19 Ekim 2016 12:36

TÜİK kimin enflasyonunu ölçecek?

Yard. Doç. Dr. Özlem Albayrak, Ekonomi Bakanı Zeybekci'in enflasyon açıklamaları üzerine yazdı.

Paylaş

Yard. Doç. Dr. Özlem ALBAYRAK
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci enflasyon sepetinde gıdanın yüzde 24’lerde olan ağırlığının yıl sonundaki güncelleme ile yüzde 20’nin altına ineceğini söyledi. Ancak enflasyon sepetinin bileşimi (Hangi malların sepette yer alacağı) ve ağırlıkları (Mal gruplarının fiyatlarının fiyat endeksinin belirlenmesinde katkısının ne kadar olacağı) bakanların keyfine göre belirlenmiyor. TUİK her yıl Hanehalkı Bütçe Anketi ile hanelerin tüketim harcamalarını 400’ün üzerinde ayrı malda izliyor ve bu ankette ortaya çıkan orta vadeli değişim eğilimlerini dikkate alarak sepetin bileşiminde ve ağırlıklarda revizyonlara gidiyor. Bakan Zeybekci’nin çıkışının arkasında gıda fiyatlarında uzun süredir devam eden dalgalanmalar yer alıyor (Grafik 1). Gıda fiyatlarında tüm dünyada bir süredir dalgalanmalar ve yukarı doğru bir eğilim olsa da Türkiye’de ekonomi daralırken bir de enflasyonla uğraşmak istemeyen hükümetin enflasyona makyaj yapma isteğinde olduğu anlaşılıyor.

ZENGİNİN ENFLASYONU ÖLÇÜLECEK

Ancak bu makyajlama isteği TÜİK’in kimin enflasyonunu ölçeceği sorusunu da beraberinde getiriyor. Çünkü toplumdaki her gelir grubunun harcamaları içerisinde gıda mallarının payı aynı değil ve gıda mallarının payındaki bu değişkenlik aynı zamanda toplumdaki eşitsizliklerin de bir yansıması. Yukarda sözünü ettiğimiz ankete göz attığımızda Bakan Zeybekci’nin talebinin gerçekleşmesi durumunda TÜİK’in en zengin yüzde 20’lik dilimin enflasyonunu ölçeceği görülüyor (Tablo 1). Türkiye toplumunu gelirlerine dayanarak en yoksuldan en zengine yüzde 20’lik dilimlere bölerek gıda ve alkolsüz içeceklerin hanelerin toplam harcamaları içindeki paylarını veren aşağıdaki tabloda görüldüğü üzere, en zengin yüzde 20’nin dışında tüm gelir gruplarında gıda ve alkolsüz içeceklerin payı yüzde 20’nin üzerinde gözüküyor. Şu anda gıdanın TÜFE sepetindeki payı yüzde 24 olarak belirlenmiş durumda. Bu oran tam ortadaki yüzde 20’lik grubun toplam harcamaları içerisindeki gıdanın payını yansıtıyor gibi gözüküyor. Ancak 2015’te ortadaki bu grubun payı da tekrar yüzde 25.1’e çıkmış durumda. En yoksul yüzde 40’ın gıda payı ise yüzde 30 civarında. Dolayısıyla TÜİK gıdanın payını bırakın düşürmeyi, 2014’ten beri devam eden bu artış eğilimi devam ederse ileriki yıllarda yükseltmeyi düşünmek durumunda kalabilir. Bunun yanında bu makyajlama yapıldığı takdirde ücretli çalışanların ciddi kayıplarla karşılaşacağı da görülmeli. Maaşlara yıl ortasında yansıtılan enflasyon farkının bu makyajlama ile düşeceği, ancak gıda fiyatlarında artış devam ederse, gıda harcamaları gelirlerinin önemli bir kısmını oluşturan ücretlilerin satın alma gücünün düşeceği açık.

BU İSTEK NEREDEN GELİYOR?

Peki hükümetin enflasyona makyaj yapma isteği nereden geliyor? Dünyada enflasyon 2008 krizinden beri ekonomi gündemlerinin ilk sırasında yer almıyor. Merkez ülkelerin finansal sermayeyi önceleyen politikaları dolayısıyla 2008’den beri büyüme patikasına geri dönememesi, tüm dünyada ülkeden ülkeye değişen düzeylerde enflasyonist baskıları ya azalttı ya da tamamen gündemden çıkardı. Ancak Türkiye gibi yabancı sermayeye bağımlılığı yüksek olan, politik ve sosyal krizlerin yaşandığı ülkelerde kurdaki artış ekonomideki daralma eğilimine rağmen enflasyonda yukarı doğru bir trend yarattı. Bu nedenle hükümetin stagflasyon (Ekonomide küçülme ve enflasyonist eğilimlerin bir arada olması) eğilimlerinin güçlendiği ortamda uygulanacak ekonomi politikalarında bir çıkmazla karşı karşıya olduğu görülüyor.

2001 krizinden beri faiz politikası aracılığıyla Merkez Bankasının ekonominin dümeninde olduğu ekonomi politikası güdülüyor. Daralma dönemlerinde yurt içi talebin düşük faizlerle tüketici kredileri aracılığıyla güçlendirildiği, enflasyonist eğilimlerin ortaya çıktığı dönemlerde ise faizlerin yükseltilmesi ile tüketici talebinin kontrol edildiği bir politikadan söz ediyoruz. Ancak Türkiye’nin borçlanma ve yabancı sermayeye bağımlılığını artıran bu politika, kurdaki artış nedeniyle yabancı sermaye ihtiyacının daha da artmasına ve faizin etkin bir politika aracı olmaktan gittikçe çıkmasına neden oluyor. Talepteki zayıflama ve ekonomideki daralma hükümetin faizlerin düşürülmesi için Merkez Bankasına baskı yapmasına neden olurken, özellikle özel kesimin dış borçları nedeniyle artan yabancı sermaye ihtiyacı faizlerin düşürülmesinin önünde kurlarda yarattığı baskı nedeniyle ciddi bir engel olarak çıkıyor.

MERKEZ BANKASINI YIPRATMAMAK İÇİN...

Bu tabloya enflasyondaki artış eğilimi de girince Merkez Bankasından para politikası adına faizleri artırma dışında bir politika beklenmemesi gerekiyor, ancak hükümet en azından enflasyona makyaj atarak Merkez Bankasının faiz artırma gerekliliğini düşüreceğini sanıyor.

Hatırlanırsa Moody’s eylül ayında not düşümü yaparken 2014’ten beri devam eden sıkıntılara ek olarak “politikaların öngörülebilirliğinin ve etkinliğinin daha da zayıflaması ve yabancı likiditeye ulaşımın düşmesine” ve ülkenin kurumsal güvenilirliğinin kötüye gitmesine dikkat çekmişti. Hükümetin dışarıdan borçlanma maliyetlerini ve içerde faizleri düşürebilmek ve bunu özellikle Merkez Bankasının kurumsal güvenilirliğini çok yıpratmadan yapabilmek amacıyla enflasyonu hedef aldığı anlaşılıyor. Ancak bunu yaparken başka bir ekonomi kurumunun, TÜİK’in güvenilirliğini sorgulatacak adım atıyor.

ÖNCEKİ HABER

Yunanistan'dan Erdoğan'a Misak-ı Milli yanıtı

SONRAKİ HABER

Hrant Dink Vakfı'nın "Kayseri" konferansı gerekçe gösterilmeden yasaklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa