28 Ekim 2016 08:49

Küçük çiftçilik yok oluyor, tekeller güç kazanıyor

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ferdan Çiftçi ile '80 sonrası dönemin tarım politikalarını konuştuk.

Paylaş

Ramis SAĞLAM
İzmir

Tarımda kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olduğu savunusunun nasıl avuntuya döndüğünü, uygulanan tarım politikalarının acı faturasını her geçen gün daha fazla yaşayarak görmeye devam ediyoruz.

AKP’nin 14 yıllık iktidar dönemi de dahil olmak üzere ‘80 sonrası tarım politikalarındaki değişimleri, yakın ve uzak vadedeki sonuçlarını TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Ferdan Çiftçi ile konuştuk. Çitçi “Bu politikalar devam ederse küçük çiftçilik yok olmaya doğru giderken, endüstriyel üretim tarzı ve şirket tarımcılığı artacak dışa bağımlılık derinleşecektir” dedi.
 
Tarım politikalarında AKP döneminde ne gibi değişiklikler oldu? Bunlar üreticiye nasıl yansıdı?
AKP dönemiyle ilgili olarak ilk bakışta söyleyebileceklerimiz kamunun tarımsal alandan çekilişi, desteklemelerde yapılan değişiklikler, kırsalı ve küçük çitçiyi yok sayan, uygulamalar, tarım sektörünün çok uluslu şirketlere doğru gidişin hızlandırılması ve tüm bunları yapacak yasal düzenlemelerin yapılması ve yine bir bakanlık reorganizasyonu olarak sıralayabiliriz.
Bu dönem içerisinde Tarım Kanunu, Tohumculuk Kanunu, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu, Tütün ve Şeker Yasaları, Organik Tarım Kanunu, Lisanslı Depoculuk Kanunu, Tarım Sigortaları, Biyogüvenlik Kanunu gibi kanunlar bu dönemde belirleyici düzenlemeler olarak ön plana çıktı. Bunun yanında zeytinlik alanları ranta ve talana açacak girişim olarak Zeytincilik Kanununun 21. maddesini değiştirme çabaları özellikle not edilmesi gereken bir konu.
AKP’nin ilk geldiği yıllarda AB ile uyum adı altında yaptığı değişikliklerde bu döneme damga vurmuştur. Özellikle bu çerçeve içerisinde gıda mevzuatı birkaç kez değiştirildi.
Tarım kesiminin çok ihtiyaç duyduğu desteklemeler ne yazık ki üretimden kopuk, yetersiz, niteliksiz oluşu ve bir politika aracı olarak değil de bir para dağıtma aracı olarak görüldü. Bu nedenle AKP kendi çıkardığı 5488 Sayılı Tarım Kanunu’nun öngördüğü tarımsal desteklemelerin GSMH’nın yüzde 1’inden az olamaz hükmüne uymadı, tüm dönemlerinde yüzde 0,05 düzeyinde kaldı. 2008 krizi sonrası hayvancılığa verilen destekler artırıldı ancak destek ithalat politikaları nedeniyle Türkiye çiftçisine değil ithalat yaptığımız ülkelerin çiftçisine yapıldı.

TOPRAK KORUMA KURULLARI KORUMADI

5403 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu bizimde önemsediğimiz ve çıkarılmasını talep ettiğimiz bir kanundu. Ancak kanun çıkarılan yönetmeliklerle ve Toprak Koruma Kurullarıyla tarım arazilerini korumaktan ziyade tarım dışı kullanımına kılıf hazırlayan bir şekilde işletildi.
 AKP’nin uyguladığı neoliberal politikalara uygun olarak her alanda yapılan özelleştirmeler tarım sektöründe de yaşandı. TEKEL özelleştirilmesi bunun içinde en dikkat çekici olanı.
Biyolojik çeşitlilik açısından tüm Avrupa kıtasının toplam zenginliğine sahip Tükiye’nin biyolojik çeşitliliğinin korunması açısından önemli bulduğumuz Biyogüvenlik yasasının çıkarılması olumlu bir gelişme. GDO’lu tarımı yasaklayan bu yasa ne yazık ki GDO’lu hammaddelerin (mısır, soya, kolza) girişini biyogüvenlik kurulunun iznine bıraktı.
Tohumculuk Kanunu ile tohumculuk piyasası tamamen Tohumcular Birliği ve alt birliklere terk edilerek çok uluslu şirketlerin hakimiyetine geçti. Aynı zamanda yapılan düzenlemeler ve tohumluk sertifikasyon sistemi köylülerin kendi tohumlarının satışına engel oldu. Buna rağmen yerli tohumculukta göreli gelişmeler oldu ancak dışa bağımlılığımız devam ediyor.
Tarımı etkileyen sadece tarımsal politikalar değil tabii ki. AKP’nin uyguladığı finans politikaları, dış politika da tarımı etkileyen önemli faktörler arasında yer aldı. Uygulanan finans politikaları çiftçinin finans maliyetini artırırken, saldırgan ve Ortadoğu’da söz sahibi olma heveslisi dış politikalar tüm komşularımızla aramızı açtı, tarımsal ihracatımıza darbe vurdu.

ÜRETİCİ YÜZDE 50 YOKSULLAŞTI

Üretici ve tüketiciler bu politikalardan nasıl etkilendi?
AKP dönemi tarım politikaları sonucunda çiftçinin bundan nasıl etkilendiğini görmek için bazı verilere bakmak gerekli. TÜİK verilerine göre tarım alanları 2002 yılında 26 milyon 579 bin hektar iken 2015 yılında 23 milyon 949 bin hektara geriledi. Yani çiftçi 2 milyon 630 bin hektar alanda üretim yapmaktan vazgeçti.
2002-2015 arasında girdi fiyatları yüzde 400 artarken tarım ürünlerinin fiyatları ortalama yüzde 200 arttı. Yani üretici yüzde 50 yoksullaştı.
Mera alanlarımız 2001 yılında 14.616.685 ha’dan 2015 yılında 10.762.807 ha’a geriledi. Kapalı sistem hayvancılığa geçiş nedeniyle hayvancılıkta maliyetler yükseldi. Hayvancılıkta uygulanan yanlış politikalar nedeniyle üretici kazanamazken tüketici yüksek fiyata et ve süt tüketmeye devam etti. Uygulanan ithalatçı politikalarla kurbanlık hayvan ve saman ithalatına kadar gidildi.
Uygulanan politikalar sonucunda tütün ekim alanları daraldı, üretici sayısı 1992 yılında 526 bin iken, 2002 yılında 405 bine 2014 yılında ise 65.118’e düştü.
Tüm bu verileri değerlendirdiğimizde üretici kazanamazken tüketici de sağlıklı güvenilir gıdaya uygun fiyatla ulaşamamakta. Üretimden kopan kırsal nüfus ucuz işgücü olarak kent nüfusuna katılıyor. Bu da emek sömürüsünü derinleştiriyor. Bu politikalar devam ederse küçük çiftçilik yok olmaya doğru giderken endüstriyel üretim tarzı ve şirket tarımcılığı artacak dışa bağımlılık derinleşecektir.

1000 YILLIK KÜLTÜR YOK OLACAK!

2012 yılında Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6360 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kurulması ve Sınırlarının Belirlenmesi hakkındaki kanunun kırsala ne gibi etkileri oldu?
5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununda değişiklik yapan 6360 sayılı yasa ile bir gecede kırsal nüfus yüzde 23,2’den yüzde 9,4’e düşürüldü.
Yasa Mart 2014 Yerel seçimleri sonrasında tümüyle yürürlüğe girdi. Yasa ile köy tüzel kişiliklerinin kaldırılması 1000 yıllık bir kültürün yok olmasına neden olacak. Köyler mahalleye dönüştüğü için kır kent ayrımı ortadan kalktı. Bu nedenle tarım alanları ve meralar imar, maden sanayi baskısı altında kaldı. Toprak, su, köy hizmetleri ve en sonunda bu yasa ile il özel idarelerinin kapatılması sonrasında özellikle sulama hizmetleri başta olmak üzere birçok hizmette aksamalar meydana geldi. Kanunun 7. maddesi ile büyükşehir ve ilçe belediyelerine tarım ve hayvancılığı desteklemek amacıyla her türlü faaliyette bulunabilirler hükmü getirildi. Bu çalışmaların nasıl yapılacağına ilişkin bir hüküm bulunmaması çalışmaların etkinliğini düşürüyor.

Tarım alanlarında nasıl değişimler yaşanıyor, bu alanların tarım dışı kullanılmasının etkileri neler?
Tarım alanlarının korunması bir yasa hükmü olarak ortadayken tarım alanlarımız sürekli tarım dışı kullanımlara açılmaktadır. Bu bazen yasal izinle bazen de kaçak olmakta. Toprağın yenilenemez ve üretilemez, vazgeçilmez bir varlık olduğu düşünüldüğünde bu daha fazla önem kazanıyor. AKP iktidarı döneminde 1.096.281 ha alanda tarım dışı kullanıma izin verildi. Üstelik bu izinler 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu kullanılarak Toprak Koruma Kurulları marifetiyle yapıldı. Ziraat Mühendisleri Odası tarım arazilerinin korunması için Toprak Koruma Kurullarında mücadele ederken bu mücadelesini açtığı davalarla yasal zemine de taşıdı. Eğer açılıp kazanılan davalar olmasaydı çok daha fazla alan tarım dışı kullanıma gitmiş olacaktı. Demek ki sadece yasa yapmak yetmiyor iyi yasa yapmak ve bunu uygulamak gerekiyor.

‘ASLINDA KENDİMİZİ VE GELECEĞİMİZİ TÜKETİYORUZ’

Ülkemizde tartışmalı konuların başında bildiğiniz gibi “Enerji Yatırımları” geliyor. Toplumsal duyarlılığın yoğun olduğu enerji politikalarının tarım sektörüne yansımaları neler?
Son dönemlerde enerji açığı gösterilerek enerji yatırımları hız kazanmış durumda. Bu yatırımlar genellikle kırsalı ve tarım alanlarını etkiliyor. Bu bazen termik santrali bazen mikro HES’ler, bazen yanlış yer seçimleri ile Jeotermal, Rüzgar ve Hatta Güneş Enerjisi şeklinde olmaktadır. Üstelik bunların bir kısmı güneş ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları olmaktadır. Planlanan binlerce mikro HES’ler, doğayı tahrip edip, suyu hapsederek tüm canlı yaşamını ve ekosistemi etkilerken tarımsal üretimi de olumsuz olarak etkilemektedir.  Son dönemde özellikle Manisa ve Aydın bölgemizde hızla artan jeotermal elektrik santralleri dünyanın en verimli tarım arazilerini incir ve çekirdeksiz üzüm gibi başka bölgelerde yetiştirilemeyecek (kalite ve verim olarak) ürünlerimizi yok etme tehdidi göstermektedir. Bu nedenle evet enerji yatırımlarına ihtiyacımız var. Ancak ne kadar, kim için, nerede, nasıl enerji sorularına doğru yanıtlar vermemiz gerekiyor yoksa hızla tarım alanlarımızı ormanlarımız meralarımız tüketiyoruz. Aslında kendimizi ve geleceğimizi tüketiyoruz.

AKP’YE KADAR OLAN DÖNEM

AKP’ye kadar olan dönemde neler yaşandı?
AKP dönemi tarım politikalarını değerlendirirken bunu 1980’ler ve sonrasından bağımsız değerlendirmek eksik olur. 2000’li yıllara kadar gelen süreçte kamunun alandan çekildiği üretime ayrılan kaynağın azaltıldığı süreçler yaşandı. Bu süreçlerde 1985 yılında Tarım Bakanlığı reorganizasyonu yaşanırken IMF ve DB bankası ile yapılan anlaşmalar çiftçi üretici aleyhine sonuçlar doğurdu. Tarım Bakanlığı reorganizasyonu ile o döneme kadar önemli hizmetler yapan ve kırsala hizmet götüren, Ziraat İşleri, Toprak Su, Zirai Mücadele, Hayvancılığı Geliştirme, Gıda İşleri, Su Ürünleri ve Veteriner İleri Genel Müdürlükleri kaldırıldı. Bu genel müdürlüklerin kapatılması tarıma ve kırsal yapılan hizmetlerin ve yatırımların aksamasına neden oldu.
Şeker Kurulu, Tütün ve Tütün Mamülleri ve Alkollü İçkiler Piyasasını Düzenleme Kurulu ve Alkollü içkiler Piyasasını düzenleme Kurulunu ve Tarım Satış Kooperatiflerini Yeniden Yapılandırma Kurulu kurularak kamunun bu alanlardan çekilerek özel sektöre devri başlatıldı. Devamında tarımsal KİT’lerin özelleştirilmesi başladı, SEK, YEMSAN, EBK, TZDK, TÜGSAŞ gibi kurumlar özelleştirildi.
Türkiye’de yaşanan 2001 krizi sonrası iktidara gelen AKP, temelinin IMF ve Dünya Bankası ile yapılan antlaşmalarla atılan politikalara sıkı sıkıya sarılmış ve bunları daha ileriye taşımak için yapısal değişiklikleri yoğun mevzuat değişiklikleri yaptı.

FERDAN ÇİFTÇİ KİMDİR?

EÜ. Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümünden 1984 yılında mezun olan Çiftçi yüksek lisans eğitimini tamamlayarak 1986 yılından itibaren Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nda göreve başladı. Tunceli Tarım İl Müdürlüğü, Bergama İlçe Tarım Müdürlüğü’nde çalışan Çiftçi 2014’e kadar İzmir İl Tarım Müdürlüğü Kontrol Şube Müdürlüğünde görev yaptı. Çiftçi, tarım politikaları, tarım ve kırsal kalkınma, gıda güvenliği, tohum teknolojileri ve çevre sorunları konusunda çalışmalarını sürdürdü. 2014 Eylül’ünde İzmir Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığına geçiş yaptı ve halen burada çalışıyor. ZMO İzmir Şubesi başkanlığı görevini yürüten Çiftçi, TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreterliği, İzmir Akademik Meslek Odaları Platformu sözcülüğü, Bornova Kent Konseyi Başkanlığı ve İzmir Ekonomik Kalkınma Koordinasyon Kurulu Üyeliği görevlerini de yürüttü.

ÖNCEKİ HABER

‘Siyaset alanını daraltmayın!’

SONRAKİ HABER

HSYK Genel Sekreteri Mehmet Kaya’ya ‘FETÖ’den 15 yıl hapis

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa