Halkın talepleri karşısında durulamaz

Halkın talepleri karşısında durulamaz

Evet, halkın talepleri karşısında durulamaz. Öyleyse, emekçiler sömürülenler bir tarafa, sömürenler (gerçek ‘terörist’ler) bir tarafa.

Ulaş YILMAZ

Bu sözü ben değil, Başbakan Binali Yıldırım söylüyor. Ben onun “yalancısıyım”!
12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra seçim barajı 10 Haziran 1983 tarihli 2839 sayılı kanunla yüzde 10 seviyesine getirilmiştir. ‘Darbe’ye karşı olan bir zihniyetin, bu kanuna dört elle sarılması ilginçtir. Ama haşa, halkın talepleri bunu yeterli görmez, bir de başkanlık çıktı başımıza. Bilirsiniz birinciliklerimizle meşhuruzdur biz ülke olarak. Tutuklanan gazeteciler mi dersin, siyasi tutsaklar mı dersin. Canlı yayında yakılan sanatçılar mı, yoksa yakılan tonlarca kitap mı... Ha bir de teröristler konusunda, her 5 kişiden 3’ü ‘terörist’ olabilir. Bir kaç dünya ilklerimiz var ama bunları tek tek sıralamak istemiyorum, onlar daha iyi bilirler.
Darağacında bağımsızlık isteyenleri asanlara,
Binlerce faili meçhul cinayetlere,
İnsan onuruyla oynayan işkencecilere,
Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Soma’da katledenlere,
Bu halkın emek gücünü emperyalistlere satanlara karşı halk her zaman taleplerini ve iradesini ortaya koymuştur, tıpkı Gezi ve Haziran direnişindeki gibi.
Benim merak ettiğim, hangi halkmış o, idam cezası talebinde bulunan? Sizin kulaklarınız sadece katliamlara mı açık? Yoksa siz ağzınızla mı dinliyorsunuz? Tüm bu direniş varken kulak vermeyeceksin, işin içine vurma kesme girince haz alacaksın... Yok öyle ya(ğ)ma!
’Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanın korkusu’ der Nâzım Hikmet, belki de ondandır bu saldırganlık. Halbuki biz hiç korkmadık... Vurdun, binlercesi doğdu. Yasakladın, mücadele bitmedi. Kandırmaya kalktın, kandıramadın.
Sizin işiniz zor... Sürekli yalan, sürekli tutarsızlık, sürekli çelişki... Biz emek gücünün davasını güdüyoruz. Yolumuza çıkan her türlü engeli aşmasını iyi biliriz, çünkü yediğimiz her lokmanın hakkını vermekle biliniriz. Gece- gündüz ‘darbe’yi kınayacaksın, ama Kenan Evren’in bile kemiklerini sızlatacak kadar, sözde ‘darbe’ yapmadan, darbetmiş olacaksın...  
Sen tüm kanalları tek ses yap, olmayanı dahi kapa. İnterneti sansürle, emekçilerin yayın organlarını kapat. Darbeyi “Allah’ın lütfu” sayarak 50 bin kişiyi gözaltına al, 93 bin personeli görevden uzaklaştır, 60 bin memuru kov... On binleri işsizliğe-yoksulluğa sürükle, dergileri-gazeteleri kapat, varlıklarına-kaynaklarına el koy... Sonrada darbe yapmamış ol. Artık kınayı hanginiz yakar bilemem ama, size bir konuda katılıyorum.
Evet, halkın talepleri karşısında durulamaz. Öyleyse, emekçiler sömürülenler bir tarafa, sömürenler (gerçek ‘terörist’ler) bir tarafa. Siz saraylarınıza, biz fabrikalara, emekçi semtlerine, sokaklara ve alanlara! Siz zalimlikle, biz emek ile... Hayatın Sesi susturulamaz.

www.evrensel.net