06 Kasım 2016 04:53

‘İnsan var oldukça umut, umut var oldukça çözüm var’

BİKG Konferansı ile kadınlar OHAL'de geleceğini konuştu. Meral Gülşen ile Sarya Tunç, deneyimlerini paylaştı.

Paylaş

Barış İçin Kadın Girişimi’nin “Kadınlar Barışta Israrcı: ‘Olağanüstü’ Hayat Deneyimlerimiz Işığında Geleceğimizi Konuşuyoruz” çağrısıyla düzenlediği 6. konferansı geçtiğimiz hafta sonu yapıldı. Bir gün öncesinde yayımlanan iki KHK ile basın, yayın kuruluşları ve dergilerin kapatılması gölgesinde geçen konferansta siyasi parti temsilcilerinden gazetecilere, eğitimcilerden akademisyenlere, işçilerden belediyelerine atanan kayyımla yaşamları alt üst olan kadınlara birçok alandan 120’ye yakın kadın buluştu. Barışın ve OHAL’in konuşulduğu konferansta kadınlar konuştukça çoğaldı, çoğaldıkça güçlendi. Umut etmeyi elden bırakmayarak bu umudun ışığıyla da çözüm önerileri sundu. 

Bu hafta sayfamızda kadınların bu deneyimlerini paylaşan Meral Gülşen ile Sarya Tunç da OHAL kıskacında bu konferansın nasıl bir amaçla düzenlendiğini, OHAL’in kadınların hayatlarına nasıl yansıdığını, kadınların çözüm için neler önerdiğini ve bu öneriler ışığında nasıl bir yol alınacağını anlattı. 

‘OLAĞANÜSTÜ HAL’DE HAYATLARIMIZI KONUŞMAK

Sarya TUNÇ
Barış İçin Kadın Girişimi

Barış İçin Kadın Girişimi (BİKG) olarak her yıl yapmak için gayret gösterdiğimiz konferanslarımızın altıncısını geçtiğimiz hafta düzenledik. Savaş sürecinin yeniden ve hudutsuzca başladığı son dönemde gerçekten tam manasıyla gayret göstermek fiilininin pratiğini yaşıyoruz. 
Geçen yıl 11 Ekim’de toplanma kararı alıp tüm hazırlıklarımızı ona göre yapmıştık mesela. 10 Ekim ile birlikte hepimiz savrulduk. 5 Haziran Diyarbakır Katliamı’ndan sonra savaşı, bombaları buna karşı mücadele edenimiz de dahil toplumca kanıksadığımız süreçler yaşadıkyaşıyoruz. Geçtiğimiz konferans-tan bu ana kadar da sadece anbean artan şiddetin binbir yönünü biriktirebildik. Bu yıl konferansı düzenlemek için planladığımız günün gecesinde yeni yayımlanan iki kanun hükmünde kararname (KHK) ile yine birçok basın kuruluşu kapatıldı, mallarına el konuldu. Birçok akademisyen, öğretmen, memur görevlerinden ihraç edildi. Bu sefer fiili değil belki ama siyasi bir katliam ile bazılarımız şiş, kızarık gözlerle ve hepimiz uykusuz olarak başladık konferansa. Bu da ülkece halimizin bir özeti aslında. 

ETEKLERİMİZDEKİ TAŞLARI DÖKTÜK BİR BİR

BİKG, onlarca kurumdan örgütlü ve örgütsüz kadınları kapsayan, 2009’dan bu yana kadınların cephesinden savaşı sorgulayıp barış isteyen bir örgüt. Konferanslarımız da her yıl; neler yaptığımızı, neler yaşadığımızı konuştuğumuz, kadınların barışın öznesi nasıl olacağını tartışıp çözüm yolları üretmeye çalıştığımız eylemliklerimizden biri. Konferansları en geniş buluşma, tartışma zemini olarak görüp bu tartışmalar ışığında bundan sonraki yol haritamıza birlikte karar verdiğimiz bir platform olarak görüyor, bu geleneği her şeye rağmen sürdürmeye çalışıyoruz. 
Ve bu yıl da ‘Kadınlar Barışta Israrcı: “Olağanüstü” Hayat Deneyimlerimiz Işığında Geleceğimizi Konuşuyoruz’ başlığı ile buluştuk. 
Son bir yılda savaşın, katliamların binbir türlüsü gerçekleşti. Artık ‘Bundan daha kötü ne olabilir ki!’ dedikçe hep daha kötülerini yaşadık. Her an artan bu şiddet ortamında yaşayıp adaletin de mümkün olmadığını gördükçe içimizdeki boşluk, intikam duygusuna dönüşmesin, birbirimizi örgütleyelim diye, yine yan yana gelip ne yapabiliriz diye buluştuk.
Geçmiş deneyimlerin aksine bu seferki konferasımızı sunum odaklı yapmayalım istedik. Aslında hem nereden başlayıp, hangi savaş suçunu, hangi bombayı, hangi sunuma sıkıştıracağımızı bilemedik, hem de birbirimizi gerçekten dinleyelim istedik. Bu süreçte birbirimizin hissiyatlarına, birbirimize dönmeye insani olarak ihtiyacımız var hepimizin. 
Ve nihayetinde herkes kendi cephesinden savaşı nasıl deneyimlediğini anlattı. Kimi her sabah kalkınca ilk iş listelerden adını kontrol ettiğini anlattı, kimi aylardır gitmediği abluka altındaki Şırnak’taki evini ilk gördüğü andaki hissiyatını paylaştı. 
Kiralık işçi yasasının OHAL KHK’leri ile yönetildiğimiz son üç ayda yürürlüğe girdiğinden ‘Eşit işe eşit ücret’ talebini bile dillendiremediğinden bahsetti bir kadın işçi.
Kürdistan’da yaşanan ablukayı, yıkılan kentlerin yeniden inşa sürecini anlatan bir arkadaşımız, son dönemde belediyelere kayyım atanması ile birlikte tüm belediyelerde ilk olarak kadın politikaları merkezleri ve kadın müdürlüklerinin kapatıldığını anlattı. Zaten kadınlara yönelik herhangi bir çalışmanın, üretim sürecinin, iktidarın zihniyetini yansıtan hiç bir kurumda olumlu karşılanmayacağını tahmin ediyorduk fakat yine de atanan kayyımların kadın çalışmalarını ‘gereksiz harcama’ olarak yansıtıp ve ilk olarak kadın çalışmalarını durdurduğunu, bununla da kalmayıp Cizre’deki örnekte olduğu gibi atanan kayyımın ‘Sitiya Zin Kadın Dayanışma Merkezinin kapısına duvar ördürdüklerini, bu zihniyeti konuştuk. Savaşın gündelik hayata nasıl yansıdığını; bölgedeki, kentteki, memleketteki Suriyeli sığınmacı kadınların cephesinden dinledik. Gündelik hayatın içerisinden oldukça kanıksadığımız ‘kayıtlara geçmeyen’ kadına yönelik taciz ve şiddet hikayeleri de dahil hiçbirini bir mağduriyet hiyerarşisi yapmadan konuştuk. 
Savaşın doğaya karşı açılmış şeklini Artvin’de ‘Yeşil Yol’a direnen kadınlar çarptı yüzümüze. “Karadeniz kadını çok eziliyor. Doğamız tarumar ediliyor. Sadece benim yaşadığım bölgede 130 küsür endemik bitki var. Bunlar yok oluyor.” diye anlattılar son durumu. 
Biraz 15 Temmuz darbe girişimi ile, bir darbenin ardından yarım kalanları AKP’nin parça parça tamamlamasının hayatımıza etkileri idi konuştuklarımız. 
Aslında haber yapmak için gelecekken, konferansımızın birer öznesi haline gelen basın çalışanları şüphesiz en çok konuşulanlardandı.

BARIŞ İÇİN SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ, ÇÖZÜMÜ GELİŞTİRECEK GÜCÜMÜZ VAR

Konferans hazırlıkları sırasında da ilk konuştuklarımızdan biri, konferans deklarasyonunu nasıl yayacağımızdı. Tahmin edersiniz ‘Yayımlayacak, söyleyeceklerimizi basacak basın mı kaldı?’ diye önce tirajikomik halimize güldük. Ve geriye kalan arkadaşlarımızı da yormayalım, biz kendi kayıtlarımızı yapalım, arkadaşlarımıza servis edelim diye planladık. Sonuç deklarasyonumuzu da ayrı bir dayanışma ağı ile paylaştık. Çünkü insan var oldukça umut var, umut var oldukça çözüm var. 
Barış için söyleyecek sözümüz, çözümü geliştirecek gücümüz de var.

* Sonuç deklarasyonumuzun tamamına Barış İçin Kadın Girişiminin @barisicinkadin Twitter adresinden ve  İnternet sitesinden ulaşabilirsiniz. 


SAVAŞIN DEĞİL BARIŞIN ÖZNESİ KADINLAR 

Meral GÜLŞEN
Barış İçin Kadın Girişimi

Barış için Kadın Girişiminin yaptığı 6. konferansı yazmak için  tuşlara dokunurken sosyal medyada yaygınlaşan bir fotoğrafa gözüm ilişti. Kaldırım taşına başını yaslamış uyumaya çalışan küçük bir beden. Bizim barışı konuşmak için toplandığımız gün belki çalışırken yorulup üşümüş ve dikkatli bir gözden kaçmamış. Sizin “Bu ilk mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Şöyle bakalım olaya; herkesin kafasını gömdüğü telefonlara rağmen görülebilmiş bir görüntü. Bu anlamıyla  kıymetli. Onu gören o göz gibi dert edinen onlarca göz… Bizi ve  umudumuzu çoğaltan barış konferansı da bu yönüyle oldukça kıymetli.
Olan biteni gözleyen, bunun için “Ne yapmalıyız?” sorusuna 2013 tarihinden beri cevaplar arayan bir oluşum Barış için Kadın Girişimi. Barışı aramak, savaşı hem içinde hem de çevresinde yoğun yaşayan bizler için çok değerli. Özellikle son bir yıldır yaşananları dikkate almak gerekli. “Bu da olamaz” dediğimiz her şey hayatımızın bir parçası. Yıllarca haberlerde canlı bombaların kararttığı hayatlara bakınca düşünürdüm; “Bu ölümleri nasıl taşıyor insanlar?” diye. Ama bu benim ve bizim çok yakınımızda. Artık o ruh bizim ülkemizde ve ona alışmamızı bekliyor birileri. Bunu kaderimiz saymayı, bunun istikrarımız için yapıldığını inanmamızı bekleyen zihniyetin istediği savaş ve ölüm aslında. Savaş ve ölüm istikrar getirecek, düşünün bir! Oradan beslenecek bu ülke büyüyecek, serpilecek ve yayılacak. İşte  bütün bunların yaşandığı bir atmosferde yapıldı bu konferans. Umudu çoğaltmak, umudu herkese bulaştırmak ve onlara hatırlatmaktı amaç. Yalnız olmadıklarını  hatırlatmak.  

AYRIŞMA YERİNE ORTAKLAŞMA...

“Bulundukları yerlerde barışa nasıl ses vermeli kadınlar? Hangi noktalarda buluşmalı? Yerellerde nasıl ses vermeli barışa? Mesela birinin sesini nasıl duymalı ya da sesi çıkmayanlara nasıl ses olmalı? Nasıl büyür bu ses ve nasıl daha güçlü bir sese dönüşür?” sorularının cevabı arandı bu konferansta. 
Konferansın sonuç bildirisinden bir paragrafla yazıma devam etmek istiyorum. Sorumuzun cevabını bulmamız kolaylaşacak. “Bu sessizleşme, susturulma, güvensiz ve güvencesiz hale gelme, her an daha kötüsünü beklerken yalnızlaşma, sürekli bir tecavüz ve şiddet tehdidi altında yaşama, vahşetin sınırsızlaşması, kadınlığın yeniden tanımlanması haline karşı kadınlar olarak birlikte durmanın bize verdiği gücü de unutmamamız gerekiyor. Konferansımızda birçok farklı kadın yaşadığımız halle baş etmenin, mücadele etmenin yollarını da tartıştılarartıştık. En önemlisinin ayrışmak yerine ortaklaşmak, ortak bir dil bulmak olduğunu tekrar tekrar fark ettik.” Tüm bunlardan çıkan sonuç, tam da ifade edildiği gibi ayrışmak yerine ortaklaşmak ve en kısa zamanda ortak dili bulmak. Yanındaki arkadaşından, komşusundan korkan ve giderek yalnızlaşan insanlara bunun değişebileceği umudunu vermek tam da bizim yapmamız gereken şey. Küçük odalara hapsedilmiş umudu, geniş alanlara yaymak. Aynı umudu paylaşan insanların arkasına saklandıkları duvarları yıkarak, konuşabilenlerle tanıştırmak onları. Yani birbirine benzemeyen sesleri buluşturmak, farklı seslerden oluşan bir ahengi yaratmak.

UMUDUMUZ, BÜTÜN SESLERİN BİRLEŞTİĞİ GÜNDE BULUŞMAK

Evlerin buluşması, mahallenin buluşması, şehirlerin buluşması, ülkelerin buluşması. “Söylemesi kolay” diyorsunuz biliyorum, ama dayanışma ve örgütlenme duygusunu yaşadığınızda ve değişimin öznesi olduğunuzda ondan vazgeçemezsiniz. Mardin’de yaşayan da yaklaşır size Halep’teki de, Tokyo’daki de. Geç olmadan var olan dayanışma ağları güçlendirilmeli. Her küçük sese kıymet vermeli. Mahalle ve semtlerde kadınların kendini ifade ettiği yer güçlendirilmeli ya da çoğaltılmasının bir parçası olmalı. İşsizlikle, güvencesizlikle sıkıştırılan kadınların bulundukları alanlarda onların yalnız olmadıklarını  gösteren faaliyetlerimizi artırmanın yollarını bulmalıyız. Evlerde, sokaklarda, işyerlerinde ayrıştıran değil; geleceği ortaklaştıracak dil birliği oluşturmalı. Her ses değerli. Umudum ‘barış için’ bütün seslerin birleştiği bir günde buluşmak. 

ÖNCEKİ HABER

Bilim dışarı, tarikat eğitimi içeri!

SONRAKİ HABER

Hrant Dink Vakfı'nın "Kayseri" konferansı gerekçe gösterilmeden yasaklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa