden geçirilmesini savunuyor.

Yine de belirtmek gerekiyor ki ABD emperyalizmin dünyada oynadığı rol ve içinden geçtiğimiz çalkantılı dönemde Trump’un tüm söylediklerini hayata geçirebilmesi zor. Öte yandan ‘seçilmesi de zor’du ama seçildi. 20 Ocak’ta resmen görevi devraldığında oluşturacağı ekip, izleyeceği dış politika konusunda da daha somut veriler sunacaktır.

FRANSIZ VE ALMAN EMPERYALİSTLERİ KAYGILI

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande daha önce defalarca Trump’a karşı açık tavır aldı. Kısa önce yayımlanan ve iki gazeteci ile yaptığı “samimi” röportajlarda “Fransızlara Trump’a bakın, Fransa’da aşırı sağın yapmak istediğinin tam kendisidir demek lazım” diye demeç verdi. Fransız Cumhurbaşkanına göre Clinton’ın kazanması kesindi ve açık tavır belirlemede bir sıkıntı yoktu, fakat çarşamba sabahı büyük bir şokla uyanmış olsa gerek. Almanya Devlet Başkanı Angela Merkel ile yaptıkları bir telefon görüşmesinden sonra Fransız Cumhurbaşkanı bir basın toplantısı düzenledi ve “barış, teröre karşı mücadele, Ortadoğu’nun durumu” gibi temel konularda derhal yeni yönetimle görüşme sürecini başlatacağını belirttikten sonra bu konularda Fransa’nın her şeyi kabul etmeyeceğini, “dikkatli ve samimi” olacağını ifade etti. Ona göre Donald Trump’ın seçim kampanyası sürecinde savunduğu kimi fikirler “ABD ile ortak savunduğumuz değer ve çıkarlar” ışığında tekrar gözden geçirilmelidir: “Fransa transatlantik iş birliğine devam edecek, fakat bunu taviz vermeden ve tam bağımsızlık içinde yapacaktır”.

Fransa Cumhurbaşkanı açılan yeni belirsizlik dönemi için “Değer ve çıkarlarının tehdit altında olduğu her yerde bunları tek sesle savunan bir birleşik Avrupa”nın gerektiğini de ekleyerek aslında önümüzdeki dönem daha güçlü bir Avrupa birliğinin inşasının hızlandırılmasını savunuyordu.

MERKEL’DEN İMALI AÇIKLAMA

Hollande’dan kısa bir süre sonra söz alan Almanya Devlet Başkanı Angela Merkel ise, diplomatik dilde yeni ABD Başkanının ırkçı, cinsiyetçi deklarasyonlarını eleştirdikten sonra ABD’nin Alman dış politikasının temelinde kalması gerektiğini ifade etti. Fakat Alman Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ise AB’yi ama özellikle de Almanya’yı hedef alan milyarder iş adamının Beyaz Saray’a gelmesiyle “zor günlerin” geleceğini ifade ederek kaygılarını dile getirmiş oldu. Ona göre ABD’de öngörülmesi zor bir dış politika dönemi başlıyordu.

İngiltere Başbakanı Theresa May ise iki ülke arasındaki ilişkilerin sağlam olduğunu belirttikten sonra Trump’la birlikte çalışmaya hazır olduğunu söyledi. Fakat Trump ile İngiltere arasındaki ilişkilerin kısa bir süre önce sıkıntılı olduğunu da unutmamıştır. Örneğin Ocak ayında Trump’a Büyük Britanya’ya girme yasağı gündeme gelmiş, milyarder iş adamı yatırımlarından vazgeçeceği tehdidini kullandıktan sonra rafa kaldırılmıştı.

YENİ PASİFİK POLİTİKASI NE OLACAK?

ABD’nin bir süredir gerilimli olan Pasifik bölgesine dair politikasında büyük değişiklik olacağına inanmayan Çin, iki devlet arasında “Sağlıklı ilişkilerin istikrarını teşvik etmek” istedikleri ve bu konuda yeni devlet başkanıyla çalışacakları açıklaması yaptı.

Fakat Japonya ve Güney Kore devlet başkanları Clinton’un zaferini savunuyorlardı ve üç  devlet arasında güvenlik anlaşmaları konusunda değişikliklerden tedirginler.

Japonya Başbakanı Shinzo “bir belirsizlik döneminin” açıldığına dikkat çekerek “ABD’nin Japonya’nın en önemli müttefiki” olduğunun altını çizme gereği duydu, “Yeni idareyle en kısa sürede güvene dayalı bir ilişki kurmak” istediğini belirtti.

Trump’ın eleştirdiği askeri alanda “Müttefikler yeterince maddi yardımda bulunmuyorlar” eleştirisine cevap anlamında Japonya Başbakanı ülkesinin her yıl savunma bütçesinin yüzde 10’nu, yani 500 milyar yeni (4.5 milyar avro) ABD askeri üsleri için harcadığını hatırlattı.  Japonya ABD’nin Pasifik politikasında değişikliklerin olmamasını umuyor.

Aynı tedirginlik Güney Kore ve Vietnam’da da hakim. Güney Kore’de devlet başkanı, ABD seçim sonuçlarının bölgedeki etkilerini değerlendirmek için ulusal güvenlik konseyini derhal topladı. Vietnam ise Çin’in bölgedeki askeri hakimliğini sınırlandırmak için ABD ile yakınlaşmış ve Çin ile arasındaki ada kavgasında Barack Obama’nın desteğini almıştı. Bu desteğin geri çekilmesinden ise büyük tedirginlik duyuyor. Tüm bu belirsizliklerin önümüzdeki günlerde açıklığa kavuşması için gözler ABD’ye çevrilmiş durumda.

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.