Beko:  Ülkemiz karanlık bir baskı rejimine sürükleniyor

Beko:  Ülkemiz karanlık bir baskı rejimine sürükleniyor

DİSK Genel Başkanı Kani Beko yaptığı yazılı açıklama ile Kışanak ve Anlı’nın tutuklanması ve Cumhuriyet’e yönelik operasyonu kınadı.

DİSK Genel Başkanı Kani Beko, yaptığı açıklamada, "Seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması ve 31 Ekim'de Türkiye'nin en eski gazetesi Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyon ülkemizin karanlık bir baskı rejimine sürüklendiğini gösteriyor" dedi.

Kani Beko'nun "Ülkemiz 15 Temmuz'da kanlı bir darbeden kurtuldu ancak darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL sonrası yaşanan uygulamalar Cumhuriyete ve demokrasiye darbe üstüne darbe vuruyor" ifadeleriyle başlayan açıklaması şöyle:

"Cumhuriyete ve demokrasiye saldırılar, adım adım karanlık bir baskı rejimini inşa eden uygulamalar durmak bilmiyor. Türkiye'de parlamentonun giderek işlevsizleştiği, mahkemelerde hak aramanın engellendiği anti-demokratik yeni bir rejim inşası yolunda 29 Ekim 2016 tarihli KHK'lar ile tehlikeli adımlar atılmaya devam edildi.

Ardından 30 Ekim 2016'da seçilmiş belediye başkanlarının tutuklanması ve 31 Ekim'de Türkiye'nin en eski gazetesi Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyon ülkemizin karanlık bir baskı rejimine sürüklendiğini gösteriyor.

29 Ekim akşamı ilan edilen Kanun Hükmünde Kararnameler, hukuk devletine, sendikal haklara, basın ve ifade özgürlüğüne, güçler ayrılığı ilkesine tamamen aykırıdır.

* 675 ve 676 sayılı KHK'lar ile 10 bin 158 kişi meslekten ihraç edilirken sendikal eylem ve etkinlikler suç sayılmıştır.

* 15 civarında basın-yayın organı kapatılmıştır.

* Savunma hakkı ciddi ölçüde kısıtlanmıştır.

* Üniversitelerde rektörlük seçimleri kaldırılmıştır.

İnsanların yargısız işten atıldığı, basın-yayın organlarının kapatıldığı, savunma hakkının gasp edildiği ve seçimler yerine atamanın getirildiği bir rejimin, bu icraatlara nasıl bir gerçekçe üretirse üretsin "demokrasi” kavramı ile tanımlanamayacağı açıktır.

675 ve 676 sayılı KHK'lar ile 10 bin 158 kişi meslekten ihraç edilirken, bunlar arasında sendikal eylem ve etkinlikler nedeniyle işten çıkarılan, darbelere karşı mücadeleyle tanınan, laik-demokratik değerlerin savunucusu KESK üyelerinin olması kabul edilemez. Sendikal eylem ve etkinliklerin cezalandırılması Türkiye Cumhuriyeti yasalarına ve Türkiye'nin taraf olduğu Uluslararası Çalışma Örgütü Şartları başta olmak üzere birçok uluslararası sözleşmeye aykırıdır.

HÜKÜMET EMEĞİN EVRENSEL HAKLARINI TANIMIYOR

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) ve Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) heyetinin 12-13 Ekim 2016 tarihlerinde Ankara'yı ziyaretinin ardından yapılan, ETUC, ITUC, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK ve KESK'in ortak açıklamasında çalışanların "çoğunlukla kanıt ve dayanağı olmaksızın veya hukukun üstünlüğü ilkesiyle örtüşmeyen bir biçimde, kitlesel olarak işten çıkarılmasının endişe verici bulunduğu” ifade edilmiştir. Ancak hükümet, bu eleştirilere aralarında KESK üyelerinin de olduğu emekçileri aynı biçimde işten atarak yanıt vermiştir. Bu açıkça emeğin en temel ve evrensel haklarının tanımadığının ilan edilmesidir.

Yeni KHK'larda da ihraç edilenler arasında emeğin haklarını savunmuş, her zaman işçilerin mücadelelerinin yanında olmuş, Eğitim-Sen üyesi laik-demokrat akademisyenlerin olması da tesadüf değildir. 12 Eylül darbesinin getirdiği YÖK düzenine sıkı sıkıya sahip çıkarak, üniversitelerde akademisyenlerin seçtiklerini değil yandaşlarını rektör olarak atayanlar, göstermelik hale getirdikleri seçimleri de tamamen ortadan kaldırmıştır.

Ülkede iktidarın yanında olmayan herkesin "düşman hukuku” içerisinde cezalandırıldığı bir süreç yaşanırken, yapılan hukuksuzluklara karşı dava açılmasını, avukatlarla görüşme hakkı da dahil savunma hakkını kısıtlayan kararlar yeni KHK'larda yer almış, hukuksuzluk bir kez daha hukuk halini almıştır.

KARANLIK BIR BASKI REJİMİNE GİDİŞ YÖNÜNDE VAHİM ADIM

Tüm bu olumsuz gelişmeler yaşanırken basın-yayın organlarına yönelik kapatma kararlarının devam etmesi, gerçeği gizleme ve eleştirileri susturma çabası olarak görülecektir. Cumhuriyet Gazetesi yöneticilerinin ve yazarlarının keyfi ve dayanıksız suçlamalarla gözaltına alınması ve Cumhuriyet Gazetesinin susturulmak istenmesi karanlık bir baskı rejimime gidiş yönünde vahim bir adımdır.

Cumhuriyet'in kuruluş yıldönümünde ilan edilen KHK'lar ile Cumhuriyet'in en temel ilkelerinin, hukuk devletinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün, güçler ayrılığı ilkesinin yok sayılması manidardır.

İKTİDAR ÇOK TEHLİKELİ BİR OYUN OYNAMAKTADIR

Türkiye'nin en eski gazetesine operasyon yapıldığı, belediye başkanlarının tutuklandığı, ana muhalefet partisi genel başkan yardımcısının kurşunlandığı bir ülkede hedefin laik-demokratik cumhuriyet olduğu açıktır. İktidar çok tehlikeli bir oyun oynamaktadır. Ülkeyi karanlık bir baskı rejimine sürükleme macerasından bir an önce vazgeçilmelidir.

Askeri darbeden kurtulan ülkemizde, demokrasi ve cumhuriyete karşı sürdürülen bir rejim değişikliği ile yüz yüzeyiz. Nasıl askeri darbeye karşı demokrasi ve cumhuriyeti savunduysak, bugün de eşitliği, özgürlüğü, adaleti, emeğin haklarını, demokrasiyi ve cumhuriyeti savunacağız." (DHA)
 

www.evrensel.net