22 Ekim 2016 11:49

Siyasi krizler gölgesinde yoksulluk

Yoksulluğun arttığı Almanya’da sosyal yatırım taleplerine ‘para yok’ yanıtı veren hükümet, askeri bütçeyi arttırma kararı aldı.

Paylaş

Sterlinin büyük değer kaybı Brexit tartışmasını İngiltere’de bir kez daha alevlendirdi. Bazı basın organları halkın Brexit kararından pişman olduğunu iddia etmeye başladı. The Guardian gazetesi ve benzer fikirdeki kurumlar kararların referandumla halka sunulmasını aptallık olarak değerlendiriyor. Bunun aksine Brexit’i destekleyenler sterlinin değer kaybının ihracat için önemli olduğunu ve bu yüzden Brexit’in olumlu bir karar olduğunu iddia ediyor. Bu hafta AB zirvesinde bütün gözler Britanya’nın Yeni Başbakanı Theresa May’de olacak. 
Putin’in dört yıl aradan sonra gerçekleşen Berlin ziyareti, Almanya’nın gündemindeki ana konulardan biri. Başta Ukrayna ve Suriye olmak üzere birçok konuda anlaşmazlık yaşanır, AB içinde Rusya’ya yönelik ekonomik yaptırımlardan söz edilirken Devlet Başkanı Poroschenko, Hollande ve Merkel’le aynı masaya oturan Putin, zirveden bir sonuç çıkmasa bile şimdiden kazanmış durumda.
Ülkede yoksulluk artmaya devam etmesine, sosyal alana yatırım yapılması taleplerine, ‘para yok’ iddialarına rağmen Almanya, askeri bütçesini arttıracak. Ordu yenilenecek, donanımını güçlendirilecek. Hedef 60 milyar avronun bu alana harcanması. Dünya çapındaki etki alanlarının sermaye ve mal ihracı yanında, savaşlarla arttırılması, “Daha fazla sorumluluk üstlenilmesi” olarak dillendiriliyor ve bunun da mali bir boyutu var. Junge Welt gazetesindeki yorumda Almanya’nın bu politikası eleştiriliyor.

HALK BREXİT’E KARŞI ÇIKMAYA BAŞLADI, THERESA MAY ONLARA NE ZAMAN KULAK VERECEK?

Polly TOYNBEE
Guardian

Theresa May ilk kez AB zirvesine katılırken, diğer 27 AB üyesi ülke liderleri onu dikkatle izleyecek. Başbakan parti konferansındaki gibi korkusuzca mı konuşacak yoksa o soğuk duruşunun altında bir yumuşaklık mı olacak? Gerçek düşüncesi hakkında biz de herkes gibi çok aydınlanmış değiliz.
Bugün bizlere ilettiği mesaj ikinci bir referandumun olmayacağı. Olmayacağı zaten ortadaydı. Başbakanlık çok dar açıklamalar yapıyor. Güçlü bir “Birleşik Krallık ve güçlü bir AB’nin partneri olmak istiyoruz” demesi bunun bir örneği. Ama 27 AB üyesi ülke Britanya’yı ve Muhafazakar Partisini sorumsuz olmakla suçluyor ve bu sürecin iki tarafı da güçsüzleştireceğini düşünüyor.
Şu ana kadar masa etrafında görüştüğümüz liderler uzlaşmaktan yana olmadılar. Eğer Britanya temel sorumlulukları göğüslemeyecekse, temel haklara da sahip olması beklenemez. Birleşik Krallık uzun zamandır ayrıcalık talep ederek diğer üyeleri rahatsız etti. Lüksemburg Başkanı da bunu söylemek zorunda kaldı: “Eskiden AB’nin içindeydiler, ve bazı anlaşmalardan uzak durdular, şimdi AB’den çıkmak istiyorlar ama her şeyden faydalanmak istiyorlar.”
Bir kaç haftadır AB’deki liderlerin estirdiği havaya bakılırsa Britanya’nın hem ortak pazardan yararlanma aynı zamanda insanların serbest dolaşma hakkının önünü kesme umudu yerle bir ediliyor. Her sektör için bizim lehimize bir anlaşma olmasını istiyoruz. Bunun aksine Fransızlar, Almanlar ve İrlandalılar önemli şirketleri kendi ülkelerine çekmek için uğraşıyorlar, ve bunu yapmamaları için hiç bir neden yok.
Brexit fanatiği olan Liam Fox ve David Davis, AB’den çıkış müzakerelerinin başını çekmesi endişe verici. Boris Johnson, hiç bir zaman korkmayın, dışarıda daha iyi bir anlaşma imzalayabiliriz ve bu anlaşmaların değeri daha yüksek olacağını söylüyor ama AB liderleri bunu dikkate almıyor ve Britanya’nın bu anlaşma sonucu AB’den ayrıldığı için daha kötü bir pozisyonda olduğunu gösterme çabası olacak.
[…]
Bunun tek bir çıkışı var. Britanya halkı bu çıkışı çok maliyetli bir iş olduğunun karar verebilir. Brexit’le ilgili hiç bir şey daha hayata geçmemişken, Brexit’in ne tür zararlar verdiğini herkes görebiliyor. Sterlinin yüzde 17 değer kayıp etmesi ve daha fazla düşeceği tahmininin iyi bir şey olduğunu sadece Brexit’i destekleyenler iddia edebilir. Sterlinin düşüşü bazı imalatçıları ve Bond Street’deki lüks ürün satan bayilere için iyi olabilir ama Britanya olarak daha çok ithalat yaptığımız için sterlinin düşmesi petrol ve gıda fiyatının yükselmesi Burberry markalı çantasının fiyatının düşmesinden daha önemli.  Finans sektörüne çok bağlı olmamızı eleştirebiliriz ama yerine bir şey koymadan yıkmak hazine gelirlerinde büyük bir boşluk yaratır, daha çok kemer sıkma politikasına ve daha fazla iş kaybetmeye yol açabilir.
İnsanlar aptal değil. Daha fazla göçmen istemiyorlar ama bunun bir faturasının da olmasını istemiyorlar. Aptal olan şey referandumun sadece bu konuya bağlı olmasıydı. İnsanlar sadece bir konu hakkında fikir edinmiyor. Bir çok fikri ve öncelikleri var. Gerçekler değişince insanlar da fikirlerini değiştirebiliyorlar.
[…]
Brexit konusunda verilen karar sonrası pişmanlık mı başladı? Marmıte (ekmeğe sürülen bir ürün) fiyatları üzerine yaşanan tartışmalar insanlara gıda fiyatlarının hızla artacağının bir hatırlatması oldu. Brexit taraftarı medya inkar etse de, sterlinin değer kaybetmesi ülke için olumsuz, insanlar bunu anlıyor. Referandumda olduğu gibi gençler yaşlı kesimden daha çok endişeli bu konuda, … ama bu endişe aynı zamanda Brexit’den yana olan kesim arasında da yaşanıyor. Bu ekonomik tedirginlikle beraber tabii ki Theresa May’in kişisel reytingleri düşmeye başladı, 6 puan düşerek halen yüksek sayılan halkın yüzde 48’i başbakandan  ile memnun (Muhafazakarların parti olarak reytingi yüzde 47 ve İşçi Partisinin yüzde 29).
“The British Election Study” verilerine göre AB’den ayrılmaktan yana oy kullananların çoğu bu taleplerinin gerçekleşeceğini düşünmemişti. Bu durumda sadece protesto etmek için AB’de ayrılma oyu kullananlar belki fikirlerini değiştirmiş olabilir. Diğer anketler de insanların bu konuda fikirlerinin değiştiğini gösteriyor: Independent on Sunday gazetesi için yapılan ComRes anketinde insanlar AB ile iyi bir ticari sözleşmenin göçmenleri azaltmadan daha önemli olduğunu gösteriyor. Şu anda halkın yüzde 49 ticaret ilişkilerini öncelik olarak görüyor, yüzde 39 için halen göçmenlik öncelik. “AB’den ayrılırken göçmenlik üzerindeki kontrolümüzü yitirmek istemiyoruz” demesine rağmen, yakın zamanda Theresa May bile fikrini değiştirme konusunda özgür olabilir: Ortak Pazar’da ve gümrük birliğinde kalmak için özgür dolaşım ödemeye değer bir bedel olabilir.
“Open Britain” ortak piyasada kalmak için kampanya yürütüyor ve insanların fikrini değiştirmek için çok az şey yaşandığını belirtiyor. Yani, AB’den ayrılmanın sonuçları gerçekten hissedilmeye başlanınca halkın bu konuda fikri ne kadar değişecek göreceğiz.

Çeviren: Çağdaş Canbolat

PAHALI SAVAŞLAR

Jörg KRONAUER
Junge Welt

Almanya dünya çapındaki gücünü, etki alanlarını genişletmek istiyor. Bunu daha fazla sorumluluk almak şeklinde ifade ediyor. Daha  fazla sorumluluğun rakamlarla ifade edilmesi zorunlu. Bu, Devlet Başkanı Gauck’un yıllardan beri diline pelesenk ettiği “Almanya’nın dünya çapında, Askeri müdahaleler de dahil olmak üzere,  daha fazla sorumluluk üstlenmesi gerektiği” öğütleri için de geçerli. 
Şansölye Angela Merkel, hafta sonu CDU (Hristiyan Demokrat Birlik) gençlik örgütü Junge Union’un toplantısında askeri bütçenin gayrisafi milli gelirin yüzde 2’si oranında arttırılacağını bildirdi. Bu yıl askeri bütçe 34.3 milyar avroydu. 2020’de 39.2 milyar avroya yükseltilecek. Bu yüksek bir rakam ama Merkel için yeterli değil, askeri bütçenin GSMH’nin yüzde 2’si oranında yükseltilmesi demek 60 milyar avroya erişilmesi anlamına geliyor. Merkel’in “şimdilik” olarak altını çizdiği hedef bu.
Gauck’un daha fazla sorumluluk talebini  alet edevat olarak da ortaya koymak lazım: Alman deniz kuvvetlerine 5 korvet alınacak örneğin. Afrika Boynuzu ve Lübnan sahilindeki deniz kuvvetleri operasyonları artık sürekli hale geldi. 
Ek olarak Libya sahilinde mültecilerin geri püskürtülmesi ve IŞİD’e karşı Fransız uçak gemilerinin korunması için de Alman deniz kuvvetleri görev yapıyor. Berlin askeri müdahalelerini arttırmak istiyorsa deniz kuvvetlerinin de yeni araçlara ihtiyacı var. Kara kuvvetlerinin donatılması da  zorunlu, örneğin çok sayıda G36 piyade tüfeği alınmalı. G36’lar yapıldığında kimse bunların şimdiki gibi kanlı savaşlarda kullanılacağını düşünmemişti ama savaşmak, dünya çapında askeri sorumluluklar almak isteyenlerin böylesi pahalı silahlara ihtiyacı olduğu açık. 
Korvetlere gelince: Bu gemiler küçük ve firkateynlere göre çok daha hareketli olduklarından sahil müdahalelerinde kullanılıyor. Korvet satın alınmasını nedenlendirmek isteyen bazı CDU ve SPD milletvekilleri bunların Baltık Denizi’nde kullanılacağından söz etmişlerdi.   Demek ki Rusya’yı askeri açıdan köşeye sıkıştırmak için korvetlere ihtiyacımız var. Şansölye Merkel, Rusya’nın Ukrayna gibi bazı ülkelerin bağımsızlığına müdahale etmesine tahammül edilemeyeceğini, gerektiğinde ABD ile birlikte cevap verileceğini bildirdi. Almanya, eski Yugoslavya’da, Kosova’da açık olarak görüldüğü gibi başka ülkelerin bağımsızlıklarına müdahale edebilir, sınırları değiştirebilir ama Rusya aynı şeyi yaparsa saldırılmayı hak etmiştir.  
ABD ile birlikte Rusya’ya cevap vermekle Almanya kendini ABD’ye bağımlı hale mi getiriyor? Tabii ki hayır. Merkel, Rusya’ya haddini bildirdikten sonra Rusya ile birlikte ABD’den bağımsız dünya çapında daha güçlü olmak için müdahalelere katılınabileceğinden söz ediyor. Kısacası gücünü arttırmak için herkesle iş birliği yapacağını açıklıyor. Güncel soğuk savaş uğultuları arasında fark edilmese de durum bu: Almanya ne pahasına olursa olsun dünya çapındaki gücünü, etki alanlarını arttırmak istiyor!

Çeviren: Semra Çelik

BOMBA YERİNE DİYALOG

Michael FİSCHER
Jörg BLANK
DPA

Berlin’de yılın en önemli buluşması gerçekleştiriliyor: Merkel, Putin, Proschenko ve Hollande’ı ağırlıyor. Problemler çok büyük, beklentiler çok küçük. Ama yine de umut var. 
Başbakanlık Dairesinin kenarlarında kırmızı bantlarla sarılmış düzinelerce oyuncak ayı yatıyor. Çarşamba günü, Halep’te öldürülen çocuklar konusunda Putin’i protesto eden eylemciler tarafından bırakıldı. 
Rus Devlet Başkanı Putin, Başbakanlık Dairesine geldiğinde bu ayıcıkların farkında bile olmayacak. Merkel dudağındaki diplomatik gülümsemeyle tokalaşacak ve içeriye girecekler. 
Putin’in, dört yıldan beri ilk gelişi buraya. Eskiden, Gerhard Schröder zamanında, kapı komşusu gibiydiler. 2001 yılında Federal Mecliste konuşma bile yapmıştı, ortak bir Avrupa evi açma planları vardı. 
Planlar suya düştü. Batı ile Rusya arasındaki hendekler artık soğuk savaş döneminden daha derin. Kırım’ın işgali, Doğu Ukrayna’daki iç savaş, Suriye krizi ve birçok başka konuda uzlaşma ışığı görünmüyor.
Şimdi Putin tekrar Berlin’de, Poroschenko, Hollande ve Merkel’le aynı masanın çevresinde oturuyor ve onlarla birlikte krizlere çözüm arıyor.
Bazı politik zirveler her şeyden önce buluşmanın gerçekleşmesi nedeniyle önemlidir. İşte bu zirve de onlardan biri. Buluşma öncesi bazıları, Suriye’yi işaret ederek Putin’in Berlin’e davet edilmemesi gerektiği uyarısında bulunmuşlardı. Merkel, düşünceler çok farklı olsa bile diyaloğun çok önemli olduğu cevabını verdi. Buluşmanın anlaşmayla sonuçlanmayacağını, mucize beklenmemesi gerektiğini sözlerine ekledi. Kremlin’den yapılan açıklama da benzerdi. 
Yine de zirve öncesi Putin’i Berlin’e davet etmenin işe yaradığını gösteren bir gelişme oldu: Rusya Halep’in bombardımanını geçici olarak durdurduğunu açıkladı. Çarşamba günü de bomba atılmadı. Ayrıca ateşkes 11 saat uzatıldı. Putin’in davet edilmesinde tek koşul bombardımanın durdurulmasıydı. Hiç kimse, bir yandan Halep bombalanırken Putin’le görüşmeye yanaşmazdı. 
Zirveye katılan Dışişleri Bakanı Steinmeier, bazı başarıların çatışmanın geçici de olsa engellenmesi ile sınırlı olabileceğini söyledi. Federal Hükümet ise, Moskova’nın verdiği sinyallerin yeterli olmadığına dikkat çekti. Şimdiki kısa bir nefes alma molasından başka bir şey değildi, halbuki Suriye’de kalıcı ateşkese ihtiyaç vardı. 
Merkel açısından Putin’in ziyareti dört yıldır sürdürülmekte olan Rusya politikasında bir dönüşüm anlamına geliyor. Bir taraftan sert davranması diğer taraftan ise Rusya ile ABD arasında herhangi bir diyalog olmadığı için  Rusya ile bağı koparmaması gerekiyor. 
Zirvenin asıl amacı olan Ukrayna’da tıkanıp kalan barış süreci ise çarşamba günü arka planda kaldı. Zaten bu konuda da beklentiler fazla değildi. Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskow; „ Amacımız nerede durduğumuzu görmek ve Minsk Antlaşması’nın uygulamaya sokulmasındaki engelleri saptamak.” derken haklıydı. 

Çeviren: Semra Çelik

ÖNCEKİ HABER

'Başkanlık referandumu öncesi ‘butik zafer’ ihtiyacı'

SONRAKİ HABER

Hatay'da 25 farklı noktada orman yangını çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa