Memleketten KHK manzaraları

Memleketten KHK manzaraları

"2002 yılında seçimlere gelmeden önce YÖK’ü kaldıracağız dediklerini ve üniversitelileri kendilerini desteklemeye çağırdıklarını hatırlayalım."

Aydın YİĞİT
Adana

15 Temmuz gecesi unutulmayacak tarihler arasına gireli çok oldu. Darbe girişiminin engellenmesi ve akabinde yaşananlar bundan sonrasında neler olacağına dair bize az çok ipucu veriyordu. Nitekim cumhurbaşkanının darbe girişimini “Allah’ın bir lütfu” olarak değerlendirmesi, ilan edilen OHAL ile başlayan sürecin ardından üç büyük ay geçti. Kapatılan onlarca gazete, televizyon, sendika, radyo, dergi, tutuklanan gazeteciler, görevlerinden ihraç edilen, açığa alınan akademisyenler, öğretmenler, kayyım atanan belediyeler, OHAL var denilerek hak aramasının önü kapatılmak istenen işçiler vb. bir çok uygulama ile kapattık bu ayları. AKP hükümeti ve cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘darbe fırsatçılığı’ ile önce FETÖ’den başlayarak tüm muhalifleri bir torbaya doldurup cezalandırmaya devam eden bir süreç ile memleketi yönetmeye soyundular. 
OHAL’in bir yönetim biçimi olarak hayatımıza dahil edilmesinin ardından Kanun Hükmü Kararnamelerle geçici-kalıcı düzenlemeler hızla birbirini takip etmeye başladı. 
BU KADAR DEMOKRASİ ÜNİVERSİTELERE ÇOK DEDİLER!
Geçtiğimiz cumartesi akşamı resmi gazetede iki KHK daha yayınlandı. Bir çoğumuzun sosyal medyada gezerken karşılaştı 675 ve 676 sayılı KHK’larla. Hazırlıksız yakalandık! Ne de olsa KHK’lar pat diye çıkıyordu karşımıza. Cumartesi akşamı aldığımız haberlerde 2 haber ajansının, 10 gazetenin, 3’te derginin kapatıldığını, binlerce memurun ihraç edildiğini gördük. Evrensel Kültür, Özgürlük Dünyası, Tiroj gibi dergilerinin kapatıldığını, barış akademisyenleri ve KESK üyesinin ihracını bildiren KHK’larda Dicle Haber Ajansı’nın da hükümet tarafından kaleminin kırıldığını gördük. Üniversiteleri de doğrudan ilgilendiren bir uygulama bu KHK’larda karşımıza çıktı. Cumartesi akşamı öğrendik ki, artık Rektörlük seçimleri de kaldırılmış. KHK’ya göre artık rektörlük seçimi şu şekilde yapılacak: Devlet üniversitelerinde rektör Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek, profesör olarak en az üç yıl görev yapmış üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanacak. Bir aylık sürede önerilenlerden birisinin atanmaması ve Yükseköğretim Kurulu tarafından, iki hafta içinde yeni adaylar gösterilmemesi halinde Cumhurbaşkanınca doğrudan atama yapılacak. Bunu okuyunca demokrasimizin başını alıp yürüdüğünü farkettim. Ne de olsa demokrasinin temeli Erdoğan’ın istediğinin olmasıydı artık bu memlekette(!). İstanbul Üniversite’sinde Raşit Tükel seçildiğinde de görmüştük bunu. En çok oyu alan Raşit Tükel atanmamış ondan daha az oyu alan Erdoğana yakınlığıyla demokrasi sınavından geçmiş başka bir aday atanmıştı.
“YEREL ERDOĞAN”
Şaka bir yana üniversiteleri doğrudan ilgilendiren bu uygulama ile gözümüzün önüne getirelim öğrencilerin, akademisyenlerin, çalışanları taleplerini. Nasıl üniversitelerin istendiğini. Son yıllarda tüm üniversitelerde formasyon hakkı için yapılan eylemler, insanca yaşanacak koşullarda yurt isteyen öğrencilerin protestoları, barış bildirisine imza atan akademisyenlerin özgürlük talepleri, sosyal-kültürel faaliyetleri yasaklanan, engellenen kol,kulüpler... Bu liste uzayabilir. Anlaşılan o ki bilimsel, parasız, demokratik ve özerk üniversite taleplerinin karşılanması konusunda ufak bir adım yokken Erdoğan ve AKP yönetimi her şeyi göz ardı etmiş. 2002 yılında seçimlere gelmeden önce YÖK’ü kaldıracağız dediklerini ve üniversitelileri yedeklemeye, kendilerini desteklemeye çağırdıklarını hatırlayalım. Şimdiki durumda her rektörlük artık birer YÖK ve yerel ‘Erdoğan’ oldu.
IŞIĞI SÖNMEYEN DERGİLER
Üç dergi saymıştık az evvel son KHK ile kapatılan. Üçüde ayrı ayrı Türkiye’de 10 yılı aşkındır yayında olan dergiler. Yazının başında belirtmiştik hükümetin tüm muhalifleri bir torbaya doldurduğunu. Ancak bu dergilerle birlikte çok büyük bir birikimin hedef alındığını söylersek doğrudan uzaklaşmış olmayız. Zira Özgürlük Dünyası özellikle son üç aydır çıkan yazılarıyla Marksizm’i daha ilerden savunmaya soyunmuş, Evrensel Kültür ise 2017 yılının Ekim Devrim’inin 100. yılı olması vesilesiyle Ekim Devrimi ve Kültür dosyalarını sayfalarına taşımış dergilerdi. İşçi sınıfının değiştirici-devrimci gücüne yönelik ideolojik saldırılarının bu kadar yükseldiği dönemlerde bu dergilerin oynadığı rol elbetteki burjuvazi ve onun temsilcisi AKP tarafından es geçilecek bir durum olamazdı. Zira Tiroj da Kürtçe-Türkçe yayınlanan bir kültür, sanat, politika alanında çıkan ve halkların kardeşliğini, Kürdistan coğrafyasında yaşananları temel alan bir dergi. Son 1 yıldır Kürdistan’a yönelmiş baskı, katliamlar artarken Tiroj bir kez olsun yayın politikasından ödün vermemişti. İşçi sınıfının kültüründen doğan bu dergiler ile elbette Türkiye’de büyük bir birikimi yitirdik. Binlerce okuruyla bu dergiler de OHAL döneminde hedefe konmuş ve kapatılmış oldu. 
Hükümet OHAL’in tadını almış olacak ki, kaldırmak bir yana uzatmanın, bu dönemde başkanlık yasasını geçirmenin derdinde. Tüm bu uygulamalar yaşam koşullarının iyileştirilmesinden çok uzakta. Üniversiteliler için bahsetttiğimiz gibi homurdanmalar, karşılanmayan talepler işçiler, kadınlar, her kesimden gençler için de geçerli. OHAL ve KHK ile baskılar artabilir ancak insanca yaşam talebi bastırılamaz.

www.evrensel.net