ABD medyası: Modern tarihin en hazırlıksız başkanı

ABD medyası: Modern tarihin en hazırlıksız başkanı

Sandıklar açılana kadar Hillary Clinton’un kazanacağından emin olan ABD basını, Donald Trump’ın zaferini nasıl gördü?

Seçim kanpanyası süresince ABD medyasında Trump karşıtı kampanyanın başını çekenlerden olan New York Times gazetesi başyazısının başlığını “Donald Trump isyanı” şeklinde attı. Bugüne kadar Trump’a demediğini bırakmayan gazetenin “Bay Trump” biçimindeki saygılı ifadesi dikkatlerden kaçmazken, ABD’nin yeni başkanının zaferinin haber medyasına, anket düzenleyicilerine ve Clinton yönetimindeki Demokrat Parti yönetimine “aşağılayıcı bir darbe” olduğu belirtildi.

Yazıda şu ifadelere yer verildi: “İşte onun hakkında bildiklerimiz: Bay Trump modern tarihin en hazırlıksız başkanı. Sarfettiği kelimeler ve eylemleriyle bizzat kendisinin 320 milyonluk karma bir ulusu yönetmeye uygun olmadığını gösterdiğini biliyoruz. Politik muhaliflerini kovuşturma ve hapisle tehdit ettiğini biliyoruz. Basın özgürlüğünü kısıtlayacağını söyledi. Onun arsızca yalan söylediğini biliyoruz. (...) Amerikan siyaset normlarının her birine meydan okuyan Bay Trump once Cumhuriyetçi Parti’yi ve şimdi de ulusun statükodan kaçmak için sabırsızlandığı bir zamanda Clinton restorasyonuna girişen Demokrat Parti’yi alt etti. Onun yükselişinde kadın düşmanlığı ve ırkçılık kadar şiddetli ve hatta pervasız bir değşim arzusu da rol oynadı. Bu değişim şimdi ABD’yi uçurumun kenarına getirdi.”

‘AMERİKALILAR YIKICI BİR DEĞİŞİKLİK İSTEDİ’

New York Times gazetesinin etkili yazarlarından Thomas Friedman, “Amerika’da Yurtsuz Olmak” isimli yazısına, Trump’un aday olarak ortaya çıktığı andan beri seçimleri kazanma ihtimalini ciddiye aldığını belirterek başladı. “Gerçek yine de benim için şok ediciydi” diyen Friedman şu şekilde devam etti: Bunun bir ihtimal olduğunu ne kadar bilsem de, Amerikalıların çoğu çok kötü bir biçimde radikal, yıkıcı bir değişiklik istedi. Değişim aracının kim olduğunu, çocuklarımız için ne çeşit bir rol model olabileceğini, gerçekten kendi planını uygulama yeteneğine sahip olup olmadığını-hatta bir planı olup olmadığını-  budalaca umursamadı. Bu karanlık gerçek son derece rahatsız edici.

Trump’ın “kazanmak” konusundaki takıntısının da derin bir endişe sebebi olduğunu belirten Friedman, “Onun için hayat her zaman sıfır toplamlı bir oyun: Ben kazanırım, sen kaybedersin. Fakat ABD’yi yönetiyorsanız, her şey sıfır toplamlı bir oyun olamaz” derken, Trump’un zaferini nasıl açıkladığını şu sözlerle ifade etti: “Emin olmak için çok erken olsa da, içimden bir ses bana bunun ticaret veya gelir uçurumundan ziyade kültür ve çoğu Amerikalı’nın ‘yurtsuzluk’ hissiyle ilgili olduğunu söylüyor. Yurtlarını kaybettikleri duygusundan başka hiç bir şey insanları daha öfkeli veya aklı karışmış hale getiremez. Bazıları için Amerika bir azınlık-çoğunluk ülkesi haline geliyor ve bu durum özellikle kozmopolit kentsel alanlar dışında yaşayan pek çok orta sınıf beyazın topluluk duygusunu tehdit ediyor. (...) “Cumhuriyetçilerin 8 yıl boyunca  yaptığının aksine ben başkanımın başarısız olması için çabalamayacağım. O başarısız olursa hepimiz başarısız oluruz. Kampanyası sırasında gördüğümüzden daha iyi bir adamın ortaya çıkmasını umut edeceğim. Fakat an itibariyle ızdırap içindeyim, ülkem ve birliğimiz için korkuyorum. Ve ilk defa kendimi Amerika’da yurtsuz hissediyorum.”

‘PAS KUŞAĞI’ TRUMP DEDİ

Frank Bruni ise yine New York Times gazetesindeki “Donald Trump’ın Şok Eden Başarısı” başlıklı yazısında Demokrat Parti’ye çattı. Trump’ın Cumhuriyetçi Parti adaylığının kesinleşmesinden sonra Demokratların “kesin kazanırız” havasına girdiğini belirten Bruni, “Dışarıda ciddiyetle anlamak için çaba sarfetmediğiniz öfkeli bir kalabalık varken, düzenin onayını almış olmak ve size yığınla destek veren pop yıldızları ve Hollywood aktörleriyle beraber dolaşmak fark yaratıyor mu?” diye sordu.

“Bir parti, bariz bir biçimde sistemin şok edilmesini isteyen seçmene statükoyu temsil eden bir adayı satmaya çalışacak kadar gerçeklikten uzak veya kayıtsız olur mu?” diyen Bruni seçim sonuçlarında işçi sınıfının önemine de değindi.

ABD’de “Pas Kuşağı” diye bilinen ve eski ağır sanayi bölgelerini barındıran Ohio, Michigan, Wisconsin ve Pennsylvania gibi eyaletlere göndermede bulunan Bruni, buralarda muhalif bir beyaz işçi sınıfının oluştuğuna ve bu kesimin yeni ekonomiyle arasının ne kadar bozuk olduğuna dikkat çekti: “Onların öfkesi adaylık süreçlerinin hikayesiydi, sadece Trump’ın değil aynı zamanda Bernie Sanders’in kampanyasının da yakıtıydı. Ve kendisini başkanlık seçiminde gösterdi. Her iki parti de bunu dikkate almak zorunda.”

TRUMP’A KİM İNANDI? KİM SUÇLANMALI?

Benjamin Wallace-Wells
The New Yorker

“… Asıl soru; Trump’ın nasıl olup da biz yüzde 45’ine sahip olduğuna inanırken seçmenlerin yüzde 50’sinin oyunu kazandığı değil, 10 milyonlarca seçmenin onu şampiyonları olarak görebilmesidir. Bu sadece politik bir mesele gibi görünmüyor. Trump asla yaklaşmamalıydı. Çok sayıda Amerikalının, para babası Trump ile mücadele etmesi, kapitalizmin bize ait versiyonunun daha ileri düzenlemeler yapabileceği olarak anlaşılmak durumunda.

Ekonominin yükselişte olduğu yerlerde yaşayan pek çok Amerikalının da Trump’ı seçmesi liderlerimizin çok fazla söz verdiğini gösteriyor. Böylesi ahlaksız ve nefret dolu bir adamın Hristiyanlığa bağlı geniş kesimlerin tercihi olabilmesi, dinsel hayatımızda ve ahlaki değerlerimizde bazı zayıflıklar olduğunu gösteriyor. İyi bilinen ırkçı ve kadın düşmanı açıklamalarından sonra Trump’a verilen destekte pek düşüş olmaması, bu rahatsızlıkların eşler ve komşular arasında ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Trump’un edepsizliğini açıklığa kavuşturacak kadar yeterli bireysel terbiye yoktu. Düşündüğümüz kadar iyi insanlar değiliz.”

Çeviren ve derleyen: Ferhat Sarı

Son Düzenlenme Tarihi: 09 Kasım 2016 17:54
www.evrensel.net