‘Bir parça boya çalar gördüklerimize’

‘Bir parça boya çalar gördüklerimize’

Hadi diyor, kırlardan gelenlerin  ayak sesleriyle başlayalım bu şarkıya. Bir kez olsun kapayalım kulaklarımızı çirkin seslere...

Umut DURMUŞOĞLU

Hadi diyor, kırlardan gelenlerin  ayak sesleriyle başlayalım bu şarkıya. Bir kez olsun kapayalım kulaklarımızı dünyanın şu çirkin, iğrenç seslerine. Henüz daha akşam olmamış. Bilirim, sen akşam üstülerini seversin. Özellikle kıyı kasabalarını sevmen, uzun yıllarını orada geçirmen bundan. Evin, sahile yakın bir yerdedir. Uyurken dalgaların çıkarttığı sesleri dinlemeyi seversin. Hem demiştin, dünya üzerinde ne varsa hepsinin bir müziği var. Müziksiz, şiirsiz, aşksız hayat olur mu ?
Birsen Tezer’i ilk kez Bülent Ortaçgil’in Light albümündeki Kimseye Anlatmadım şarkısıyla duyacağız. Sesinde daha önce kimselere açamadığı dertlerinin, sıkıntılarının olduğunu, uykusuz geceler geçirdiğini sezeceğiz. İçinde akışına gitmeye çalan güzel bir ırmak, ırmağın kenarında da gölgesinde dinlenilen yaşından büyük bir çınar. Zamanla o çınarın yaprakları dökülecek ve her yaprağın dökülmesiyle Birsen Tezer’i daha yakından tanıyacağız. Takip eden yıllarda Bülent Ortaçgil’in tribute albümü olan Şarkılar Bir Oyundur’da Çığlık Çığlığa’yı seslendirecek.
Çığlık Çığlığa ile birlikte dinleyicileri, sevenleri artacaktır. Bülent Ortaçgil sevenler ve diğer insanlar da Birsen Tezer’in adından haberdar olacaktır. Çığlık Çığlığa, bir sevginin arifesinde çalkantılı ruh halini, aslında her şeyin bir insanı sevmekle değişeceğini gösteren, düş ile gerçek arasında verilen nefes nefese bir mücadeleyi anlatır. Bu mücadeleyi anlatırken içinde bulunduğumuz solgun  renklerden kurtarıp, renkler arasında ki geçişe bizi dahil eder. Bir parça boya çalar gördüklerimize. Çığlık Çığlığa’dan sonra Birsen Tezer’den beklentiler çoğalacaktır. Kolay değildir, herkes sevgi veya ayrılık üzerine konuşurken, sevginin başlangıcından, doğum anından söz etmek. 

İÇİNİ BİR İNCİRE AÇMANIN GETİRDİĞİ DAYANILMAZ  HALİ...

Bodrum’da inzivaya çekilecek ama kelimenin tam manasıyla inziva olmayacak. Peşinden sürüklediği yitik aşkların sürgünleri rahat vermeyecek, kendine yeni dertler edinmeye ve bir portakalı ortasından nasıl soyuyorsa, sevdanın hüzünle birleştiği yeri öyle ayıracak. Kapısını aşındıran çok kimseler olacak, bazıları dertlerini anlatacak, çare isteyecek. Dert dinleme uzmanı olarak görüldüyse de bitmiş, tükenmiş sevdaların kaydını tutacak. Kimse eline kuş tüyünden bir kalem vermeyecek, soğuk ve bitmeye yakın bir tüplü  kalem olacak elinde. 
İçten gelen bir şeyler diyecek. İçini bir incire açmanın getirdiği dayanılmaz ruh hali, eşyalara yansıyacak. Işığını gözlerimizi kör edecek kadar değil, çevresine yayıp, gölgesinde esen ılık meltemlerde oturabilecek kadar yayacak etrafına. Sabahın o delişmen vakitlerinde, insanlar sayrılı sularda yüzlerini yıkarken, bir avuç diyecek, bakın hepimiz için. Saçına papatyalar takmayacak belki ama baharın en içten kuşattığını bilecek. Böyle vakitlerde derinlerde bilmediği bir orkestra çalacak. Orkestra çaldıkça kırılgan ve naif ruhunu gözlerinden görebileceğiz. Dünyaya gelmiş olmanın mahcubiyetiyle, şarkı söylerken gözlerini kapatacak.  Sığınma ya da kaçış, belki de yağmuru bekleme odasında birlikte oturulacak. 
Pencereden dışarı bakacak. Sokaktaki insanlara baktıkça heybesinde hikayeler birikecek. Anlattıkça kendini iyi hissedecek. Şarkı söylerken hikayeleri düşünecek. Hangi şarkıyı söylerken hangi hikayeyi düşüneceğine, içine girip karar verecek nasıl hissedeceğine. Zamanla bu hikayeler de vermeyecek aynı hisleri. Eline kanunu alıp çalmaya başladığında, dört bir yanını saracak aşıklar ve yaşanmışlıklar. Etten ve kemikten bir nida olup akacak her şey.

SOFRALAR KURULACAK,  BAHAR GELECEK...

2009 yılında Cihan albümü çıkacak. Bodrum’daki inzivasından sonra, heybesinde ne varsa dökecek. Aradan  yıllar  geçmiş, olgunlaştım diyecek. Artık neyin aşk olup aşk olmadığına karar verebiliyorum. Öyle bir aşk bu değil diyecek ki, kendinden emin herkesi titretecek, tekrar düşündürecek. Fırtınalı, dalgalarla, yıkımlarla dolu bir yaşam geride kalacak. Olgunlaşmış olmak, çektiği acılara ihanet ettirmeyecek. Sevgiye dair ne duysa gülümseyerek dinleyecek. Bazen eski hallerini özleyecek, anacak. Aklına ben yaşlandım mı, sorusu gelecek.
2011 yılında Hüsnü Arkan ile düet yapacak. Dudaklarında bir hoş geldin, tüm o geçmişte kalan yarım kalmışlıklara, yitirmelere, terk edilmişlikleri güllerle donatarak kapısını aralayacak. İçinin dağlarının eteklerindeki karlar eriyecek, geceleri sallanmalarıyla ses çıkaran buzlar düşecek birer birer. Sofralar kurulacak, bahar gelecek. 
2013 yılında İkinci Cihan çıkacak. Hanelerde sesler, konuşmalar, sevişmeler yükseldikçe yeni hikayeler oluşacak. Bir delikanlı onu bekleyen tarihe ve talihe doğru yol alacak. İlk yara ve sızı, gittikçe yayılacak göğsünde sıcaklığı artan bir nokta gibi. Elini koyduğu yer ateş pahası. Yorulup, kendini bırakacak taşın altındaki yosunlara. Şehirlerde dilden dile dolaşacak bu delikanlının hikayesi. Ta ki Birsen Tezer’e rastlayana dek.
2015’te Hüsnü Arkan ile bir rüyayı anlatacak. Öyle bir rüya ki ormanın  gümbürtüsünden kurtulan ağaçları, siste gözlerini açamayan vapurları, kavuşmaya sevdalı trenleri, meydanla nikahlı kuşları dillendirecekler. İşte böyle bir anda rüyalarının peşine düşen bir yağmur yağacak şiddetiyle. Sırça saraylar yerle bir olacak. Uykusunda olduğu titreşen yapraklarından belli olan ağaçlar, gerilecekler sevdayla. 
Sıcak bir gülümsemeyle tekrarlayacak duymamışım gibi. Müziksiz, şiirsiz, aşksız hayat olur mu?

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.