Kışanak ve Anlı'nın Avukatı M. E. Aktar: Tutuklama hukuksuz

Kışanak ve Anlı'nın Avukatı M. E. Aktar: Tutuklama hukuksuz

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Hukuk Danışmanı Mehmet Emin Aktar: Gültan Kışanak ve Fırat Anlı'nın tutuklanma süreci hukukla izah edilemez.

Serpil BERK
Diyarbakır

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın tutuklanmasına tepkiler devam ederken belediyeye kayyım atandı. Ankara’dan gelen kayyım belediye binasına girdiğinde Kışanak ve Anlı Diyarbakır’dan kilometrelerce uzakta Kandıra F tipi Cezaevinde üçüncü günlerini geçiriyordu.

Yaşanan süreci Evrensel'e değerlendiren Belediyenin Hukuk Danışmanı Mehmet Emin Aktar tutuklanma sürecinin hukukla izah edilemeyeceğini söylüyor. Eş Başkanların tutuklanmasında öncelikle kamuoyunda bir algı yaratıldığını ifade eden Aktar, “Önce belediyeden örgüte para aktarılıyor iddiasını ortaya attılar. Ancak dava dosyasında bu iddiaya ilişkin tek bir delil yok. Mahkemede bu konuya ilişkin tek bir soru sorulmadı” diyor.
Aktar, sorularımızı yanıtladı.

Kayyım atanan bütün belediyeler için ‘Örgüte yardım ediyorlar’ şeklinde bir söylem kullanılıyor. Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’nın tutuklanmasında da aynı sözler dile getirildi. Siz Eş Başkanların avukatlığını da yapıyorsunuz. Bu iddiaların temeli nedir?
Son bir yıldır Belediye Eş Başkanlarına hukuk danışmanlığı yapıyorum. Bu yüzdende bütün teftişler, müfettiş zabıtlarını gören ve onlara ilişkin itiraz dilekçelerini ilk elden hazırlayan biri olarak da bu tip iddiaların gerçek dışı olduğunu biliyorum. Önce kamuoyunda bir algı yaratılıyor, daha sonra operasyon yürütülüyor. Gültan Kışanak, darbe komisyonuna ifade verdiği akşam Ankara dönüşü havaalanından gözaltına alınıyor, eş zamanlı olarak Fırat Anlı da evinde gözaltına alınıyor. Aynı anda belediye binası da basıldı. Eş zamanlı bir soruşturma yürütüyorsanız bunların birbiriyle bağlantısı ve ilişkisi olması gerekiyor. Duruma bakıyoruz iki soruşturma iki farklı savcıdan. Fırat Anlı’ya ilişkin soruşturmayı savcılık jandarma eliyle yürütürken Gültan Kışanak soruşturmasının polis tarafından yürütüldüğünü görüyoruz. Ama yaratılan algıda ikisi birlikte görevden alındı ve ikisi birlikte ‘örgüte para kaynaklarını aktardı’ gibi bir iddia ortaya atıldı. Fakat dava dosyasında bu iddialara ilişkin tek bir delil yoktu. Mahkeme boyunca da bu iddialara ilişkin tek bir soru dahi sorulmadı. Fırat Anlı’nın tutuklanmasına ilişkin soruşturma daha önce Dicle Savcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma ve bu kapsamda 11 Ekimde ifade verdi. Propagandaya ilişkin bir soruşturmaydı. 12 Ekim’de başka konuşmaları da bu dosyaya ekleyip hakkında başka soruşturma başlattılar. Gültan Kışanak hakkında ise 2011-2013 yılları arasında Demokratik Toplum Kongresinde (DTK), usule aykırı olduğu  HSYK tarafından da belirlenmiş, ortam dinlemelerinden adı geçtiği için soruşturma başlatılmış. Yapılan ortam dinlemelerinde Newroz’a hazırlık, eylem tertip komitesi oluşturma gibi konularda yürütülen tartışmalar yer alıyor. Bu tartışmalarda Gültan Kışanak’ın kendisi bile yok. Genel başkan olduğu için konuşmalarda ismi geçiyor sadece. Savcılık, Kışanak’ın söz konusu sürede 8 defa DTK binasına girdiğine ilişkin iddiada bulundu ve DTK’yi terör örgütü olarak niteledi. Bu yıllar arasında yapılan dinlemelere ilişkin bir çok hakim ve emniyet görevlisi hukuka aykırı dinleme yaptıkları için  görevden alındı, işin garip bir diğer yanı da bu. Bu hukuksuz yöntemle elde edilmiş deliler Gültan Kışanak aleyhine delil olarak sunuldu. İtirazlarımıza cevap dahi alamadık. Kaldı ki, Gültan Hanım DTK’nin hiçbir organının yönetim biriminde bulunmamış. Belediye çalışmalarına ilişkin ise ‘Siz örgüt üyelerinin cenazelerine araba gönderiyorsunuz. Neden gönderdiniz?’ şeklinde soru soruldu. Bu yasal bir zorunluluk zaten. Belediye kanunu ayrım gözetmeden bütün cenaze hizmetlerini bir görev olarak vermiş zaten. İtfaiye aracı nasıl her yangına gitmek zorundaysa, cenaze aracı da o cenazeye gitmek zorunda. Bunu hatırlattığımızda ise ‘Tamam o zorunluluk ama cenaze sırasında yasa dışı örgütü simgeleyen bayraklar asılmıştı’ dediler. Bütün iddialar bunlar. Newroz ve 8 Mart kkonuşmalarına ilişkin ise ‘Siz bu konuşmanız da Kürdistan diyerek neyi kastettiniz? Kürdistan’ın başkentine hoş geldiniz, demekle neyi kastettiniz?’ şeklinde tamamen ifade özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesi ve sorgulanmaması gereken sorular soruldu. Kamuoyunda yaratılan algıya dair dosyada hiçbir şey yoktu. Bu konuşmalara propagandadan dava açılabilir. Zaten Gültan Kışanak’ın bu tip davaları da vardı ama çoğundan beraat etti. Dayanaksız bir soruşturmaydı ve yaratılan algı üzerinden tutuklamaya gidildi. Hakime de bunu ifade ettik. Yaratılan algı bu ve siz tutuklama kararı vereceksiniz, başka şansınız yok, dedik. Siyasal iktidarın isteği dışında karar verebilecek hakim ve savcı bulamazsınız artık. Ertesi gün bir kararnameyle ihraç edilir çünkü. Tutuklanma kararı açıklanmadan hangi cezaevine gidecekleri belirlenmişti. Bu kentin belediye başkanlarını bu kentte tutuklayıp haksız bir şekilde başka ile yolluyorlar. Halktan uzaklaştırmak istiyorlar.

Tutuklamaların ardından belediyeye kayyım atandı. Belediyelere kayyım atanmasının hukuki dayanağı nedir?
Diyarbakır Belediyesi ve önceki belediyelere kayyım atanmadan önce kararnameyle belediye yasasında yapılan bir değişiklik var. Kayyım dediğimiz düzenleme Anayasa’ya ve Türkiye’nin imzaladığı uluslararası hukuk sözleşmelerine aykırı olması bir yana getirdiği içerik açısından da tamamen demokrasiye aykırı. Örneğin, belediyeler seçimle gelen ve o mahalde yaşayan insanların ihtiyaçlarını belirlemek ve bunu karşılamak suretiyle kurulan kurumlar. Belediye başkanı da belediye meclis üyeleri de seçimle geliyor. Kayyım atanmasında sadece belediye başkanları görevden alınmıyor, belediye meclisi de fiilen işlevsiz hale getiriliyor. kayyım talep etmediği sürece belediye meclisinin toplanma şansı yok. Belediyelere kararları alan ve uygulayan tek kişi dönemi getiriliyor. Belediyelerde azıcık da olsa olan demokratik işleyiş ortadan kaldırılıyor. Kayyım atamak burayı valiliğe ait bir birim haline getirmektir. Darbe başarısız olmadı, tam tersine başarılı oldu. Beğenmediğimiz ‘82 Anayasası!nın dahi hükümleri askıda. Başkanlık kararnameleriyle ülke yönetiliyor. 

Siz deneyimli bir hukukçusunuz. Olanlar hukuksal olarak nereye oturuyor?
Bir hukuksuzluk ve güvensizlik süreci yaşıyoruz. Hukuk sonuçta kişiye güven vermek üzerine kuruludur. Siz bir hukuk düzeninde yaşıyorsanız, kurallar vardır. Siz kurallara göre yaşıyorsanız başınıza bir şey gelmeyeceğini bilirsiniz. Ama o hukuk ortadan kaldırılırsa herkes için bir güvensizlik olur, kimin nerede ne zaman hangi suçlamayla alınacağını bilemezsiniz.  Bu süreçte bunu yaşadık. Bu süreçte Diyarbakır’da internet kesintisi yaşadık, sokaklar, caddeler trafiğe kapatıldı, kentte abluka yaşadık. Bir haftadır Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine personel dışında kimse giremiyor. Belediyenin temizlik araçları durduruldu çalışmıyor. Belediye çalışmıyor, diye algı yaratıyorlar. Yarın ne olacak, ‘Kayyım atandı. Bak çalışmaya başladı’ diyecekler. Bunun üzerinden halk desteğini kırmaya dönük bir çaba var.
Bunların bütünü bir hukuk adına yapılıyor olamaz. 

Tüm bu manzaraya baktığımızda neler oluyor?
Yapılanların hepsi artık meşruluğunu yitirmek üzere olan bir iktidarı pekiştirmek ve zorba bir rejimi  topluma kabul ettirmek için yapılıyor. Niye böyle düşünüyoruz? Çünkü kararnamelerle televizyonlar, gazeteler, dergiler kapatıldı.  Bu ülkede kültür sanat dergisi kapatıldı. Kültür sanata  neden bu düşmanlık, diyorsunuz haliyle. Zarok TV gibi Kürtçe yayın yapan bir çocuk kanalı kapatıldı. Bundan daha korkunçu olamaz. İnsan olmanın bittiği noktadır bu. Binlerce insanı ihracı gerektiren yasal prosedürü uygulamadan ihraç ediyorsunuz. Tüm bunların başkanlık sistemine geçmemek için yapıldığı söyleniyor. Doğrudur. Ama zaten bir başkanlık sistemi yürüyor. Parlamento yok, işlevsiz hale getirilmiş. Bugünden yarına hükümet ne yapacak diye kestiremez duruma geldik. Hepimizi bu haksız hukuksuz uygulamalarla korkutmaya çalışıyorlar. Fakat hepimiz bu haksızlık karşısında durduğumuz sürece onlar gerileyecek.

www.evrensel.net