30 Ekim 2016 16:38

‘En eski yüz’ün reddi zor daveti

Yazar Pelin Buzluk’un 'En Eski Yüz' kitabı İletişim Yayınları’ndan çıktı.

Paylaş

Hakan GÜNGÖR

Yazar Pelin Buzluk, “En Eski Yüz” kitabıyla okurlarıyla buluşuyor bu kez. Gecelerin, gecelerin içinde kaybolmuş kadınların, kadınların içine sıkışmış gecelerin öykülerini anlatıyor  yazar, “En Eski Yüz”de. Unutulan hassasiyetin, unutturulmak istenen mağduriyetin, artık pek de bulunmayan mahcubiyetin öyküleri bulunuyor kitapta. İletişim Yayınları’ndan çıkan kitap, “Su İşi, “Tozlu Cennet”, “Gemisiz” gibi öyküleriyle okura görünenin ardındakini, gürültüye karışanı, kalabalıkta kaybolanı vadediyor.

SÖZCÜK İSRAFI YOK

İletişim Yayınları’ndan çıkan “En Eski Yüz”de, 11 öykü var. Evliliklerin, aile düzeninin, toplumsal yaşamın sorgulandığı, aslında herkesin bildiği, gördüğü ancak konuşmadığı noktaları aktarıyor Buzluk. Erkek şiddetinden, eşcinsellerin yaşadığı baskılara, bir başına bırakılmalardan sükut-u hayale uğratmış aşklara ve ölüme kadar uzanan geniş bir yelpazede, birbiriyle uyum içinde olan öyküler anlatıyor. Kapıları sıkıca kapatılmış evlerin içinde olup bitenleri bize fısıldıyor. Yan yana olan ama birbirinden fersah fersah uzak kişilerin mesafesine işaret ediyor. Öyküler göz ardı edilenleri görmeye, gözden kaçanlara dikkat etmeye, yok sayılanları gözler önüne sermeye davet ediyor. Kitabı ele aldıktan sonra bu davete icabet etmemek mümkün olmuyor.
Buzluk, sözcük israfı yapmayan bir yazar. İnce eleyip sık dokuyarak, özenli seçilmiş sözcüklerle kuruyor öyküsünü. Zaman zaman dili şiirselleşiyor. Kimi öyküleri kendini hemen ele vermiyor. Okunulanın “demlenmesi” için okurun belki biraz zamana da ihtiyacı olabiliyor.
Buzluk, en kallavi acıları asla sömürüye vardırmadan, o acının şiddetini hakkıyla vererek, sinematografik diyebileceğimiz şekilde aktarıyor. Parlatarak, lüzumsuz ayrıntılardan uzaklaştırarak, görselliği biraz daha devreye sokarak...
“Gemisiz” öyküsünde olduğu gibi, düşlemeye, canlandırmaya çağırıyor Buzluk sık sık okuru:
“Denizi gemisiz düşünemem. Ufka kadar çoğalır, sığmaz gözlerime. Hemen dev gemiler kondururum üstüne. Göğsüm sakinler. Gemisiz bir denizin resminde bile çünkü hemen boğulan. İçinden çırpınan ve sonunda tabii batan. Repin’in “İşte Enginlik” tablosuna bakarken şapkası uçan, elbisesi su çekip ağırlaşanım. Dibe çökenim. Rüyalarımda suları yükselten, ciğerimi dolduran korku, dehşet… Şimdi hepsi burada, uyanık. Bir kayıktayız.”
Görsellik yaratılmakla kalmıyor, sorgulanıyor da… İmgelerin taşıdıkları yük, taşımadıkları anlam da katılıyor paragraflara. “Kayıkla açılanların kulağında çalan şarkılar bellidir. Böylece denizi biraz unutabiliriz. Deniz bir manzaraya dönüşür. Şarap rengi dumanlar bizi sarar. Manzaraya dahil oluruz. Manzara resimleri hep ezbere ve mutludur. Felaketlerden uzak” diyor Buzluk öyküsünde. İmgelerdeki sahteliği yırtarcasına…

KİLOMETRE TAŞI

1984’te doğan Pelin Buzluk, 2002’den bu yana farklı dergilerde yayınladığı öyküleri ve yazılarıyla tanınıyor. 2010’daki “Deli Bal” adlı ilk öykü kitabı Yaşar Nabi Nayır Öykü Ödülü’ne, ikinci öykü kitabı “Kanatları Ölü Açıklığında” ise Selçuk Baran Öykü Ödülü’ne layık görülmüştü.
Önceki kitaplarının niteliğini bu kitabında da yakalıyor yazar. Artık demini almış, yerli yerine oturmuş bir üslup var karşımızda. Ancak yeniliklere çok açık, erken yaşlanmış bir dil değil bu, yazıldıkça gençleşen bir kalemden söz ediyoruz…
“En Eski Yüz”, Buzluk’un yazarlığında önemli bir kilometre taşı, okurları için de dikkate değer bir durak oluyor kuşkusuz.

ÖNCEKİ HABER

Aptalların antiemperyalizmi ve ‘faşizm mekaniği’

SONRAKİ HABER

Kayseri Büyük Bürüngüz köylüleri siyanürle altın aramaya karşı çıkıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa