Adnan Menderes Üniversitesinde gördüklerim!

Adnan Menderes Üniversitesinde gördüklerim!

Ali Erdoğan, eşimin tedavisi için gittiği Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesinde gördüklerini yazdı.

Ali ERDOĞAN

Ben bir sağlık elemanıyım. Emekliyim. Eşimin tedavisi için yolum bu üniversiteye düştü. Baştan şunu belirteyim ki, doktor ve diğer tüm elemanları, sıcak kanlı ve mesleklerine yakışırcasına davranışları var. Deontoloji damarımın kabardığını sanmayın. Tanık olduklarımı söylüyorum sadece. Gördüğüm eksik ve yanlışlıkları yazmaya çalışacağım. İlk gördüğüm, bir sağlık ünitesine ve hele bir üniversiteye yakışmayacak, yerlerin ve tuvaletlerin kirli oluşuydu. Orada bir buçuk gün bekledim. Temizleyen olmadı. Uyarılarımı hemşireye söyledim. Ondan sonra temizlik yapıldı. Yaptığım görüşmelerde, bu hatanın personel eksikliğinden meydana geldiğini öğrendim. Personele, pencerelerin kollarının neden çıkarıldığını ve sürekli kapalı tutulduğunu sordum. Personel şu yanıtı verdi: “Başhekimin karısı pencereden kendisini atmış. Kesin emir var pencereler açılmayacak” dedi. 

Sevgili okurlar bunu duyunca, eskiden askeriyede anlatılan bir olayı anımsadım: Askeri malzemeler katırlarla taşınırdı. Günün birinde, top taşıyan katır yükün altına düşüp ölmüş. Katırın ölümüne sebep olan topu (demir aksamını) cezalandırmak için, topu zincirlerle yere hapsederler askeri yönetmenlik gereği. Camların kollarını çıkarıp cezalandıran baştabip, acaba asker kökenli mi diye düşündüm. Hastalara yemek verirken, kaşık, çatal, bardak ve su verilmiyor. Burada tasarruf edilen para merkez havuza mı aktarılıyor? Bilemiyorum. Hasta refakatçisine cüzi bir para karşılığında yemek veriyorlar. Gece koltukta yatarken üstünü örtecek bir battaniye veya bir çarşaf vermiyorlar. Vatandaşın biri iyileşirken, biri de hasta oluyor. Kaldığım koğuşa bir hasta yatırdılar. Yatak, çarşaf ve battaniyesi yoktu. Hasta 78-90 yaşlarındaydı. Seneler vücudunu bitirmiş, kuş kadar kalmış bir nineydi. Hasta 3-4 saat bekledi; çarşaf, battaniye gelmiyordu. Görevli personel, “Çarşaf yok, çamaşırhanede henüz gelmedi” diyordu. Nine “donuyorum” diye figan edince, sanırım personel bir başka hastanın battaniyesini getirdi. “Bununla idare et sonra yatağını yaparım” dedi. 2-3 saat sonra personel hastanın yatağını yaptı. Oysa ki, hastanelerde çarşaf her an kirlenebilir. Yeteri malzeme alınmadığı için yedek çarşafı yoktu. Bu personelin değil idarenin bir hatasıydı. 

Her odada bir televizyon vardı. Güzel şey. Koca serviste tek bir TV kontrol aleti mevcuttu. O da odalar arasında gezdiriliyordu. Ben hemşireye ricada bulundum: “Bizim odadaki TV’yi açar mısınız?” dedim. Hemşire beni “kıro” sanmış ki, “Hafta sonu TV çalışmaz” dedi. Ama hemşire kısmında TV çalışıyordu. Polemik yaratılmasın diye sustum. Boş zamanımı değerlendirmek için, gazete aramaya çıktım. Gazete ve dergi tıp fakültesinin olduğu bir hastane bölgesinde yoktu. Hastane bir dağın üstünde harika bir yerde. Çarşıya ancak dolmuşla gidiliyor. Bir profesörümüzün “Bize okumayan adamlar lazım” deyişini anımsadım.

Hastanede sohbet ettiğim bir hasta, kalbinden ameliyat oldu. Yoğun bakımda iken bir dakikalığına ziyarete gittim. Ne göreyim beğenirsiniz? Steril olması gereken ünite de KARASİNEKLER ÖZGÜRCE geziyorlardı. Milletvekilimiz kendi ülkesinde ve seçildiği bölgesine özgürce giremezken, KARASİNEKLER özgürce geziyorlardı. Doğrusu kıskandım onları. Cumartesi-pazar günleri koğuş temizliği yoktu. Tıpkı o günler TV’nin çalışmadığı gibi. Cumartesi günü beklenmeyen bir misafirimiz geldi koğuşa, bir KARASİNEK(!) temizlikçi personelin yoluğundan yararlanarak, özgürce istediği yere kondu. Açlığını gidermek için işçiler gibi eylem yapıyordu. İşçiyi dağıtan ne TOMA’lar ve ne de polis copu vardı. Özgürce geziyordu. Uğraştım yakalayamadım. Koğuşa bir hasta daha geldi. Sinek onu da rahatsız edince, refakatçisi ileri geri konuştu. Ben sinekle konuşmaktan yanaydım(!) Dilini bilmiyordum.

Ozan Mahsuni bir dizesinde “Bırak beni konuşayım. Yine sana danışayım” der. Her gün onlarca insanımız öldürülüyor. Her kesimden memurların görevlerine son veriliyor. Aileler perişan durumda. Meskenler yerle bir ediliyor. Savaşlara karar verenler, konuşma olanaklarını bulsalar; bunca anne ağlamaz, yavrular yetim kalmaz sanırım. Bu siyasilerin işi. Konuyu dağıtmayalım. Sinekle konuşamadım(!) Yeni gelen hastanın refakatçisi müjdeyi verdi. “Sineği öldürdüm” dedi. Gülüyordu... Ayırım yapmaksızın, ülkemin insanlarını öldürenler de bu “ölüm” işleminin sonunda refakatçi gibi gülüyorlar mı diye düşündüm. Bizi rahatsız eden sinek öldürülmüştü. Sorun çözülmüş müydü? Bataklık kurutulmadan, olayların çıkış nedenleri (sebepleri) demokratik yollarla kaldırılmadan sorun çözülür mü? Örneğin: Bir sağlık ünitesinde hijyenik şartlar yerine getirilmeden sinekler elbette ki kol gezecektir. Nitekim, salı günü de odamızı iki sinek ziyaret etti. Yıllarca Avrupa da kalmış bir vatandaşın duyarlığını yerine getiriyorum. Yoksa hiç kimseyi eleştirmek için bu satırları kaleme almadım. Dilerim düşleriniz yaşamınız olur. Kalın sağlıcakla...

www.evrensel.net