Neoliberalizmin küçük cadıları

Neoliberalizmin küçük cadıları

Kinsaşa’da 25 bin ila 50 bin arasında çocuk sokakta yaşıyor. Bu çocukların yüzde 60’ı, cadı olduklarına inanan aileleri tarafından sokağa atılmış.

Elif GÖRGÜ

Evrensel Pazar editörleri ‘cadılık’ ile ilgili yazı istemeye karar verdiklerinde akıllarına gelen ilk isimlerden biri olmama alınmadım. Kadının güncel ‘cadılığı’ -tarih boyu bu mevzuda başına açılan dertlerden bu yana- erkek egemen toplumsal alanda kendine verilmeyen yeri açma; duyulmayan sesini duyurma, dinlenmeyen sözünü dinletme çabasının bir devamı. Yalanlandı mı bilmiyorum ama birkaç yıl önce İngiltere’de Sheffield Üniversitesi bir araştırma yapmış, kadın sesinin erkek beynine fazla karmaşık geldiğini; erkek beyninin, kadın sesini beynin müziği algılamaya sorumlu bölgesini kullanarak deşifre edebildiğini ortaya koymuş. Erkek beyninin evrimi ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesi bu sorunu birlikte bir çözüme ulaştırana kadar cadılıksa cadılık yani...
Yalnız ‘cadılık’ suçlaması artık dünyanın bazı bölgelerinde artık kadınlara değil çocuklara yöneltiliyor. Yarın ABD gibi kimi ülkelerde cadı kostümleri giyerek şeker toplamaya çıkacak çocuklar değil ne yazık ki bahsedilen; Kongo, Nijerya, Gambia, Sierra Leone’nin çocukları...
Halkları birbirlerini yerken, zenginliklerini Batı ülkeleri yesin diye çıkartılmış iç savaşların harap ettiği bu ülkelerde, biyolojik açlığıyla başedemeyince ruhsal açlığını doyurmaya girişen insanlar, en gerici inanışlara yeniden sarılıyor. Eski Afrika inanışlarıyla Hıristiyanlık dininin bir tür karışımından türeyen binlerce kilise en yoksul mahalle ve kentleri sarmış durumda. Çözüme kavuşturulamayan tüm toplumsal yükler ailelerin nasıl bakacaklarını bilemedikleri çocukların küçük omuzlarına yükleniyor.

AFRİKA SOKAKLARINDA BİNLERCE CADI

Farklı kaynaklara göre Kongo’nun başkenti Kinsaşa’da 25 bin ile 50 bin arasında çocuk sokakta yaşıyor. Bu çocukların yüzde 60’ı, cadı olduklarına inanan aileleri tarafından sokağa atılmış. Cadılıkla suçlananlar genelde ergenlik çağına yeni girenler.
Safe Children Africa örgütü Nijerya’da cadılıkla suçlanan çocukların yüzde 80’nin ya terkedildiğini ya da evden kaçmak zorunda kaldığını belirtiyor. Örgütün internet sayfasında, ailelerin yaşadıkları sorunu çocuklarının cadı olmasına bağladıkları belirtiliyor; Nijeryalıların çoğu sorunların ‘ruhani bir nedeni’ olduğuna inanıyor ve özellikle son on yılda bu sorunların varlığı çocukların şeytan tarafından ele geçirilmesiyle açıklanıyor. Yerel kiliseler ve hatta Nijerya sineması da bu inanışı sömürüyor, büyütüyor. Örgütün kampanyaları sonucu Nijerya’nın Akwa İbom eyaleti 2009 yılında cadılık suçlamasında bulunmayı yasadışı ilan etmiş ama sorun sürüyor.
Uluslararası Af Örgütü bir başka Batı Afrika ülkesi olan Gambia’da 2009 martında 1000 kişinin, cadı oldukları gerekçesiyle bir tutuklama merkezine kapatıldığını ve ilaçlarla uyuşturulduğunu tespit etmiş.
İngiltere merkezli Telegraph gazetesinin geçtiğimiz ağustos başında yayınladığı bir habere göre ise, Liberya’da Save The Children (Çocukları Kurtarın) örgütüyle birlikte çalışan Avukat Lovely Sie, ülkede çocuklara cadılıkla suçlanmasının giderek yaygınlaştığını belirtiyor.
Haberde, mülteci göçüyle birlikte benzer olayların Batı ülkelerinde de yaşanmaya başladığına dikkat çekiliyor. Sadece 2015’te İngiltere’deki 73 çocuk istismarı olayı ‘cadılık suçlamasıyla’ bağlantılı gerçekleşmiş.

ŞEYTANIN ADI VAR

Çocukları sokağa atmak ‘evdeki şeytan’dan kurtulmanın yollarından biri. Bir başkası kitlesel olarak düzenlenen ve çocuklara her türlü işkencenin yapıldığı şeytan çıkarma ayinleri. Ancak çocuk istismarcısı rahipler, Afrika’ya dadanan şeytanı yanlış yerde arıyorlar.
Kentsel yoksullaşma ve sonuçlarına dair verilerini sık sık kullandığım Mike Davis’in Gecekondu Gezegeni’nde*, neoliberal şeytanın Afrika’nın kanına nasıl karıştığına dair önemli bilgiler var. Burdan sonrası kitaptan derlendi.
Kongo’nun başkenti Kinsaşa’da ortalama yıllık gelir 100 dolar kadar. Nüfusun üçte ikisi yetersiz besleniyor ve beş yetişkinden biri HIV virüsü taşıyor. Aynı şekilde halkın dörte üçü sağlık hizmetini karşılayamayacak durumda ve ‘şifa için dini hurafelere veya yerli büyülere’ başvuruyor.
Bu maddi ve manevi sefaletin bir tarihi var. ABD, IMF ve Dünya Bankası destekli Mabotu diktatörlüğünün 32 yıl boyunca talan ettiği Kongo’nun zenginlikleri bu yıllar boyunca İsviçre bankalarına taşınır. 1977’de IMF ilk yapısal uyum programını yürürlüğe sokar.
Kamu kurumları yağmalanır, ilk etapta 250 bin kamu çalışanının işine tazminatsız son verilir.
Kongo’nun altyapısı on yılda çöker ve IMF bir neoliberalizme uyum programı daha dayatır.
Kamuda ‘tasarruf’a gidilir, ekonomi piyasaya daha fazla açılır, devlet şirketleri özelleştirilir, döviz kurları üzerindeki denetimin kaldırılır ve elmas ihracatı artırılır.
Ülkenin sömürülmesi karşılığında Mobutu’nun borçları ertelenir. İthal mallar ülkeyi istila eder, sadece başkentte 100 bin meslek yok olur. Kalan refah kırıntılarını da yüksek enflasyon halleder. 1991’de yoksullar kitlesel yağmalara başlar, 1993’te ise yağmayı askerler yapar. Banka sistemi çöker, kamu yönetimi yok olmanın eşiğine gelir, işletmeler takasa başvurur, maaşlar eriyip gider.  
1993’te IMF ve Dünya Bankası ülkeden çekilir. Ekonomi batmış, zenginlik İsviçre bankalarına aktarılmıştır. Mobutu 1997’de devrilir, bitmeyen bir iç savaş başlar, 6-10 milyon insan savaştan, açlıktan ve hastalıklardan ölür...
Halk yaşadıklarıyla başetmenin bir yolu olarak fabrika ve dükkanların yerine küçük kiliseler inşa etmeye başlar. Dini gericilik gecekondu bölgelerinde hızla yayılır. 2000’lerin sonunda Kinsaşa’da gece boyu süren duaların edildiği 2 bin 177 yeni dini mezhep vardır.  

BEYAZLARIN HASTALIĞI

Davis’e göre Kinsaşalılar, ‘beyazlar’ın en tehlikeli hastalığına kendi dillerinde ‘yimbeefu kya mboongu’ derlermiş; Türkçesi ‘ölümcül para hastalığı’.
Toplumsal hayatın ruhuna dadanmış bu en zorlu şeytanı halkların göğsünden söküp atmadan, Afrika’da hiçbir hastalılığı iyileştirmek mümkün görünmüyor.

*Mike Davis, Gecekondu Gezegeni, Metis Yayınları, 2007

www.evrensel.net
ETİKETLER Elif Görgücadı