Lübnan’da egemenlerin balayı uzun sürmeyecek

Lübnan’da egemenlerin balayı uzun sürmeyecek

Lübnan Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Habib Fares'le Lübnan'daki siyasi durumu konuştuk.

Elif GÖRGÜ
İstanbul

Başta Suriye’deki gelişmeler olmak üzere bölgedeki çatışmalardan en çok etkilenen ülkelerden biri olan Doğu Akdeniz ülkesi Lübnan’da, 2 yıl 8 ay ve 46 meclis oturumu sonunda, 31 Ekim günü bir cumhurbaşkanı seçildi.
Suriye-İran bloğu ile Suudi Arabistan-Batı ülkeleri bloğunun Lübnan parlamentosundaki müttefiklerinin sonunda ortaklaştığı isim ise, bir zamanlar ‘laik ve mezhepçi olmayan bir Lübnan’ söylemiyle öne çıkan ancak bu söylemi uzun zamandır bıraktığı belirtilen General Mişel Aun oldu. Mişel Aun’un, Lübnan’ın geçtiğimiz yıl yüz binleri sokağa döken siyasi tıkanıklığını açıp açamayacağı da tartışılıyor.
Sorularımızı yanıtlayan Lübnan Komünist Partisi Merkez Komite Üyesi Habib Fares, farklı siyasi tarafların Mişel Aun’la vardıkları geçici uzlaşmayı ‘egemenlerin balayı’ olarak nitelendiriyor ve kısa sürecek bu balayının sonunda “gerçek bir Lübnan baharı”nın gelebileceğine dair toplumsal işaretlere dikkat çekiyor. Ancak bunun için bir geniş bir halk cephesinin de gerekliliğine vurgu yapıyor.

Ülkenizde uzun zaman sonra meclis bir cumhurbaşkanı seçebildi. İlk olarak bu süreci uzatan ne oldu ve bu zaman boyunca ne tür siyasi gelişmeler yaşandı?
İki yıl, sekiz ay ve kırk altı meclis oturumu sonunda, Lübnan’nın artık bir cumhurbaşkanı var, General Mişel Aun. 127 milletvekilinin 83’ünü oyuyla çoğunluk oyuna sahip oldu. Yalnız o milletvekillerinin de halkın oyuyla seçilmediklerini söylememiz gerekiyor. 7 Haziran 2009 seçimleri öncesi söz verdikleri yeni seçim yasasını çıkarmakta başarısızlığa uğradıktan sonra vekilliklerini bir dönem daha uzatmak için oy kullanmışlardı.
Bütün bu süreçte cumhurbaşkanı seçilmemiş olması ise iç ve dış politikadaki koşullara bağlıydı. Bu koşulların temelinde siyasi sistemin kendisi ve egemen siyasi güçlerin durumu var.

Habib Fares

LÜBNAN SİSTEMİ SÖMÜRGECİLERDEN MİRAS

Nedir Lübnan’ın siyasi sistemi?
Lübnan’da siyasi sistem Fransız sömürgeciliği döneminde, mezhepsel temelde dizayn edildi; mezheplerin ve inançların temsilcileri ile kapitalistlerin ve feodal beylerin ittfakı ülke yönetildi. Fransız mandası 1943’te sona erdi fakat Batı yanlısı bozuk sistem devam etti.
Bu kırılgan formülasyon, egemen sınıfın farklı fraksiyonlarının, içerideki pozisyonlarını güçlendirmek adına hem bölgesel hem uluslararası düzeyde farklı yabancı güçlere bel bağlamalarına neden oldu.
Tarihsel olarak, Lübnan egemen sınıfı kendi dar çıkarlarına ve yabancı oyuncuların özellikle de Batılı güçlerin çıkarlarına hizmet etti Modern, eşitlikçi ve medeni bir devleti inşa etmek yerine ulusal zenginliğin yağmalanmasında ve devlet kurumlarının istismarında benzer bir yozlaşmış tutum sergilediler. Yöneticiler ülkenin kaynaklarını kendi aralarında ve yakın destekçileri aralarında paylaşma ilkesine dayalı bir birlik geliştirdiler. Seçimler de egemen sınıfı iktidarda tutmak üzere dizayn edildi.
Bu yasalar dini ve mezhepsel kotaları temel alıyor ve seçmenlerin etkisi çok sınırlı kalıyor. Meclisler azınlığı temsil ediyor ve Lübnan halkının çoğunluğunun iradesi meclisten dışlanıyor. Seküler ve gerçekten demokratik, ilerici güçlerin meclise girmesine asla izin verilmiyor.
Lübnan sistemindeki anahtar pozisyonlar, özellile de devlet başkanının pozisyonu, büyük uluslararası ve bölgesel güçler tarafından belirleniyor. Lübnan parlamentosu da genellikle ıstampa olarak kullanılıyor.
Bölgede yakın zamanda meydana gelen sert bölünmeler ve çatışmalar da, yerel siyasi güçleri etkiledi, Lübnan parlamentosu bu süreçte bir başkan seçemedi. Yabancı ve yerel unsurlar bir uzlaşma sağlayamadılar.
İki buçuk yıldan uzun bir süredir, ulusal egemen sınıfın iki siyasi partisi bölgesel çatışmaların kendi yabancı müttefiklerinin çıkarına sonuçlanmasını hesaplıyorlardı fakat bu gerçekleşmedi.

REJİM UÇURUMUN EŞİĞİNE GELDİ

Bu siyasi bölünmüşlük aşılarak nasıl bir uzlaşmaya varıldı?
İçeride ve ülkenin çevresindei krizlerin birikmesi Lübnan rejimini uçurumun eşiğine sürükledi. Bu tamamen cumhurbaşkanlığı koltuğunun boş olmasından kaynaklı değildi. Egemenler arası çoğunlukla dar politik ve ekonomik çıkarlar nedeniyle yaşanan bölünmelerden kaynaklıydı.
Eski Başbakan Refik Hariri’nin 2005 yılında öldürülmesi Lübnan egemenleri arasımdaki bölünmeyi derinleştirdi ve iki temel siyasi ittifak oluştu; Suriye-İran yanlısı “8 Mart ittifakı” ve Suudi Arabistan-Batı yanlısı “14 Mart İttifakı”.

Suriye krizinin de yansımaları olmuştur...
Suriye krizinin de patlamasıyla ülkedeki rejim krizi derinleşti. Öncesinde, Suriye ve Suudi Arabistan arasındaki iş birliği, Lübnan’daki müttefiklerinin siyasi farklılıklarını uzlaştırmalarındaki temel faktördü, buna cumhurbaşkanlığı meselesi de dahil. Bölgedeki yeni çatışmalar bu iş birliğini bozdu ve Lübnan egemenlerini büyük bir ekonomik, sosyal ve siyasi krizle başbaşa bıraktı, yeni bir başkan da böylece seçilemedi. Dahası, on yıldan uzun bir süredir egemenler, Lübnan rejimini çöküşün eşiğine getirmeden devlet aygıtını yönetmeyi başaramadılar.
İki temel siyasi parti sokaklardaki çöplerin toplanmasını bile sağlayamaz noktaya geldiler ve halka temel hizmetleri sağlayamadılar.
Derinleşen kriz yüz binlerce Lüblanlının sokaklara çıkmasına ve rejim değişikliği talep etmesine neden oldu.

MİŞEL AUN KİMDİR?

Peki sonunda üzerinde anlaşmaya varılan General Mişel Aun kimdir? Lübnan için nasıl bir siyasi yönetim öngörmektedir?
Mişel Aun, siyasi kariyerini ve popülaritesini 1989 yılında iç savaşı sona erdiren ve Suriye ile Suudi Arabistan’ın sponsorluğunda imzalanan “Al-Taif Anlaşmasına” muhalefet etmesine borçlu. Al-Taif Anlaşması eski dini sistemi gerçek bir değişiklik yaratmadan sadece modifiye etti. Savaş ve mezhep lordları arasında iktidarı yeniden paylaştırdı. Aun’un ordunun ve geçici askeri hükümetin başında olduğu zamanlar Al Taif Anlaşmasına seküler ve reformcu söylemlerle muhalefet ediyordu. Bu muhalefeti ve söylemleri nedeniyle Lübnan’ı terketmeye zorlandı ve 15 yıl Fransa’da sürgünde yaşadı. 2005 yılında Suriye’nin Lübnan’dan çekilmesinin ardından geri döndü.

Meclise girişi nasıl oldu?
Geniş bir meclis blokunun desteğine ve 2005 yılında Hıristiyanların çoğunun temsilcisi olmasına rağmen mezhepçi güçlerin “klubüne” kabul edilmedi. Bu süreçte Aun da yavaş yavaş seküler ve reformcu sloganlarını terk etti ve “Hıristiyanların haklarını” savunmaya yöneldi. Suriye ile ilişkisini yeniledi ve Hizbullah’ın ve dolayısıyla da 8 Mart İttifakı’nın müttefiki haline geldi
Aun, askeri olarak yenilgiye uğradıktan ve 13 Ekim 1990’da ülkeyi Suriye birliklerinin ellerine teslim ederek sürgüne gitmesinden çok önce Lübnan cumhurbaşkanı olma hayalleri kuruyordu. Söylemi değişmişti ama bu hayali değişmemişti. Suudi Arabistan, ABD ve Batılı müttefikler ile Lübnan’daki partnerleri Aun’un başkanlığını sürekli veto ettiler.
Fakat Cumhurbaşkanlığı koltuğunun boş kaldığı süreçte Aun, kendine yeni bir pozisyon almayı başardı. Baş Hıristiyan rakibi Samir Gaegea ile anlaştı, ardından Sünni taraftan başka bir muhalifi olan Said Hariri (Refik Hariri’nin oğlu) ile anlaşma sağladı, ikisi de Suudi Arabistan-Batı yanlısı 14 Mart İttifakının üyeleriydi.

MEZHEPÇİ SİSTEMİN YENİDEN ÜRETİMİ

Bu uzlaşmaları Lübnan siyasetinin geleceği açısından nasıl değerlendirmek gerekiyor?
Bu uzlaşmalar Lübnan’ın mezhepler rejimini yeniden üretilmesi ve iktidarın yeniden iki güç arasında paylaşılması için iki ittifakın da ihtiyaçlarına yanıt olmuş görünüyor.
General Mişel Aun’un seçimi, gözleri iktidar paylaşımında olan iki politik spektrum tarafından da alkışlandı. Batılı güçler dostlarının pozisyonunu yeniden sağlamlaştırabileceği ve yeni hükümetin yerinden edilerek Lübnan’a gelmiş 1 milyondan fazla Suriyeli’yi Avrupa kıyılarından uzak tutabileceği umuduyla bu uzlaşmayı kabul etti. Suriye ve İran’daki karşıtları ise aynı şekilde kendi dostlarının pozisyonunu, özellikle de ana müttefikleri Hizbullah’ın pozisyonunu sağlaşlaştıracağını umuyorlar.

Bütün bu siyasi denklemde Lübnan halkının talepleri ve ihtiyaçları nasıl yer buluyor?
Lübnan halkının çoğunluğu herhangi bir cumhurbaşkanının kendi siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlarına çözüm olacağı fikrine şüpheli yaklaşıyor. Daha önce benzer birçok uzlaşma deneyimi yaşadılar ve hiçbiri sonuç vermedi. Gerçek bir değişime ihtiyaç olduğu fikrine büyük destek var. Bu değişim mecliste gerçek bir temsiliyet yaratacak seçim yasalarının hayata geçirilmesiyle başlayacak. Nisbi temsil ilkesine dayalı bir yasa.
Mişel Aun, egemenleri rahat ettireceğinin sözünü veriyor. Ayrıca Lübnan halkı için daha iyi bir gelecek sözü veriyor. Ne Lübnan rejimin doğası ne de siyasi güçlerin doğası bu sözün yerine getirilmesine izin verir.
Egemen sınıfların balayı çok uzun sürmeyecek, Lübnan için gerçek çözüm seküler ve ilerici güçlerin mücadelesinde. Onların hedefi de daha güçlü bir halk cephesi oluşturmak. Son yıllarda bunun sağlanabileceğine dair iyi işaretlere tanıklık ettik. Mevcut egemenlerin balayı sona erdiğinde gerçek bir Lübnan Baharının başlangıcına da tanıklık etmemiz şaşırtıcı olmayacaktır.

www.evrensel.net