25 Ekim 2016 08:55

Ancak birlikte hareket edince bizi fark ediyorlar

Liman-İş  Sendikası Uzmanı Enis Kaya, limancılık sektörünün görünmeyen yüzü işçiler üzerine yazdı

Paylaş

Enis KAYA*
İstanbul

8 bin 333 kilometre kıyı şeridine sahip Türkiye’de bugün 179 adet liman ve iskele bulunuyor. 2015 yılında Türkiye’de gerçekleşen ithalat ve ihracatın yüzde 86’sı denizyoluyla gerçekleşti. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı verilerine göre 416 milyon 36 bin 695 ton yük elleçlendi (gümrük gözetimi altındaki eşyanın asli niteliklerini değiştirmeden istiflenmesi, yerinin değiştirilmesi, büyük kaplardan küçük kaplara aktarılması, kapların yenilenmesi veya tamiri, havalandırılması, kalburlanması, karıştırılması ve benzeri işlemler). Limanların büyük bölümü özel sektöre ait. Kamunun elinde bulunan limanların özelleştirilmesiyle birlikte dünyanın önde gelen lojistik tekelleri sektörde hakimiyet kazandı. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de limancılık sektörü hızla büyürken, bu büyümeden işçiye düşen ise taşeronlaştırma, düşük ücretle daha fazla çalışma, ağırlaşan iş koşulları, iş cinayetleri ve yaralanmalar oldu.

LİMAN İŞÇİLERİ NE DİYOR?

Bu gidişe dur demek isteyen işçiler bir yandan da örgütlenme çalışmalarını yürütüyor. Geçtiğimiz yıl Liman-İş’te örgütlenen işçilerin yaptığı toplu iş sözleşmelerinde yüzde 35’lere yakın alınan ücret zamları liman işçilerinin birlikte mücadele ettiğinde oldukça önemli kazanımlar elde edebileceğini ispatladı.

Sendikalaşan ve sendikalaşma mücadelesi veren işçilerin sözleri, sektörde örgütlenmenin önemini bir kez daha bize gösteriyor: 

Mersin Limanı’nda çalışan Liman-İş üyesi bir işçi sendikalı olarak çalışmayı şöyle değerlendiriyor: “Türkiye’de sendikalı olmak, dayanışmak, örgütlenmek sanki kötü bir şeymiş, hakkımız değilmiş gibi yansıtılır. Oysa sendikalı olduktan sonra bu düşüncenin ne kadar yanlış olduğunu fark ediyorsunuz. Uzun mücadelelerin içinden geçerek burada yetkiyi aldık. Yakın dönemde 3. dönem toplu iş sözleşmemizi imzaladık. Gerek ücretlerde olsun gerekse de diğer sosyal haklarımızda olsun ileri düzeyde iyileştirmeler yapıldı. Bir arkadaşımızın hakkı yenildiğinde hep birlikte tepki koyabiliyoruz. Limanlar iş kazası riskinin yüksek olduğu yerlerdir. Ama sendikalı olduğumuz için iş kazalarının önlenmesine karşı daha fazla tavır gösterebiliyoruz. Bu tavrımız da dikkate alınıyor. Şunu anladım ki tek başına değil de birlikte hareket edince bizi fark ediyorlar.  O yüzden tüm işçiler haklarına kavuşmak için sendikaya üye olmalı ve mücadele etmelidir.”

İNSANA KENDİNİ GÜÇLÜ HİSSETTİRİYOR

Şimdi Gemlik Limanı’nda çalışan bir işçiye kulak verilim: “Sendikalı olduğun zaman kendini yalnız hissetmiyorsun. Bir sorunun olduğunda danışabileceğin, birlikte hareket edebileceğin bir yerin olması insana kendini güçlü hissettiriyor. İş kazalarına, kötü çalışma koşullarına, düşük ücretlere karşı mücadele edebiliyorsun. Bireysel bir mücadele olsaydı sesimi duyuramayabilirdim. Ama örgütlü olunca bizi muhatap aldılar. Bu sayede birçok haksızlığın önüne geçtik. Sendikalaştıktan sonra liman şimdiki işveren tarafından satın alındı. Biliyorsunuz ki böyle durumlarda işten atma, ücretlerde düşüş ve benzeri bir çok sorun yaşanır. Ancak yeni gelen işveren, sendikamızı tanıdı ve bu geçiş süreci olabildiğince işçiler açısından sancısız atlatıldı. İşçiler dayanışmanın önemini, sendikalı olmanın gücünü fark etmeli ve sendikanın bir parçası olmalı.”

‘ÖLEN KİŞİ BEN DE OLABİLİRDİM’

Sendikalaşmanın tamamlanmadığı ama çalışmalarının sürdüğü İstanbul Ambarlı Liman Bölgesi’nden bir işçi ise sendikanın önemini şöyle vurguluyor: “Ambarlı Türkiye’deki en çok işçi çalışan liman bölgelerinden biri. Sendikamız Liman-İş, bu bölgede uzun yıllardır örgütlenme çalışması yürütüyor. Başlangıçta ben sendikaya uzak durdum. Arkadaşlarımız sendikalı olmanın öneminden bahsediyorlardı. ‘İşten çıkarmaya mı kalktılar? Sendika varken öyle kolay atamazlar’ diyorlardı. ‘İş kazaları mı oluyor sürekli? Angarya işler mi yüklüyorlar? Çok mu çalıştırıyorlar? Sendika varken bunları yapamazlar’ diyorlardı. Fazla kulak asmadım. Ama ne zaman ki çalıştığım limanda bir arkadaşımız alınmayan önlemler nedeniyle vefat etti, işte o zaman durumun ciddiyetini anladım diyebilirim. Ölen kişi ben de olabilirdim, belki de bugün eşim dul, çocuğum yetimdi. İşte o gün ben de sendikaya üye oldum. Toplu iş sözleşmesi imzalayacağımız ve güvenle çalışacağımız günlerin yakın olduğuna inanıyorum.”

DOMİNO ETKİSİ YARATIR

Liman işçilerinin örgütlenmesi, tüm sanayi işkollarındaki işçilerin örgütlülüğü açısından büyük önem taşımaktadır. İçinde bulunduğumuz küresel çağda üretimin devamlılığının sağlanmasındaki kilit nokta daha önce de bahsedildiği gibi lojistik sektörüdür. Bu açıdan liman işçilerinin örgütlülüğü, işçi örgütlenmeleri açısından domino etkisi yaratabilecek bir güce sahiptir.

Sendika çatısı altında birleşen liman işçileri bu kilit noktanın stratejik önemini kavrayarak bir çok başarılı toplu iş sözleşmesine imza attı. 

Sendikalı limanlarda durum her ne kadar “iyi” sayılabilecek düzeyde olsa da Türkiye’de faaliyet gösteren diğer limanlar açısından durum pek iç açıcı görünmüyor. Bilindiği gibi limanlar son derece tehlikeli ve ağır çalışma koşullarına sahip işyerleridir. Bu nedenle mutlaka işçi sağlığı ve güvenliği açısından en üst seviyede güvenlik önlemlerine ihtiyaç duymaktadır. Ayrıca liman işçilerinin kazandığı ücretlerin bu çalışma koşullarını telafi edici düzeyde olması şarttır. Ancak Türkiye’de faaliyet gösteren bir çok liman, bu gereklilikleri sağlamanın çok uzağında duruyor. Taşeronlaşma yaygınlaştırılarak işçilerin içinde bulunduğu koşullar daha da olumsuzlaştırılıyor. Liman işçileri asgari ücrete veya biraz üstüne mahkum ediliyor. Maalesef ki bir çok liman işçisi alınmayan güvenlik önlemleri nedeniyle hayatını kaybediyor. Tüm bu olumsuzluklara rağmen bir çok farklı limandaki işçiler sendikalaşma çalışmalarını sürdürüyor.

TÜRKİYE’DE LİMANCILIK SEKTÖRÜNÜN GELİŞİMİ

Cumhuriyet’in kurulmasıyla birlikte ekonomik bağımsızlığın kazanılması amacıyla sanayileşme alanında bir çok hamle gerçekleştirildi. Dönem itibariyle ülkede bulunan özel sektörün yeterli sermaye birikimine sahip olmaması, bir çok alanda bu yatırımların kamu eliyle yapılmasını zorunlu kılıyordu. Gerek yatırım maliyetlerinin yüksekliği gerekse stratejik önemi nedeniyle limancılık sektörü de bu alanlardan biriydi. Ancak İkinci Dünya Savaşı, ülkede gerçekleştirilmeye çalışılan yatırımları sekteye uğrattı. Savaş sonrası dönemde de kayda değer gelişmelerin sağlanamadığı sektörde,  Denizcilik Bankası (sonradan Türkiye Denizcilik İşletmeleri) ve Devlet Demiryolları eliyle limanlar inşa edilerek işletilmeye çalışıldı.

1970’li yıllarla birlikte ülkede özel sektör yatırımlarının yükselmesi sonucu artan üretim ve ticaret hacmi limancılık sektörüne duyulan ihtiyacı da arttırdı. Bu yıllarda kurulan sanayi kuruluşları, yalnızca kendi ithalat-ihracat ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla işletebilecekleri limanlar inşa etmeye başladılar. Bu limanların yalnızca bağlı oldukları şirkete hizmet etme zorunlulukları 1989 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile kaldırıldı ve özel sektöre ait bu limanlar kamuya belli bir pay ödemek koşuluyla üçüncü kişilere de hizmet vermeye başladı. Ancak özel sektörde gerçekleşen ilk liman işletmeciliği Gemlik/Gemport Limanı’nın 1992 yılında faaliyete başlamasıyla oldu. Gemport’un ardından ise İstanbul/Ambarlı Liman Tesisleri ile özel sektörün limancılık sektörü içerisindeki payı artışa geçti. 

Bir diğer yandan 24 Ocak Kararları’yla birlikte neo-liberal politikalarla tanışan Türkiye’de limanların özelleştirilmesi ilk defa 1993 yılında TOBB-Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından dile getirildi. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları ve Türkiye Denizcilik İşletmeleri tarafından işletilen kamu limanlarının özelleştirilmesi bir gereklilik olarak sunuldu. Bu dönemde kamu limanları yapılması gereken teknolojik yatırımlardan mahrum bırakıldı ve özel sektör limanları teşvik edildi. Ancak tüm teknolojik eksikliklerine rağmen kamu limanları kar eden kuruluşlar olarak faaliyetlerine devam etti. 

1997 yılında Türkiye Denizcilik İşletmeleri’ne ait limanlar özelleştirme kapsamına alınarak Tekirdağ, Hopa, Giresun, Sinop, Rize, Antalya, Alanya, Marmaris, Çeşme, Kuşadası, Trabzon ve Dikili  limanları kısa süre içerisinde özelleştirildi.

2004 yılında ise Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’na bağlı olarak faaliyet gösteren limanlar özelleştirme kapsamına dahil edildi ve Mersin, İskenderun, Bandırma, Samsun ve Derince limanları özelleştirildi. 

LİMAN İŞÇİLERİ’NİN MÜCADELE TARİHİ: BU İNSAFIN İNSANİYETİN NERESİNE SIĞAR?

Limanlar, işçi örgütlenmeleri ve hak mücadelesi açısından da tarihsel bir öneme sahiptir. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de liman işçilerinin tarih sahnesinde yerini alması oldukça eskilere dayanmaktadır. Türkiye’de liman işçilerinin mücadele tarihi neredeyse 400 yıl önce başlamıştır. 1620’li yıllarda İzmir Limanı’nda çalışmakta olan hamallar, Venedikli tüccarlara karşı greve gitmişler ve kazanım elde etmişlerdir. 1908 yılında gerileyen ücretlere ve hayat pahalılığına karşı İstanbul ve İzmir’de gelişen grev dalgasına da yine liman işçileri öncülük etmişler, gelirlerini yüzde 40 oranında arttırmışlardır. 

Tarih 1911’i gösterdiğinde dönemin işçi örgütlenmeleri açısından en önemli şehirlerinden olan Selanik’te Osmanlı topraklarındaki ilk 1 Mayıs yine liman işçilerinin öncülüğünde kutlanmıştır. 

1913 yılında ev kiralarına yapılan zamlar ve her tür gıda maddesinin fiyatındaki artış nedeniyle ücretlerine zam isteyen İzmir liman işçileri zam taleplerine karşılık bulamayınca greve gitmişlerdir. Greve giden işçilerden birinin dönemin Ahenk adlı gazetesinde 8 Eylül 1913 günü “Liman Amelesi’nin Grevi” başlıklı yazıda yayınlanan şu sözleri liman işçilerinin karşılaştığı haksızlıkları açıklar niteliktedir: 

“Daha bugün Suriye hattından Rus vapuru geldi. Vapurda 7.000 çuval buğday, 1.100 boş çuval balyası vardı. Mecmu’ (toplamı) aşağı yukarı 2.100 tona baliğ olan (varan) bu hamule (yük) İzmir’e çıkarılacaktı. Bunun için acente vapura on iki amele gönderdi. Amelenin gündeliği on sekizliktir. Hâlbuki acente ton başına, eskiden mukarrer (kararlaştırılmış) pazarlık veçhile ikişer frank ücret alıyor. Şu hesapça Rus vapurundan, 2.100 tonluk hamuleyi boşaltmak için acente 4.200 frank, yani 210 Napolyon aldığı halde, saatlerce ter dökerek çalışmış, vinç altında kalmak, ambara devrilmek gibi hayatı kim bilir kaç defa maruz-ı muhatara (tehlikeye maruz) kalmış, kuvve-i cismaniyesini (bedeni kuvvetini) bol bol sarf etmiş olan ameleye ne verdi bilir misiniz? On iki ameleye on sekizlikten yüz yirmi sekizlik… Artık insaf! Amele sırtında 210 lira kazan da, sonra bu zavallılara yalnız 128’lik ver. Bu insafın insaniyetin neresine sığar? İşte bu küçük misal… liman amelesinin mağduriyetini anlatmaya kafidir.” 

Cumhuriyet’in ilanının ardından liman işçileri mücadelelerine devam etmişler ve gerçekleştirdikleri tarihsel grev ve eylemlere yenilerini eklemişlerdir. 1947 yılından sonra sendikalaşma çalışmaları yoğunluk kazanmış ve liman işçileri farklı illerde farklı sendikalar kurmuşlardır. 1950’li yıllarda bu sendikaların gerçekleştirdiği grev ve eylemler Türkiye sendikacılık hareketinin tarihsel ilerlemesine ivme kazandırmıştır. Yine bir liman işçisi olan Mehmet Ali Sarı, 1957-1960 yılları arasında daha kuruluşunun ilk yıllarında olan Türk-İş’in Genel Sekreterliği’ni üstlenmiştir. 1963 yılında gerçekleşen yasal düzenlemelerle birlikte ülke genelindeki liman işçileri sendikaları birleşerek Likat-İş (1992 yılında Liman-İş olarak değişmiştir) Türkiye Liman ve Kara Tahmil-Tahliye İşçileri Sendikası’nı kurarak tek çatı altında birleşmiştir. 

Liman işçileri bu yeni dönemde limanların kamu tarafından işletilmesinin de etkisiyle neredeyse tüm limanlarda örgütlenmeyi başararak çalışma koşulları ve ücret düzeylerinde de ciddi kazanımlar elde etmişlerdir.

Ancak 1990’lı yıllarla birlikte özelleştirmelerin başlaması ve özel sektörün ağırlık kazanması diğer tüm işçi örgütlenmeleri gibi liman işçilerini de olumsuz etkilemiştir. Özel sektör limanları ilk günden itibaren sendika karşıtı tutumlar geliştirerek, liman işçilerinin örgütlenmesinin önüne geçmeye çalışmıştır. Özelleştirilen kamu limanları ise özel sektöre “0” işçi ile teslim edilmiş, limanları devralan işverenler yeni işe aldığı işçilerin sendikalaşmasını engellemek için çeşitli yollara başvurmuşlardır.

Sendikalar, özelleştirmelere karşı hukuksal mücadele yürütmüş, zaman zaman kazanımlar elde etmiş ancak bütüncül neo-liberal politikalara karşı direnememiştir. Bu şok dalgasını kısa sürede atlatan liman işçileri örgütlenme çalışmalarına yeniden sarılarak bir çok özel sektör limanında da örgütlenmeyi başarmıştır.

(*) Liman-İş  Sendikası Uzmanı

 

ÖNCEKİ HABER

Yeter artık, bıçak kemiğe dayandı!

SONRAKİ HABER

CHP'li Mehmet Bekaroğlu: Demirtaş’ı serbest bırakın, çözüm süreci tekrar başlasın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa