10 Ekim Ankara Katliamı sanığından Erdoğan'lı savunma

10 Ekim Ankara Katliamı sanığından Erdoğan'lı savunma

10 Ekim davasının 2. gününde ifade veren itirafçı Sanık Yakup Şahin: Koskoca cumhurbaşkanı bile 'Bizi kandırmışlar' diyor. Beni de Halil kandırmış.

10 Ekim Katliamı davasının ikinci gününde verilen aranın ardından duruşma Sanık Yakup Şahin’in savunmasıyla başladı. Şahin’in konuşmasından önce, patlamada yaşamını yitiren üniversite öğrencisi Güney Doğan’ın babası Mustafa Doğan, “Bizim canımız yanmış. O alçaklara söyleyecek sözümüz vardı. Benim canım gitti. Benim oğlum üniversitede okuyordu” diye bağırdı.  

Daha önce itirafçı olduğu belirtilen ancak duruşmada verdiği ifadede polislerin kendini kandırdığını söyleyen Sanık Yakup Şahin, “3-5 ay yatıp çıkacaksın, dediler. O ifadeyi verdim. Verilen ifadenin hiçbir gerçekçi değeri yoktur. 20 sayfa okuyacağım. Orada da anlayacaksınız. Şimdiye kadar hiç  illegal örgütlere ilgim yoktur. Ben hayatım boyunca ailemden 1 hafta bile ayrılmış değilim” dedi.

Mağdur avukatlarının itirazına rağmen kağıda yazılı savunmayı okuyan Şahin, "Ben bu yaşıma kadar dini, dili, ırkı diye ayırmadım. İslami yaşamı tercih ettiğim zaman vardı. Ama kimseye bağlı kalmadım. Boş iddiaların içini doldurmaya kalksanız işiniz boşa düşer. Koskoca cumhurbaşkanı bile “Allah bizi affetsin, bizi kandırmışlar” diyor. Beni de Halil kandırmış. Ben ekmek parası derdine düşmüştüm" diye konuştu.

POLİSLE SELFIE ÇEKTİRMİŞ

Şahin ifadesine şöyle devam etti: "Halil bana, 'Asker kaçağı arkadaşım var evli barklıdır, onu kaçıracağız' dedi. 'Sen Ankara'ya önden git, sıkıntı olursa haber ver' dedi.
Halil'in sadece işçisi olarak emrinde çalıştım. Örgütsel olarak bir şey yapmadım. Patronum olduğu için söylediği her şeyi yaptım.
Ben önden kontrolcü olarak geldim. Yolda iki kere durduruldum ama GBT sorgusu yapıldı ve geçtim. Sonra bir yerde buluşup mola verdik.

Yolda benim işim bitti, beni gönderdi. Ben bir otele gittim, sonra yeğenime arabayı verdim o gezdi ben dinlendim.
Yeğenimle Antep'e döndük. Ben arabamı Halil'e bırakmıştım, Yunus'la benim arabamı yollamış. Arabamı aldım. İçinde el bombası vardı.
El bombası arabada dolaşmasın diye eve koydum Urfa'ya babamlara gittim. Alındığımda evde uyuyordum.
Sivil polisler beni aldılar ama nezarete götürmüyorlar. Çay içtikleri yere götürdüler. Uyuşturucu içmiştim ondan alındığımı sandım.

Polisler bana eline sağlık birkaç da çocuk ölmüş ama önemli değil deyip güldüler. Benimle selfie çektirdiler.
Bombadan aldıklarını sonra öğrendim. Sonra beni başka bir yere götürüp çırılçıplak soyup kötü şeyler yaptılar.
Halil'in nerede olduğunu sorup, "Halil bulunmazsa bütün suç sana kalır .O seni kullanmış sen de bir şeyler uydur suçu ona at" dediler.
Sabah benimle alınanları sordum onlara bir şey yapmamışlar. Ben Ankara'ya gelir gelmez hemen sorguya alındım. Meseleyi onlara da anlattım.
Bana çok işkence yaptılar dayanacak gücüm kalmadı. Kimseyi bulamadıkları için bizi fail yaptılar.
Ben gidip Birecik'ten 10 torba Halil için gübre aldım. Bana gübrenin sarımsak için olduğunu söyledi ve aldım."

İddianamede yer alan ifadesinin uydurma olduğunu söyleyen sanık Yakup Şahin, “Polislerle beraber uydurduk hatta ifadedeki sayfalar dolsun diye El Nusra’ya katıldım dedim” diye kendini aklamaya çalıştı. Hakimin sorularına yanıt vermekten sıkılan Şahin, “O iddianamedeki herşey sallama. Ben de burada sallarım olur biter” dedi, bu sözün ardından ailelerden tepki geldi.

Hakim, aileleri yatıştırmaya çalıştı ve "Ben onca yıllık hakimim, önüme adamca konuşan bir sanık gelmedi ne bekliyordunuz” diye salonu yatıştırmaya çalıştı.

Hakimin hücre evini sorduğu Şahin, Ankara’da bombacılar gelmeden önceki kaldığı ev hakkında “Ben oraya temizlik yapmaya giderdim. Bana bombacıların fotosunu gösterdiler. Ben de 'hee gördüm’ dedim, beraber salladık” diye polislerle ifadesini uydurduğunu tekrarladı. Polisler Yunus Durmaz gösterildiğinde “Polislerle beraber onu lider olarak belirledik” diye belirten Şahin, “O an oradan kurtulmak için hepsini salladım. Ben şimdi de senaryo yazarım, ondan daha iyisini yazarım.” 

Yakup Şahin'in ifadesinden öne çıkan kısımlar şöyle:

"Benim emniyetteki ifadem esnasında polisler bana itirafçılık yap 3-5 yatıp çıkarsın dediler. Ancak çıkmadım. 20 sayfalık bir ifade hazırladım. Bunu okuyunca hakkımdaki gerçekleri anlayacaksınız. Emniyetteki ifademin bir gerçekliği yoktur. Ben evden işe- işten eve giden ailemle yaşayan bir insanım. Eğer benim bir örgüte bir üyeliğim olsaydı MİT'te, Emniyet'te buna dair bir delil olurdu. Benim örgüte üyeliğim iddia edilen tek delil iş yerindeki patronum Yunus Durmaz'ın evrakları arasında bulunan benim adımın yanında yazan kod ismi ve bu kod ismine ödenen maaşlardır.
Bana senin bir kod ismin var mı dediler. Ben de yok dedim. Onlar bana 3-5 ay yatıp çıkacaksın bu kod isimlerinin (Daniel, köylü ve Kurdi) üstündeki fotoğraf sana benziyor kabul et dediler. Ben de başka çarem yoktu bildiklerimi anlattım. Bir insan nasıl 3 farklı kod ismi kullanabilir. Bu üç farklı kod isim farklı farklı maaşlar almaktadır. Bir insan 3 farklı maaşı nasıl alabilir. Ben kürt olduğum için bu şekilde bir isnat yapılıyor. Yine bu kod isimlerde bana isnat edilen suçlamalar vardır. Kundi kod ismi ile telefon ile içerden irtibat sağlama görevim var denmiş. Ancak benim telefon numaram bellidir. Eğer iddia edildiği gibi Antep içinde tarassut yapmış isem buna ilişkin delil istiyorum.Buna dair tek bir delil, video,fotoğraf varsa bunları görmek istiyorum. Dünya alem bilir ki ben kürdüm ve anadilim kürtçedir. Türkçe den daha iyi tükçe konuşurum. Ben uyuşturucu, alkol, sigara kullanan bir insanım. IŞİD denilen örgüt sigaraya dahi karşıdır. Benim gibi bir insanı nasıl aralarına alırlar? Gözaltına alındığımda dahi kanımda uyuşturucu bulunmuştur. Benim işim iki üç günde bir banka ve maliyecilerin yanına gitmekti. Ben ne bileyim Halil'in IŞİD üyesi olduğunu. Ben ekmeğime bakıyordum. Bu işten sonra ailemi gecekondudan normal daireye taşıdım. Ben Halil'den hiç şüphelenmedim. Dosyada başını almış gidiyor Yunus Durmaz diye. Ben Halil'in yanında çalışıyordum. Yunus Durmaz ile bir bağlantım yoktur. Yunus Durmaz ile hiçbir bağım olmamıştır. Şu da vardır ki benim annem ve babam namaz kılar, ben de islami bir arayış içerisine girdim ancak hiçbir örgütle bağım yoktur. Ekmeği kovalarken Halil'in beni kandırdığını nereden bileyim. Koskaca Cumhurbaşkanı bile "Allah affetsin kandırılmışız" dedi. Koca Cumhurbaşkanı bile kandırılıyorken ben nasıl kandırılmayayım.
Ankara'ya gelişim meselesine gelince. Patronum Halil Ankara'ya gideceğiz bir iş var dedi. Sonra sen şu arabayla önden gideceksin dedi. Ben niye önden gidiyorum dedim. O da bana arkadaki araçta asker kaçağı bir arkadaşım var sen önden git yakalanmasın dedi. Ben Halil'e telefonum şarjı yok onu şarj edeyim dedim. O da gerek yok ben sana bir telefon vereceğim ondan bana ulaşırsın bir sıkıntı olursa dedi ve bana bir telefon ve 5000 TL para verdi. Yolda giderken Adana civarında çevirme vardı. Tüm araçları durduruyorlardı. Ben de Halil'i aradım çevirme var diye. Halil bana biz geçtik oradan dedi. Ben de nasıl geçtiniz dedim. O da nasıl geçtiysek geçtik. Sen yoluna devam et dedi. Sonra Ankara'ya kadar hiç çevirmeye yakalanmadık. Yolda defalarca acıktım duralım dedim ancak yok devam edeceğiz dedi. Ankara'ya yakın bir yerde petrolde durduk.  Burada ben Halil'e şarjım bitti ve çok yorgunum dedim. Halil bana senin işin bitti, istediğin otele git yat sonra geri dön dedi. Ben de 5 yıldızlı bir otele gidip kaldım. Sonra akrabam Hakan'ında Ankara'da olduğunu duydum. Onu da alıp arabaya binip geri dönüş yoluna koyulduk. Hatta giderken Tuz Gölü'nde durup fotoğraf bile çektirdik. Daha sonrasında Antep'e ulaştık. Eşyalarımı almak için arabanın arka bagajını açtım ve bir poşet gördüm, poşette el bombaları vardı. Halil'i defalarca aradım ancak ulaşamadım. Sonrasında ne yapacağımı bilemediğim için poşeti eve koydum.
Antep'te yolda karşılaştığım bir kaç arkadaş bana "iyi güzel iş olmuş ama bir iki daha çocuk olmuş neyse o da önemli değil" deyip güldüler. Ben ne dediklerini anlamadım. Sonrasında o gece polisler eve geldi. Ben uyuşturucu kullandığım için bundan dolayı geldiklerini düşündüm. Ancak daha sonra Halil'in arabamda unuttuğu veya bilerek bıraktığı el bombalarının olduğu poşet geldi. Gözaltına alındıktan sonra polisler benim üzerimi soyup bana ahlaksızca şeyler yaptılar.
Sonra bana 4 gün boyunca yemek vermediler. Uyutmadılar. Ben de en son halsiz düşünce tamam siz nasıl istiyorsanız öyle ifade vereceğim dedim. Ardından ifademi aldılar.
Dosyada 10 torba amonyum nitrat aldığım söyleniyor. Doğrudur aldım. Patronum tarlaya sarımsak ektim onlara gübre lazım dedi. Ben de Birecik'e giderek 10 torba gübre (amonyum nitrat) aldım. Polisler bana korkma savcıda bizden tüm suçu Halil'e at dedi. Bir tane polis müdürü beni ailem ve çocuklarımla tehdit etti.
Polisler kendi kendilerini temize çıkarmak için böyle bir kurgu yaptılar. Bu işte böylelikle benim üstüme kaldı. Benim HDP'li yüzlerce arkadaşım var. Neden bu insanların canına kıyarım.
Emniyettekiler bana Deniz Büyükçelebi bir daha Türkiye'ye gelmeyecek dedi. Bunun üzerine bomba işinide Deniz Büyükçelebi'nin üzerine attık. HDP Mersin, Adana bombalamalarını ve Suruç bombalamasını da polis elbirliği ile olmuş gibi anlattırdılar.  Benim söylediğim her şeyi polisler belirledi. Meğer bunlar sorgu taktiği imiş. Emniyetteki sorgum bitince polisler sana avukat tuttuk dediler. Ben de nasıl olur kaç para istiyor ben nasıl karşılayayım onun parasını dedim Onlar da bana parasını biz kendi aramızda toplayıp verdik dediler. Bunun üzerine avukat geldi ancak bana hiçbir şekilde yardımcı olmadı. Bana "burası mahkeme değil, ben senin savunmanı mahkemede yapacağım, pişmanlık yasasından faydalan" dediler.Mahkemeye çıktığımda TEM amiri "korkma ceza almazsın, tutuklanmazsın savcı da hakimde de bizden" dedi.
Hemen hemen on aydır tecrit ediliyorum. Bu sebeple benim aklıma gelenler bunlar. Eğer bir silahlı terör örgütü üyesi olsam bunu duyardınız. Eğer örgüte katılmış olsaydım Halil'in evinde ve deposunda bulunan bomba ve silahlarda parmak izim olurdu.
Ben emniyetteyken yanıma ben polis değilim diyen biri gelmişti. Tutuklandıktan sonra aynı kişi ve yanında bir kişi daha tekrar geldi.
Bütün insanlar öldürmem yetmezmiş gibi Anayasal düzenide yıkmaya çalıştığım iddia ediliyor. Bu iddia komik ve gülünçtür. Ben bir başıma bu düzeni nasıl yıkayım. Gülen cemaatinin tankla tüfekle yıkamadığı Anayasal düzeni ben nasıl yıkayım?
Ankara katliamı benim yapabileceğim bir iş değil. Ben patronumun söyledikleri işleri yaptım. Bunları da ekmek parası için yaptım. Olayda patronuma yıkılmak isteniyor.  Suudi Arabistan'da bile "cezaların şahsiliği ilkesi" var. Benim de bu ilkeden yararlanmam için Suudi Arabistan'da mı yaşamam gerekiyor. 
Eğer bu saçma suçlamalardan bana ceza vereceksiniz benim size bu dünyada söyleyecek hiçbir şeyim yoktur.

Bir iki kez arayış içine girdiğimden bikaç derneğe gittim. Herkesin bildiği bir şey o cemiyetler. Ben bunlar bunlarla çalışıyor diyemem. Ben de herkesin bildiği kadar biliyorum. Milletvekilleriyle konferansları var bu erdemli cemiyetin. Ailelere yardım derneği var. Resmi yani. Gizli işleri yok." (Ankara/EVRENSEL)

10 EKİM ANKARA KATLİAMI DAVASINDA YAŞANANLARI DAKİKA DAKİKA İZLEMEK İÇİN TIKLAYIN

Son Düzenlenme Tarihi: 08 Kasım 2016 16:33
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.