Avrupa’da Çin korkusu, Brexit ve Fransa seçimleri

Avrupa’da Çin korkusu, Brexit ve Fransa seçimleri

Avrupa’da öne çıkan gündemler Almanya ve Çin arasındaki gerginlik, Brexit konusunda anayasal değişiklik ve Fransa’daki Cumhurbaşkanlığı seçimiydi.

Almanya Federal Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel, Çin’i ziyaret etti. Almanya’nın, stratejik önemi olan bir şirketin, bir Çin tekeline satışını iptal etmesiyle başlayan gerilimde Çin hükümeti, Almanya’yı ayrımcılıkla suçladı, Dışişleri Bakanlığı nota verdi, Ticaret Bakanı Gabriel’in görüşmesi iptal edildi. Junge Welt gazetesinden çevirdiğimiz makalede “Almanya’daki Çin korkusu” yorumlanıyor. 

FRANSA’DA SEÇİM GÜNDEMİ

Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaşırken tartışmalar sürüyor. En çok gündeme gelen konuların başında seçimleri kazanma ihtimali yüksek olan “sağ adayın” kim olacağı. Aday adayları içerisinde Eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy de var fakat ön seçimler yaklaştıkça hakkında yürütülen dava soruşturmaları basına sızdırılıyor. En son Kaddafi’nin 2007’de Sarkozy’nin kazanması için seçim kampanyasına milyonlar aktardığına dair iddiaların soruşturmaları sızdırıldı. 
Sarkozy de kendisini koruyabilmek için devletin farklı organlarında yetkililerden oluşan bir ağ oluşturmuş. Le Monde gazetesinin uzun bir süredir yürüttüğü araştırmaların sonucu bu hafta içerisinde gazetenin manşetine yansıdı. 

İNGİLTERE’DE BREXİT’E ANAYASAL ENGEL

Bu hafta Britanya Yüksek Mahkemesinden önemli bir anayasal karar çıktı. Mahkeme, Britanya’nın (İngiltere, İskoçya, Galler, Kuzey İrlanda) AB’den çıkış sürecine ‘Hükümet değil meclis karar verebilir’ dedi. AB’den kalma yanlıları bu kararı sevinçle karşılarken, AB’den çıkmak isteyenler bu kararı tepkiyle karşıladı. Böylece hükümetin belirlediği mart ayı takvimi artık geçerli olmayacak. Öte yandan hükümet mahkemeye itiraz edeceğini aynı gün beyan etti. 
The Guardian Gazetesinin Ünlü Yazarı Polly Toynbee bu haberi sevinçle karşıladı ve bunu “temsili demokrasinin” bir parçası olarak değerlendirdi. Toynbee bu haftaki yazısında en son yapılan AB referandum sonucundan söz etmemeyi tercih etti ve genel olarak AB’den çıkmak isteyenlerin yanlış yaptıklarını ama parlamentonun buna dur diyebileceğini söyledi.

YAKIN AMA MESAFELİ 

Çin-Almanya ticari ilişkilerinde gerginlik

Jörg KRONAUER
Junge Welt

Federal Ekonomi Bakanı Sigmar Gabriel’in Çin ziyareti şiddetli gök gürültüleri arasında gerçekleşiyor. Alman-Çin semalarındaki ilk şimşek, iki hafta önce Gabriel’in şaşırtıcı şekilde Alman çip üreticisi AIXTRON firmasının, Çin Fujian Grand Chip Investment Fund firması tarafından alınmasına vermiş olduğu onayı iptal etmesiyle çaktı. Geçen cuma günü Çin hükümeti kızgınlığını, Federal Almanya’nın Çinli yatırımcılara ayrımcı davranıp davranmadığı sorusunu ortaya atarak gösterdi. Pazar günü Gabriel, Çin’in Alman firmalarına adil davranmadığını belirterek gerilimi biraz daha arttırdı. Pazartesi günü Çin Dışişleri Bakanlığına çağrılan Almanya Konsolosuna protesto notası verildi. 
Salı günü Çin, Ticaret Bakanı, Gabriel’le yapacağı görüşmeyi iptal etti. Önceki gün de Almanya’daki Çin Konsolosu kendi adıyla yayımladığı bir makalede‚ Almanya’nın korumacı eğilimlerinden söz etti. Gök gürültüsü devam ediyor...
Ne oldu ki? Bir yandan bu gelişmeler, alışılmış taktikler olarak değerlendirilebilir. Çin sanayisinin modernleşmesi için Alman teknoloji firmalarıyla ortak çalışmaya ihtiyacı var. Bu durum Almanya’ya, Çin’e baskı için iyi kullanabileceği bir koz veriyor. Almanya-Çin ihracatı, muhtemelen yapısal olarak durgunluk yaşıyor. Gabriel, Alman tekellerinin Çin devlet işletmelerinde etkin olmasını garanti altına alabilmek için büyük çaba harcıyor. Yani kendi için adil rekabet vaaz ediyor ama kendi ülkesinde Çin firmalarına yönelik kısıtlamalarla adil rekabeti sınırlandırıyor.
Diğer taraftan ise ilkesel çatışma hatları ortaya çıkıyor. Gabriel, AIXTRON ile ilgili kararı ABD’nin bu firmanın ürünlerinin silah projeleri için önemli olduğu, bu nedenle Çin’e satılmasının yanlış olacağı müdahalesine bağlı olarak mı iptal etti?  Evet. Washington’un Çin’in stratejik olarak Transatlantik hendeğin diğer tarafında olduğu gizli uyarısı, her ne kadar Çin’le ticari ilişkilerini bozmak istemese de Almanya tarafından oldukça ciddiye alındı.
Ticari ilişki derken; Federal Almanya’daki bazı firmaları Çin tekellerinin üstlenmesiyle, Çin’in ekonomik etkisi artıyor, Almanya ise üretim ve kârdaki kontrolünü kısmen kaybediyor. Gabriel, bu nedenle Çin’in Almanya ve Avrupa’da firma satın almalarını sınırlandıran bir AB yasası için çaba harcıyor. Ama yatırımcıların ister Çin’den ister ABD’den gelsin sınırlandırılması gerekmez mi? Neden Çin’e sınırlandırma getirilmek istenirken ABD’ye getirilmiyor? Çünkü Almanya, ABD firmalarıyla iyi rekabet edebildiğini biliyor. Dev Çin Halk Cumhuriyeti’nden gelen dev tekeller ise uzun vadede Almanya içinde güçlenerek tehlikeli hale gelebilirler. İşte bu nedenle Almanya, kendi ekonomik çıkarını gözeterek Transatlantik hendeğin karşı tarafını kontrol altında tutmak istiyor. 
(Çeviren: Semra Çelik)

DAVALARI  ‘BALTALAMAK’ İÇİN OLUŞTURULAN SARKOZY SİSTEMİ

Gerard DAVET 
Fabrice LHOMME 
Le Monde

Le Monde, üç ayrı yayınında suç unsuru taşıyan ve Nicolas Sarkozy’ye bağlı şahsiyetlerden oluşan geniş gizli bir sistemin varlığını ortaya koydu. Eski cumhurbaşkanına bağlı olan bu şebeke, polis ve yargıçlardan olduğu gibi iş adamı, aracı, diplomat hatta gazetecilerden oluşuyor. Gayriresmi bu yapı, Paris Hakimi Serge Tournaire’in yürüttüğü soruşturmalar (…) ve bizim kendi araştırmalarımız sayesinde bugün su üstüne çıkartıldı. 
Bunlar Nicolas Sarkozy’nin 2002’de İçişleri Bakanlığına geldiğinde hayata geçirdiği, Elize Sarayı’na 2007’de yerleştikten sonra güçlendirdiği ve 2012’den sonra ise varlığını devam ettiren bir örgütlenmeye ışık tutuyor. 
Sarkozyci ekibin amacı eski Cumhurbaşkanını rahatsız edecek davaları “baltalamak” ve bazen de kimi siyasi rakiplere tuzak kurmak. Sarkozyci ekibi büyük oranda rahatsız eden dosyalardan biri nisan 2013’de açılan ve 2007 Cumhurbaşkanlığı kampanyasında Sarkozy’ye Libya’dan (Kaddafi hükümetinden) mali kaynak aktarılıp aktarılmadığının araştırılmasıdır. 
Üç buçuk yıldır tam bir gizlilik içinde yürütülen soruşturmalarda, Savcı Tournaire olağanüstü derecede ilerleme kaydetti ve gelinen aşamada birbiriyle ilişkili birçok delil ağına yaslanarak artık Libya’dan aktarılan kaynağın büyük oranda doğru olduğunu değerlendiriyorlar. 
Sayın Sarkozy’nin bireysel olarak suçlanması çok düşük ihtimal olmasına karşın, çevresi bu soruşturmaların gidişatından çok kaygı duyuyor. Anlaşılır bir şey: Birçok belgenin gizliliğinin kaldırılması ve telefon dinlenmelerinin yanı sıra Hakim Tournaire -belgelerle kanıtlayamaz durumda olsa bile- gizli para kaynağını doğrulayan en azından yedi tanığın ifadesini aldı. 
Örneğin, 2008-2011 arasında Libya Büyükelçisi olan François Gouyette, Mart 2014’te iki kişinin maddi yardımın gerçek olduğunu kendisine söylediğini ifade etti. 
Hakimler, inandırıcılığı şüpheli olan ve gizli kalmak isteyen tanıkların ifadelerini de aldılar. Kaddafi’ye yakın olan “123” numaralı tanık, 2007 yılında nakit olarak 20 milyon avro ve Libya petrolünü yöneten bir şirket aracılığıyla da 30 milyon avro aktarıldığını ifade etmiş. Fakat hiçbirine dair elde delil yok. 
Bu belgesiz tanıklar dışında diğer ipuçları da artıyor. Öncelikle (Sarkozy’nin sağ kolu ve eski İçişleri Bakanı) Claude Guéant’a aktarılan 500 bin avro var, ki bundan dolayı mart 2015’te sahte iş yapma ve “vergi kaçakçılığı”ndan dolayı hakkında dava açıldı. Aynı miktarda para, Temmuz 2013’de Sarkozy’nin Eski Danışmanı ve Fransa’nın Eski Tunus Elçisi Boris Boillon üzerinde Gare du Nord’da yakalanmıştı. Diğer yandan Sarkozyciler ağına bulaşmış Alexandre Djouhri aracılığıyla, Mougins’de Libyalı bir yatırım şirketine satılan villa olayı var. Tüm bunlara bir de nisan 2012’de Avusturya’da ölü bulunan Kaddafi’nin Eski Petrol Bakanı Şukri Ghamen’in küçük defterinde belirtilen, Sarkozy’nin ilk seçim kampanyasına aktarılan 6.5 milyon dolar notunu da eklemek lazım. (…)
Eski Cumhurbaşkanı yangını söndürmek için bu etkili ağı devreye soktu. İç istihbarat şefi Bernard Squarcini, Sayın Djouhri’nin yardımıyla 2012 ilkbaharında Kaddafi’nin Kabine Müdürü Beşir Saleh’in kaçmasını sağladı. Saleh, Libyalı diktatörün tüm yolsuzluğunu bilen kişiydi. Mart 2014’de Sarkozy’nin Kabine Müdürü Michel Gaudin ile Alexandre Djouhri arasında dinlenen bir telefon görüşmesinin kanıtladığı gibi, Sarkozyciler Saleh’e gizli hiçbir türlü yardımın olmadığını kamuoyuna açıklamaya zorlamışlar. Saleh’in bu açıklamalarının yaygınlaşması ve zarar verebilecek sanıkların karalanması için basın da katkıda bulundu. 
Polis teşkilatında bulunan şebeke üyeleri her şeyden önce Savcı Tournaire’in anketini izlemek -ve engellemek- için harekete geçtiler. Fakat bunlar kendilerinin bir kısmının da dinlendiğini bilmiyorlardı. Sarkozy’nin çevresi büyük büyük tahribat gördü, olay Gaudin (Marsilya Belediye Başkanı) ve Paris Polis Teşkilatının Müdürü Christian Flaesch’e kadar sıçradı. Squarcini ise eylül ayında, istihbarat servislerinden -onları da kasırganın içine çekerek- eski Cumhurbaşkanı için illegal bilgi toplamaktan tutuklandı ve suçlandı. Hakim Tournaire’in Sarkozy ve Avukatı Thierry Herzog’un telefonlarını dinletmesi sonucu eski Cumhurbaşkanının Yargıtayın yüksek yargıçlarından birisinden gizli bilgi almaya çalıştığını kanıtladı ve bundan dolayı hakkında suç duyurusunda bulunuldu. 
Bu sefer, eski devlet başkanının etrafında kurulan koruma ağı, adaletin atağa geçmesini engelleyemedi. Şu ana kadar Libya dosyasında oynamaları gereken rolleri iyi oynadılar, fakat şebekenin şalterinin atması hiçbir zaman bu kadar yakın olmamıştı. 

(Çeviren: Deniz Uztopal)

BREXIT ŞİMDİDEN TAHRİBAT YARATTI. PARLAMENTO BİZİ KURTARMALI

Polly TOYNBEE
The Guardian

Yüksek mahkemenin 50’inci maddeyle ilgili verdiği karar, bizim için büyük bir fırsat (Britanya’nın AB’den çıkabilmek için AB sözleşmesinin 50’inci maddesini uygulaması gerek.) Birçok ülkenin bizim yaptığımız işi ekonomik intihar olarak gördüğü bir zamanda, AB’den çıkışı durdurmaya çalışmak antidemokratik olmasa gerek.
Bu sabah İngiltere ve Galler Yüksek Mahkemesi tarafından önemli bir anayasal karar alındı. Bu mahkeme kararı bir başbakanın, gücünü istediği zaman ve istediği şekilde kullanma hakkını engelledi. Mahkeme, Başbakan Theresa May’in, AB vatandaşlığımızı parlamentonun onayı olmadan feshedemeyeceğini açıkladı. Bu haklar parlamentoda yapılan bir çok anlaşmalar sonucu verilmiştir. Başbakan bu anlaşmaları yok sayamayacak ve parlamentonun onayı olmadan AB’den çıkma sürecini başlatamayacak.
Hakimler, olması gerektiği gibi seçilmiş hükümetlerin gücünü normalinden fazla gasbetmek istemiyorlar. Hakimler tarafından çıkartılan yasalar, parlamentodaki seçilmiş milletvekillerinin çıkardığı yasalara alternatif olarak kullanılıyor. Bu konuda en son verilecek karar hangi yönde olursa olsun çok derin bir anayasal önem taşıyor ve bunun derin sonuçları olacak. Mahkeme haklı olarak egemenliğin parlamentoda olduğunu söylüyor. AB’den ayrılmak isteyenler de zaten egemenliğin Britanya Parlamentosunda olmasını istemişti. Tabii onların çıkarlarına uyuncaya kadar bunu istiyorlardı.
Şimdi ne olacak? Hükümet aralıkta yüksek mahkemeye itiraz edecek, ama bazıları meclisteki Avrupa Birliği’nde kalma yanlılarının parti arasındaki örgütlenmelere ve çevrelerin güçlenmeden önce başbakanın parlamentoya bu oylamayı hemen getirmesini öneriyorlar. Eğer hükümetin mahkemeye yapacağı itiraz başarısız olursa milletvekilleri tepki gösterir mi? Seçilmemiş lordlara bu işi bırakmak iyi bir çözüm olmayacak.
Bazı dönemler milletvekilleri parti çıkarlarını, kişisel çıkarlarını ve temsil ettiği seçim bölgelerini bir kenara atmalı. Bu durum onun bir daha seçilmesi konusunda önünde engel yaratabilir ama ülke çıkarlarını savundukları için büyük bir saygınlığı olur, zaten bunun adı da temsili demokrasi olur. Bir ülke krizde veya savaştayken ülkeyi büyük yanlıştan korumak milletvekillerinin görevi. Brexit dünya savaşından sonra en büyük tehlikelerden biri ve sadece milletvekillerinin gücünü değil demokrasi sisteminin sağlamlığını ölçecek.
(...) İnsanların fikirlerini değiştirmesi için daha zaman var ve bu alanda bir değişiklik olduğunu anketler gösteriyor. Referandum kafa kafaya gitti. Milletvekilleri kamuoyunun kendiliğinden değişmesini bekleyemeyecek. Milletvekilleri bu duruma dahil olmalılar ve sürüklenen değil duruma öncelik eden olmalılar. Bugün mahkemeden çıkan karar onları buna zorluyor.
Bazen, yanlışlıkla da olsa, Boris Johnson doğruyu söylüyor. Spectator ödül töreninde “Brexit’in anlamı Brexit, ve biz bundan Titanik gibi bir başarı elde edeceğiz” diye bir açıklama yaptı. Evet Titanik gemisindeyiz ve Boris Johnson da kaptan. Tanrı yardımcımız olsun. Batmadan önce parlamento bizi bu adamdan ve zarardan kurtarabilecek mi?

(Çeviren: Çağdaş Canbolat)

Son Düzenlenme Tarihi: 07 Kasım 2016 21:45
www.evrensel.net