30 Ekim 2016 16:57

Zihnin yitirdiği harfler

Tekgül Arı, Mazı köyünde gerçekleştirdiği öykü yazım atölyesi sırasındaki izlenimlerini kaleme aldı.

Paylaş

Tekgül ARI

Mazı köyü kadınları kahvehanede buluşuyor...
Biz kadınlar zamansız düşler kurar, zamansız düşlere uyanırız. Ne zaman düşlerimizi gerçekleştirmeye kalksak, erk sistem sopasıyla karşımıza dikilir. Ancak doğası gereği kadın, insanı sevgiyle çoğaltmaya, yaşatmaya, çalışırken, zamanın tüm kılçıklarına karşı mücadelesini sürdürür. Yazmak belki de -yolundan saptırılmaya çalışılan erk zamanlarda, -hiçbir zamanın kabuğuna sığamayan kadının, zamansızlığıyla çatışan bir düş. Düşler zamanı beklemeyeceği gibi, kadın da yolundan sapmış erk zamanı, yerine yerleştirmek için düşlerinin peşinden gitmeyi sürdürecektir. Ama yazarak, ama okuyarak, ama sesiyle ama soluğuyla…
Kadın, günlük yaşam içinde üzerine yüklenen ve tekrarlanan; evin temizliği, yemeğin pişirilmesi, çamaşırların yıkanması, çocukların hatta kocanın bakımı gibi görünmez işleri, doğallıkla yükleniyor. Böylesi görünmez işlere ek olarak, iş yerinde ya da köyünde -bağda-bahçede, pazarda, halı tezgâhında,  -çalışarak ev ekonomisine ayrıca katkı sağlıyor. Cinsiyet eşitsizliğine bağlı olarak kadının, yoğun bir çalışma temposu içerisinde, kendine ayırabileceği boş zamanı haliyle kalmıyor. Oysa kadın ister köyde, isterse şehirde yaşıyor olsun, tekrarlanan görünmez işlerin en azından bir bölümünü paylaşarak, kendini ifade edebileceği, düşüncelerini harekete geçirebileceği boş zamana doğal olarak ihtiyaç duyuyor.
“Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!” diyen Virginia Woolf’un sözünü de dikkate alarak, 7-9 Ekim tarihlerinde Mazı köyünde üç günlük, ‘Mazı Köyü Kadınları Tekgül Arı ile Öykülerini Yazıyorlar’ atölyesini köy kahvehanesinde gerçekleştirdik.
Mazı köyü kadınlarının, kendilerini ifade edebilmelerini sağlayabilecek boş bir zamanı ancak akşam saatlerinde bulabildik. Bugüne kadar erkeklerin sürekli, siyasilerin şöyle bir uğradığı kahvehaneye ilk kez kadınlar gidecekti. Böylesi bir etkinlik için aracı olan Dikiş Kulübesi sahibi Berrin Akyüz’ün duyarlılığının yanı sıra özellikle öğlen ezan vaktinden sonra, Mazı imamının camii hoparlörüyle, akşam saat,20:00’da yazın atölyesine kadınları çağırması ülkemiz adına örnek oluşturabilecek çağdaş bir yaklaşımdı. Mazı köyü Muhtarı Sedat Furma’nın köyün kapılarını açması da… Öykü yazarı Zerrin Saral’ın böylesi etkinlikte beni hiç yalnız bırakmadığı gibi fotoğraf ve video çekimleriyle belgesel niteliğinde bir arşiv de oluşturması da…
İlk kez Mazı kadınları için bir etkinlik yapılacaktı. Bu nedenle köylüler merak içerisinde kahvehaneyi doldurmaya başladılar. Çoğunu kocası, çocukları katılması için teşvik etmişti. Açıkçası erkekler de oldukça meraklıydılar. Sessizce gerilerde oturarak neler anlatılacağını anlama çabasındaydılar.

EMEKLERİNİN KARŞILIĞI YOKTU...

Kadınların kendilerini ifade edebilmeleri ve çekingenliklerini atabilmeleri için önce tek tek tanıştık. Çekinip kuytu köşeye çekilen kadınlarla da tanışmayı ihmal etmedik. Kadınlar görünmez ev işlerinin yanında, halı tezgâhlarında, zeytin toplama ve işleme işlerinde yoğun bir emekle çalışıyorlardı. Hatta kocalarıyla birlikte balığa çıkan kadınlar da vardı. Karşımızda çalışan, para kazanan kadınlar duruyordu. Ancak şunu fark ettik onların, emeklerinin karşılığı yoktu. Nasıl ki kendilerine ait boş bir zamanları olabileceğini düşünmedikleri gibi kendilerine ait paraları olabileceğini de düşünmemişlerdi. Halı dokuyorlardı, ancak satış sonrası kazançlarının tasarrufu kocalarına aitti. Elbette eşleriyle dayanışma içerisindeydiler, ancak kulağıma çalınanlar, erkeklerin birçoğunun ortak kazançlarından bir bölümünü, kendileri için yarattıkları boş zamanlarda kullandıklarıydı.

DİLDEN ÇIKAN SÖZLER SAKINIMLIYDI

Kadınlar halı tezgâhlarında, üçlü dörtlü gruplar halinde, çocukken öğrenmeye başladıkları Milas Halısı motiflerini ezbere dokuyorlardı. Ezbere dönüşmüş, tekrarlanan dokuma işi onların düşlerini ne kadar harekete geçirebilirdi. Düşler genellikle zihnin dar alanında, sadece çocukların büyümesi, okuması ya da evlenerek torun vermesi gibi sabit bir düşüncenin üzerinde asılıydı. Çocuklarına dokudukları halılar bile bu ezberden payını almıştı. Yaratıcılık onların bitmez tükenmez enerjilerini akıttıkları yoğun çalışma temposunun altında ezilmişti. Düşüncenin kalıplarını açacak, yeni, yaratıcı bir halı motifi kurgulamak akıllarına gelmemişti. Halı tezgâhı başında gülmeler, ağlamalar, isyanlar aynı zeminde eksilerek devam ediyordu.

Mazı köyü, ülke genelinde bulunan birçok köye göre daha çağdaş, çocuk gelinin olmadığı, eşlerini seçme şansına sahip bir köydü. Orta yaşlarda olan kadınların çoğu ilkokulu bitirmişti. Daha genç olanlar ortaokula gitmiş, bazıları da açık liseye devam ediyordu. Eğitimin gerekliliğine inanan Mazı kadınları, çocuklarının üniversiteyi bitirebilmeleri için canhıraş çalışıyorlardı. Köyde, gençlerin birçoğu üniversiteyi ya bitirmiş ya da devam ediyorlardı. Yaklaşık yetmiş yaşlarında olan ve birçoğu işlerini gelinlerine, çocuklarına devir ederek dinlenmeye çekilmiş teyzelerimiz de vardı.Çoğu Mazı dışına pek çıkmamıştı. Çok çalışmanın yaşla birlikte ortaya çıkardığı ağrılar ve sızıları dile getiriyorlardı. Bu kez ağrıyı öteleyerek yeni bir anı zihinlerinde tutmak için heyecanla kahvehanede yerlerini almışlardı. Açıkçası kahvehaneye gelen kadınlar, Ankara’dan gelen bir yazar kadını, hayal güçlerini kullanarak çeşitli şekillerde canlandırarak, içlerinden ya da birbirlerine sorular sorarak neler anlatılacağı kurgusunun içine çekilmişlerdi. İşte bu merak bile onların ezberini bozarak,düşünmesini ve soru sormasını sağlamıştı. Tanışmak, konuşmak bizi birbirimize yakınlaştırmıştı. Ancak köydeki akrabalık ilişkileri ve eşlerin pür dikkat bizi dinlemesi nedeniyle dilden çıkan sözler daha sakınımlıydı. Sıra interaktif öykü çalışmasına gelmişti.Yaşadığımız yer ne kadar güvenliyse, bulunan imgeler, o paralelde oluyordu. İnteraktif öykü çalışması oldukça hareketli ve sesli geçti.

GEYİKLER, ANNEM VE ALMANYA, PARASIZ YATILI ÖYKÜLERİYLE BULUŞMA...

Ertesi gün köyde düğün olacağı için ikinci günün dersini de aynı akşam yaptık. İki değerli yazarımız Nursel Duruel’in ‘Geyikler, Annem ve Almanya’ öyküsü ile Füruzan’ın ‘Parasız Yatılı’ öykülerini okuduk. Öykülerin yazılma hikâyelerini de anlattık. Böylece yazarları tanıtmış olduk. Okumadan yazamazdık. Sıra yazma çalışmalarına gelmişti.Jean Genet’nin ‘Giacometti’nin Atölyesi’ kitabından seçtiğim bir resme bakarak zihinlerinde çağrıştırdıklarını yazacaklardı. Ancak orta yaşa gelmiş kadınların çoğu ilkokuldan sonra ellerine kâğıt kalem almadıkları için yazmayı unutmuşlardı. Bazıları da zihnin yitirdiği harfleri yakalama gayretindeydi. Her şeye rağmen on beş dakikalık bir sürede resmin onlara çağrıştırdıklarını yazma çabasını sürdürdüler. Yazdıklarını okurken, önce isimlerinin açıklanmasını istemediler. Ancak okuma ilerledikçe bulunan imgelerin güzelliği övüldükçe kadınların, “Ben yazdım,” diyerek kendi kendilerini açık etmeleri, artan cesaretleri için önemli bir adımdı. Bazı kadınlar evde, düşünerek yazacaklarını söylediler.

EZBER BOZULMAYA GÖRSÜN, DÜŞLER NASIL DA ÇÖZÜLÜR...

İkinci gün,  köyün yaşlı kadınlarını ziyaret ettik.Onlarla sohbet ettikten sonra sıra halı tezgâhlarındaki kadınları ziyarete gelmişti.  Aslında atölye çalışmamızı kadınların yoğunluğu nedeniyle onları, ziyaret ederek sürdürüyorduk. Birbirimize sözlerimizle, gözlerimizle, ellerimizle dokunduk. Biraz dertlendik, biraz güldük. Kahve içtik, fal baktık. Aynı kaptan yemek yedik. Şunu anladık, kadınlar yalnızdı. Çok çalışıyorlardı ama onları kimse görmüyordu. Görmedikleri için haliyle önemsemiyorlardı. Bu yüzden eksik duygularla bir yaşamı kotarmaya çalışıyorlardı. Ancak onlara dokunarak, dinleyerek zihinlerini kaplayan tozu üflemelerini sağlayabildik belki de. Hepsi verilen öykü ödevi üzerine düşünüyordu. Düşünmek hoşlarına gitmiş, düşlerine yol vermişlerdi. Ziyaretlerden anladığımız buydu ve ezberler bozulunca düşleri de çözülüvermişti. Akşam düğüne de gidince, artık Mazılı olmuştuk.

SÜRPRİZ DESTEK FERİDUN ANDAÇ...

Üçüncü akşamı, güzel bir sürpriz vardı. Değerli yazar, eleştirmen Feridun Andaç, atölyemize katılacaktı. Oldukça heyecanlıydık. Aslında biz hep heyecan yaşadık, sabah kaldığımız yere gece yazdıkları öykülerini kucaklayarak getiren kadınları gördük. Biz onlara dokunmuştuk, onlarda dokunulan yerden düşlere dalıp yazıya dokunmuşlardı. Fakat bir gerçek vardı, kitap okunmadan yazılamayacağını, günlük tutulmadan yazılarını geliştiremeyecekleri… Feridun Andaç, yazılarını yazdığı defteri elden ele dolaştırdı. Yazınla, yazarlarla ilgili önemli bilgiler verdi.

DÜŞLER KÖY SOKAKLARINDA KİTAPLIĞA KAYIYOR...

Ayrıca kadın çalışmaları için hazırladığımız, ‘Zamansız Düşler Zamansız Kadınlar Fanzini’’nin ikinci sayısında sadece Mazı köyü kadınlarının yazdıkları ürünlere yer vereceğimizi açıklamamız, kadınları heyecanlandırdı.
Bir köyü ziyaret etmek ya da tatil için oraya gitmek yetmez ya da bir davet beklemek… Gittiğiniz yerin insanına dokunup bir farklılık yaratın.  Öyle sanıyorum ki yazın Mazı’ya tatile gidecek olanlar çağdaş, zeki ve çalışkan emekçi Mazı köyü kadınlarının farkını görecekler… Düşlerinin köy sokaklarında kurulacak kitaplıklara kaydığını da...

ÖNCEKİ HABER

Göçmenleri kim öldürdü?

SONRAKİ HABER

Elazığ’da köpeklerin saldırısına uğrayan kadın hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa