30 Ekim 2016 16:50

Göçmenleri kim öldürdü?

3 bin 800 insan Akdeniz’in karanlık sularına gömüldüğüne göre, bu soruyu sormak biz gazeteciler kadar herkes için bir haktır: Göçmenleri kim öldürdü?

Paylaş

Ercüment AKDENİZ

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği, Akdeniz’de gerçekleşen mülteci ölümlerinin bilançosunu açıkladı. Rakamlar dehşet verici! BM sözcüsü William Spindler, 2016 ölüm rakamlarının -daha yıl bitmeden- 2015’i geride bıraktığını söyledi ve alarm zilleri çaldı!
Oysa bu yıl, alınan olağanüstü “güvenlik önlemleri” sayesinde, Avrupa’ya gelen mülteci sayısında ciddi bir azalma olmuştu. 2015 yılında 1 milyon sığınmacı Akdeniz’i geçerek Avrupa’ya gelmeye çalışırken 2016’da bu rakam 327 bin 800’e gerilemişti.
Şimdi kritik soru şu: Akdeniz’de mülteci geçişlerindeki sayı ciddi oranda ve üstelik zor kullanarak azalmasına rağmen nasıl oldu da ölümler bu denli artış gösterebildi?  

DEDİK AMA DİNLETEMEDİK

Daha önce defalarca yazdık, çizdik, uyardık.
Dedik ki; Ege ve Akdeniz’de mülteci geçişlerini engellemeyin. Sığınma hakkının önüne engeller koymayın, bu bir insanlık suçudur.
Dedik ki; savaş gemilerini mülteci teknelerinin üzerine sürmeyin. Kapattığınız her geçiş koridoru daha ölümcül koridorların doğmasına neden olur.  
Dedik ki; bariyerleri, dikenli telleri kaldırın, Fronteks güçlerini geri çekin. Sınır kapılarını mülteci geçişlerine açın. Aksi, ölüm bilançolarının fırlaması demektir.
Ama dinleyen kim?
Akdeniz’de mülteci geçişleri üzerindeki baskılar neye yol açtı biliyor musunuz? Sıkışan göç kolları kendini en riskli bölge olan Libya-İtalya geçiş rotasına attı. Nitekim son rakamlar bu rotayı aşmaya çalışan her 47 kişiden birinin hayatını kaybettiğini söylüyor.
AB ile Türkiye arasında imzalanarak yürürlüğe konan “geri kabul antlaşması” ise Ege rotasını kapattı. Buradaki geçişler zorlaşınca göçmen akınları rotayı Marmara ve Akdeniz’e kaydırdı. Bu her iki rota da ölüm riskini arttıran rotalardı. AB ülkeleri Ege’yi geri kabul antlaşması ile kapatmakla da yetinmediler. Beton duvarlar ve dikenli tellerle “Balkan rotası”nı da mülteci geçişine kapattılar. Kara üzerinden geçişlere konan bu bariyerler Kuzey Afrika-İtalya deniz hattını ister istemez daha aktif hale getirdi. Bu durumda ölümlerin patlama yapması zaten kaçınılmazdı. Bu hattı kullananların başında Suriyelilerin gelmesi ise hayli dikkat çekici. Onları Eritreli ve diğer Sahra altından gelen Afrikalılar takip ediyor.   
Kısacası, mülteci geçişlerini kapatıp daha riskli ölüm koridorlarına kapı açanların eline bu süreçte daha çok kan bulaştı.

MÜLTECİ ÖLÜMLERİNDE HABERCİLİK

Bu durumda BM’nin belli aralıklarla ölüm bilançoları yayınlamasını haberleştirmek kendi başına pek de bir işe yaramıyor doğrusu. Zira haberciliğin, esas olarak, göçmenleri ölüm koridorlarına sürükleyen emperyalist politikaları sorgulaması gerekiyor. Peki, son dönem Türkiye ve Avrupa basınında yayınlanan haberler bu açıdan ne durumda?
Ana akım medya mülteciler konusunda zaten yerlerde sürünüyor. Fakat üzülerek belirtelim ki; muhalif basın da kendini ajans haberciliğinin diline teslim olmaktan kurtaramıyor. Örneğin Ege ve Akdeniz’de yaşanan göçmen ölümlerinin nedeni sadece suç şebekelerine bağlanırken yukarıda sıralamaya çalıştığımız politikaların üzerinden kolaylıkla atlanabiliyor. Ya da göçmen geçişlerini kapatan ve onları ölüme sürükleyen operasyonlar “kurtarma operasyonları” şeklinde sunulabiliyor.
Başka bir örnek: Sanki savaştan kaçmak ya da başka bir ülkeye sığınmak suçmuş gibi bu yolda engellenen, zorla alıkonan mültecilere rahatlıkla “yakalandılar” yaftası yapıştırılabiliyor!

CALAİS SÜRGÜNLERİ

Fransa ile İngiltere arasında yer alan Manş denizi, mülteciler için bir başka geçiş koridoru demekti. Calais ormanına kamp kuran 7 bin civarında mülteci İngiltere ile Fransa arasında yapılan geri kabul ve geçişleri engelleme anlaşmaları nedeniyle adeta kapana kısılıp kalmıştı. Onlar için geriye iki ölümcül yol kalıyordu: Manş denizini geçmeye çabalamak ya da Manş’ın altından geçen tünele meyleden herhangi bir kamyona gizlice atlamak!
Avrupa’nın göbeğinde yaşanan bu utanç tablosu, geçtiğimiz günlerde Calais Valisi Fabienne Buccio’nun basına demeç verdiği şu sözlerle zirve yaptı:
“Vahşi Orman olarak anılan kampın bugün itibarıyla sonuna gelindi!”
Muzaffer vali polis gücüyle kampı basmış, derme çatma çadırları yerle bir etmiş ve direniş gösteren mültecileri paketleyerek kamptan söküp atmıştı!
Peki Calais sürgünleri nereye gidecekti?
Londra yönetimi sembolik olarak birkaç mülteci çocuğu almayı tartışırken Paris de Calais sürgünlerini Fransa’nın farklı şehirlerinde kurulan kamplara yerleştirerek parçalayacağını açıkladı. Manş’ı geçmek mülteciler için artık bütünüyle hayaldi! Her iki ülke bu gerici hamleyi Nijer’de kurulacak bir destek merkezi taahhüdü ile taçlandırdı!
İşin özeti şuydu: Calais “kale”sinin yıkılması ve tıpkı Balkan ve Ege rotalarında olduğu gibi Manş rotasının da kapanmasıyla, bundan sonra çok daha sayıda göçmen Akdeniz’deki ölüm koridoruna sürüklenecekti.

KATİL KİM?

Sadede gelirsek...
Bay Spiendler’in açıkladığı rakamlar bir doğal afet bilançosu olmadığına ve bile bile 3 bin 800 insan Akdeniz’in karanlık sularına gömüldüğüne göre, şu soruları sormak biz gazeteciler kadar herkes için bir haktır:
“Göçmenleri kim öldürdü?”
“Suçlu kim?”
“Katil kim?”

ÖNCEKİ HABER

Bir dil, bir tokat!

SONRAKİ HABER

İran: Müzakere değil, direniş ve mücadele şartları var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa