Demirtaş: Son nefesimize kadar direneceğiz

Demirtaş: Son nefesimize kadar direneceğiz

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gündemdeki gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

Ömer Çelik
Diyarbakır

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş gündemdeki konulara ilişkin Dicle Haber Ajansı’na değerlendirmelerde bulundu. Hükümetin fırsata çevirdiği OHAL uygulamalarına ilişkin tepkilerini ifade eden Demirtaş, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanlarının gözaltına alınmasından bölgede yaşanan savaşa kadar pek çok konuya ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Hükümetin saldırılarını değerlendiren Demirtaş, “Son nefesimize kadar direneceğiz” dedi.

* 5 gündür gözaltında tutulan Amed Büyükşehir Belediyesi eşbaşkanları Gültan Kışanak ve Fırat Anlı’ya yönelik Başsavcılık tarafından itham edilen suçlamaları bir hukukçu olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Savcı henüz herhangi bir iddianame falan hazırlamış değil, ama fezlekeler ile arama tutanaklarından ya da savcının yaptığı basın açıklamasından gördüğümüz kadarıyla son derece zorlama ve komplovari delil oluşturma ile hazırladıkları çok uyduruk bir dosya. Gültan hanım, Demokratik Toplum Kongresi’nde (DTK) özerkliği destekleyen açıklama yapmış. Yahu Gültan Kışanak, bu partide eş başkanlık yapmış bir isim ve partinin resmi programında özerklik, bir model olarak resmi çözüm önerisidir. Partinin belediye başkanı, eş başkanı onu savunmayacak da neyi savunacak.

Yine Fırat Bey için deniliyor ki, işte “Bir gerilla şehitliğine su çekmişler” Bir DİSKİ projesinin açılışında çekilen fotoğrafı da sanki orada çekilmiş gibi montajlamışlar, uyduruk bir delil yaratmaya çalışmışlar. Suçlamanın kendisi de son derece basit, delilsiz, suç oluşturmayacak söylem ve eylemlerden ibaret. Normalde gözaltına alınmaları da kanunlara aykırı. Mevcut kanunları bile çiğniyorlar. Fakat tutuklanma durumu olursa, bu tam bir hukuk katliamı olacak.

* Peki, olası bir tutuklama kararının sizi ve diğer partileri tutuklamaya zemin oluşturacağı yorumları yapılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Amaç milletvekillerine, bize dönük tutuklama sürecini adıma adım ilerletmek. Refleksleri, halkın tepkisini kontrol ederek bastıra bastıra ilerlemek. Peki, bunu niye yapıyorlar? Çünkü önümüzdeki yıl olası bir erken seçim ya da referandumda HDP’nin onların planlarını alt üst etmesinden çekiniyorlar. Fakat bu hesaplarının tutma imkanı yok. Çünkü Gültan Kışanak, Fırat Anlı’yı tutuklayabilirler, beni de tutuklayabilirler; ama halkı ne yapacaklar.

* CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘erken seçime gidilecek’ sözlerini Başbakan Binali Yıldırım yalanladı. Eğer seçim yoksa mevcut yönetim rejimi size göre nereye evirilecek?

Bu koşullarda adil bir seçim imkanı zaten yok; ama biz en zor koşullarda bile seçim kazanabilmiş bir partiyiz. Seçim kararı alındığında o günkü koşulları tabi ki değerlendiririz. Ama gireceğimiz bir seçimden kesinlikle başarılı çıkarız. Fakat gerçekten bize seçim adı altında bir diktatörlük, faşizan bir ortamda oldubitti ile hile dayatılırsa bunun sonuçları çok ağır olur. Biz seçimi, halkın iradesine saldırıyı falan asla demokratik bir tercih olarak kabul etmeyiz. Ancak demokratik bir ortamda yapılacak bir seçimi ancak gerçek anlamda bir halk iradesi olarak kabul ederiz.

* Mevcut OHAL rejimi içerisinde anti-demokratik uygulamalardan işkenceye varan bir tablo söz konusu. Bu duruma insanların kendi iç dünyalarında gösterdikleri tepkilerin henüz sokağa tam olarak yansımamasını neye bağlıyorsunuz?

Türkiye’de toplum önemli ölçüde sokağı kullanan bir muhalefet dinamiğine sahipti, bunun da öncülüğünü her zaman Kürtler yaptı. Yine emekçiler, kadınlar, sol-sosyalist çevreler, Aleviler sokağı meydanları çok yoğun kullanan kesimlerdir. Fakat Diyarbakır’da, 5 Haziran mitinginde yaşanan patlamadan bu yana başka bir süreç yaşanıyor. Arkasından Suruç ve Ankara Garı katliamı... İnsanlar artık sokağa çıkmanın bedelinin ölüm olabileceğini düşünmeye başladı ki, nitekim mitinglere artık IŞİD adı altında doğrudan tetikçiler, katliamcılar gönderilmeye başlandı. Burada halkın bir suç ve eksikliği yok. Dolayısıyla biz bu baskıları durdurabilecek, bu korkuyu ortadan kaldırabilecek şeyin birebir yüz yüze ev çalışması olduğunu biliyorduk ve bunu bir kampanya olarak başlattık.

* Siz bu çalışmayı yürütürken önce Cumhurbaşkanı, ardından da İçişleri Bakanı Süleyman Soylu yeni bir ‘Güvenlik Konsepti’nden bahsetti. Bunu yeni bir tehdit olarak mı görüyorsunuz?

Bütün bunlar gösteriyor ki demokratik siyasete yönelik çok daha ağır saldırılar olabilir. Yani bugün suikast haberleri yaptırılıyor havuz medyasına, tutuklamalar görevden almalar, milletvekillerine dönük müdahaleler yeni dönemde devreye koyacakları konsept gibi görünüyor. İhtimaldir ki 90’lardaki gibi bazı tetikçilere benzer kontralara, bazı kirli odaklara bu tür pis işleri de yaptırabilirler.

Zaten bu pisleri yapsınlar diye kabinede bu tür değişiklikler yaptılar. Yeni İçişleri Bakanı tam da kirli işlerin adamıdır. Bu işleri yapsın diye göreve gelmiş biridir. Fakat şunu söyleyebilirim ki biz korkacak, geri adım atacak bu tür tehditler karşısında ilkelerinden, mücadelesinden vazgeçecek bir hareket değiliz.

* Aslında dillendirilen yeni güvenlik konseptinin bir ayağı da Ortadoğu’ya dönük dinmeyen Osmanlı hayalleri. Bu açıdan gündemdeki Musul ve Rakka operasyonlarını, bununla bağlantılı gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Özellikle Rojava’daki gelişmeler AKP’yi çok tedirgin ediyor ve orada AKP ideolojisine karşı ilerici bir zihniyeti temsil eden bir şekillenme, yapılanma gelişiyor ve Kürt iradesi statü kazanıyor. AKP de bunu kendine tehdit olarak görüyor ve ‘ne pahasına olursa olsun orayı yıkacağım, ezip geçeceğim’ diyor. Mesela biliyorsunuz AKP cenahında İsrail düşmanlığı had safhadadır. Şimdi Rojava’da İsrail kurulsaydı, Erdoğan buna karşı çıkmazdı. Ama Kürt iradesi şekillenince kırmızı görmüş boğaya dönüyorlar. Fakat bu çılgın, ırkçı, milliyetçi, mezhepçi politikanın başarı şansı yok. Ne Musul’da ne Kerkük’te ne de Rojava’da başarı şansı yok. Bu çılgın ve aklını yitirmiş bu tür liderlere çoğu zaman iş gördürürler. Ne tür iş gördürürler, Saddam’a yaptırdıkları gibi diyelim ki bölge savaşı çıkarmak istiyorlar. Saddam’ı Kuvveyt’e girmeye teşvik ettiler. Çünkü bu tür işleri ancak çılgın, aklını yitirmiş kişiler siyasetçiler yapar.

Şu anda AKP ve Erdoğan’a uluslararası bazı güçler böyle bakıyorlar. Yani hazır aklını yitirmiş iken buna bazı provokatif işler yaptırabilir diye bakanlar var. İşte ‘gerekirse Başika’dan Musul’a Türk ordusunu soksak acaba ortalığı nasıl karıştırabiliriz’ diye düşünen bazı güçler var ve bunlar Erdoğan’ı bu yönde teşvik ediyorlar. Ya da işte Bab, Rakka operasyonuna normalde koalisyon Türkiye’yi dahil etmek istemiyor ama Erdoğan çok hevesli görünüyor.

Şimdi hevesli olunca bazı güçler de bunu teşvik edebilir, alttan kışkırtabilir ama bunun sonu Türkiye’nin yararına olmaz. Bir bölge, bir Dünya Savaşına doğru herkesi götürmek Türke, Kürde kazandırmaz. Ama Erdoğan bunları görebilecek bir siyasetçi değil artık. Tam bir at gözlüğü, ırkçı-milliyetçi gözlükle olaylara bakan, kendi ajandasını, kendi ailesinin çıkarlarını düşünmek dışında hiçbir projesi olmayan bir siyasetçiye dönüşmüş durumda. (DİHA)

www.evrensel.net