26 Ekim 2016 23:18

Türkiye’deki kültür yayıncılığı buraya yansıtılamadı

Frankfurt Kitap Fuarı'na katılan Evrensel Basım Yayın temsilcisi Onur Öztürk ile kitap fuarı ve Türkiye'deki yayıncılık üzerine konuştuk.

Paylaş

Aziz KOÇYİĞİT
Frankfurt

Darbe döneminde Türkiye’de yayıncılık yapmaya dair düşücelerini paylaşan Öztürk, “Türkiye’deki kültür yayıncılığının buraya yansıtıldığından bahsedemeyiz.  Çok sınırlı bir katılım var.” diyerek bu yılki fuar alanına dair izlenimlerini de aktardı. 

Bu yılki fuarı nasıl gözlemlediniz?
Bu yıl fuar biraz küçülmüş gözüküyor. Geçtiğimiz yıllarda konuk yayınevleri 8 salonda ağırlanırken bu yıl altıya düşmüş.

Aslında katılımcı yayın evi sayısında azalma yok sayı 7 bin olarak açıklandı...
Evet, ancak iki salon kapatılmış durumda. Ulusal standlarda küçülmeler gözlemledim. Örneğin üçüncü salon tamamen çocuk yayınlarına ayrılırdı. Bu yıl başka yayınevleri aynı salonu paylaşıyorlar. Ya da sekizinci salon sadece Amerika tarafından kullanılırken, bu yıl sadece bir bölümünü almışlar.

Türkiye’nin katılım da bu yıl daha az. Ulusal stand geçen yıl yirmi yayınevi ile temsil edilirken bu yıl 12 yayıncı yer alıyor. 

Bunun nedenini neye bağlıyorsunuz?
Tepki olarak katılmayanlar var. Katılan ancak ulusal standta yer almayan birçok yayınevi var.  Dolayısıyla Türkiye’deki yayıncılık tablosunu tam yansıtamıyor doğal olarak. Bunun nedeni de ulusal standın kurgulanış biçimi.

Bunu biraz açar mısınız?
Bundan rahatsız olmamak mümkün değil. Örneğin şu an oturup ropörtaj yaptığımız stand yayıncılıkla doğrudan alakası olmayan İstanbul Ticaret Odası’nın standı. Oldukça geniş bir yer kaplamış. Ya da bir yayıncılık kurumu olmayan Zeytinburnu Belediye’sini görüyoruz bir standı var. Aslında yayıncılara ayrılması gereken yerler bunlar. Yine ulusal standa yer alan temsiliyete baktığımızda, Türkiye’deki kültür yayıncılığının buraya yansıtıldığından bahsedemeyiz.  Çok sınırlı bir katılım var. Kültür Bakanlığı’nın bunu tasarlama biçimi tepki çekiyor ve buna neden oluyor. Geçtiğimiz yıllarda her yayıncının ayrı satandı olurdu ve kendi yayınlarını sergileyebilirlerdi ancak, bu yıl katılımcıların hepsi bir araya toplanmış ve bir keşmekeş sözkonusu. Hangi yayıncılar var burada, onu anlamak bile çok mümkün olmuyor.

Kitap ve fuar sözkonusu olduğunda, öncelikle akla düşünce ve basın yayın özgürlüğü geliyor elbette. Katılımın düşüklüğünün nedenlerinden biri de bu olabilir mi? Bu açıdan baktığımızda mevcut durum nedir?
Evet. Böyle bir şey söz konusu. Doğrudan fuara katılmamak biçiminde sonuçlanmıştır demek belki iddialı olabilir ama Türkiye’deki düşünce özgürlüğünün önündeki engellerin her geçen gün artıyor olması, kesinlikle ülkedeki yayıncılık faaliyetini de etkiliyor. Çok önemli, yazarlığından hiçbir şüphe duyulmayan kimi isimler bugün cezaevlerinde tutuklu. Bu yılki fuara damga vuran bir konu bu. Biliyorsunuz Aslı Erdoğan'ın mektubu ile açıldı fuar. Çok anlamlıydı. Yine İstanbul Kitap Fuarı Türkiye'nin en büyük fuarıdır. 12-20 Kasım arasında gerçekleştirilecek fuarın onur konuğu bu yıl Almanya olacak. Almanya'nın da bu durumu fuarda protesto edeceği basın toplantısında duyuruldu. 2008 yılında Türkiye Frankfurt fuarında onur konuğu olduğunda, Aslı Erdoğan davet edilen onur yazarlarından birisiydi.

Yine burada Uluslararası PEN'in, Türkiye Yayıncılar Birliği'nin, Can Dündar'ın, "Barış İçin Edebiyatçılar" imzalı bildiriyi imzalamaları ve bunu basınla paylaşmaları önemliydi. Benzer şeylerin İstanbul'da da olması doğrultusunda çabalar var. Yayıncılar Birliği'de üyelerine bu konuda neler yapılabileceğine dair bir toplantı çağırısı yaptı. 

Aslında açık şiddet çağırısı yapmayan herşey yayınlanabilir. Bu çok net. Bizim bunlarla mücadelemiz ancak fikri olarak olabilir; aynı şeyi düşünmüyorsak eğer. Karşısında başka birşey yayınlanmalıdır. Yayınevi kapatmakla, yasaklamakla çözülebilecek birşey değil.

Özellikle darbe girişimi sonrası daha yoğun bir kıskaç ve saldırı görülüyor. Siz bir yayınevinin temsilcisi olarak şu andaki durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Darbe girişiminden sonra ülkedeki pek çok alanda, basım yayın organlarının kapatılması şeklinde bir süreç yaşıyoruz. En son 12 televizyon kanalı ve çok sayıda radyo kapatıldı biliyorsunuz. 27 tane yayınevi kapatıldı bildiğim kadarıyla. Siz bunların fikirlerini beğenmeyebilirsiniz, bu fikrin yaygınlaşmasını istemeye bilirsiniz ancak heleki iktidar olanakları elinizdeyken, bunlara karşı mücadele bunları kapatmak yada bu fikri savunanları içeri atmak olamaz. Dolayısıyla karşısında fikri bir mücadele vermeyi tercih etmeden baskı ve zorla bunları hayata geçirmeye çalışılıyor. Gelecek bu bakımdan karanlık gözüküyor haliyle. OHAL'in uzatılması da buna işaret ediyor. Hatta darbe gecesinden itibaren bunların işaretini vermişti mevcut iktidar. Bunu bir lütuf olarak gördüğünü söylediği andan itibaren, kendisine karşı tüm fikirleri baskı altına almanın bir parçası olarak şekillendi. 

Geleceğe dair çok iyi niyetli olamıyoruz açıkçası ama halkın da bu baskı ve zor politikaları karşısında uzun süre sessiz kalmayacağını düşünüyoruz. Çünkü burada bir tepki ve öfke birikiyor. İnsanlar işinden oluyor, akedemiden uzaklaştırılıyor, gözaltına alınıyor, tutuklanıyor, gözaltı süreleri çok uzun ve cezai bir müeyyideye dönüşmüş durumda. Bunlar karşısında sessiz kalmayacağını düşünüyor ve buna güveniyoruz doğrusu. Ancak böyle bir tepki ancak bu baskıları geriletebilir.

Bu baskılar bizde bir otokontrol veya bir otosansüre yol açmış değil, biz yayınlarımızda uygulamıyoruz. Ama yaptığımız yayınların hemen hepsinin de rahatsız ettiğini söyleyebiliriz.

Sizin yayınevinize yönelik girişimler oldu mu?
Şu ana kadar somut bir girişim olmadı. Zaten Türkiye'de yayıncılık yapmanın zorlukları vardı ve OHAL koşulları ile birlikte bunların arttığından söz edebiliriz. Halkın kitaba, sinamaya, tiyatro ve müzik gibi sanat alanlarına yönelik teveccühü azalmış durumda. Bir kısmı yaz etkisi idi. Yazdan çıktıktan sonra da aynı durağanlığı gözlemleyebiliyoruz. Onun dışında dağıtım önünde çok fazla engel var. İktidarın fikrini yansıtmayan yayınlar daha az dağıtılıyor. Dolayısıyla daha az okurla buluşuyor. Doğrudan yasaklamak yerine böyle bir sansür uygulanıyor. Dağıtım şirketleri bunları gözeterek kitapları alıyor, kitapevleri buna göre raflarını düzenliyor. Dolayısıyla dağıtılmayan, rafa çıkmayan, görülmeyen yayın da okurla buluşamıyor. Yani içindeki fikir ne kadar kıymetli olursa olsun, okurla buluşmayan bir yayın da kendi başına çok fazla birşey ifade etmiyor. 

Burada da hem yayıncılara hem de meslek örgütlerine ciddi görevler düşüyor. Bizim de üyesi olduğumuz Yayıncılar Birliği'nın kısmı çabaları var bununla ilgili. Yine Tüyap İstanbul Fuarı için kimi planlar yapılmaya çalışılıyor. Umarız bunlar karşılığını bulur.

Burada karşılaştığımız ilginç bir sorundan da bahsetmek istiyorum. Yayın haklarını almak istediğimiz uluslararası bir ajansla görüşmemizde bize "Geleceği nasıl görüyorsunuz; kaygılanmıyor musunuz?" diye sordular. Yani bu hakları bize satarken, burada ticari anlamda bir risk görüyorlar. Onlar da sürdürülebilir bir ticari ilişki kurmak istiyorlar doğal olarak. "Korkmuyor musunuz, bunları yayınladığınızda başınıza ne gelecek diye" gibi kaygıları dile getiriyorlar. İş bu naktaya varmış durumda yani.

ÖNCEKİ HABER

Ümit Kaftancıoğlu Öykü Yarışması’na başvurular başladı

SONRAKİ HABER

Ürdünlü öğretmenlerin ücret artışı talebiyle başlattığı grev devam ediyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa