19 Ekim 2016 04:53

Kamusal eğitim yeniden hayata geçirilmeli

'Proje okul nedir?' 'Neden veliler, öğretmenler ve öğrenciler bir anda sokaklara döküldü?' Bu soruların yanıtını Prof. Dr. Nejla Kurul ile konuştuk.

Paylaş

Derya KAYA
Ankara

Bir süredir “proje okul” ilan edilen öğrencilerin yükselen seslerine tanık oluyoruz: “Korkmuyoruz, projeniz olmayacağız” Son yıllarda neredeyse her yıl yapılan değişikliklerle eğitim alanı hem ekonomik hem de politik bir değişim ve dönüşüm süreci yaşarken son haftalarda bir anda birçok çevrenin birden tepkisine neden olan “proje okul” uygulaması nedir? Neden veliler, öğretmenler ve öğrenciler bir anda sokaklara döküldü? Bu soruların yanıtını Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nejla Kurul ile masaya yatırdık. Kurul ile hem proje okul uygulamasını hem de Türkiye gençliğinin yaşadıklarını konuştuk.

 “Nitelikli” denilen okulların seçilmesinin asıl nedeni nedir?
Türkiye’nin “görünüşte” ve “kabaca” iki mahalleye bölündüğünü ve bu olgunun hem 7 Haziran, hem de 1 Kasım 2015 seçim sonuçlarını teyit ettiği fikrini şimdilik benimseyelim. Bu iki mahalleyi de yine çok karmaşıklaştırmadan Laik Mahalle (modern) ve Müslüman Mahalle (geleneksel) olarak ikiye ayıralım. Her mahallede tanınmayanlar, dilsizleştirilenler, reddedilenler ve nesneleştirilenler, kısaca “öteki” olarak yaşamak zorunda kalırlar. Oysa eğitimin amacını, her çocuğun ve gencin ayrımcılığa maruz kalmadan, kendini gerçekleştirmesi için ona yardım etmek olarak belirleyen teorik ve pratik yaklaşımlar var. Çocukların ve gençlerin, eğitimin hiçbir sürecinde ve ikliminde ezilmediği ve kendini gerçekleştirmesinin, özerk bir birey, kişi ve özne olmasının önündeki engellerin okullarda teker teker aşıldığı bir kamusal eğitim kavrayışımız var. Bu yaklaşımla, mahalleliği aşan daha tümel bir ilkenin peşine düşmüş olmaz mıyız?

‘DİĞER MAHALLEYİ EZDİKÇE KİMSE ÖZGÜRLEŞEMEZ’

Laik ve Müslüman mahalle arasındaki ayrışma ve kutuplaşmanın sınıfsal temeli çok net ayrımlar içermiyor. Her mahallenin parmakla sayılan dolar milyarderleri var; her mahallenin milyonlarca emekçisi ve işsizi var. Mahalleler arasındaki ayrışmaya, iktidarın/politik gücün konumlandığı yer açısından bakalım ve her mahalleyi yekpare bir irade olarak görme yanılgısına da düşmeyelim.
Önce şunu belirtelim ki, iki mahalleyi birbirinden ayıran asıl gücün politik olduğu, yani sivil toplumun üzerine tüm gövdesiyle çökmüş olan bu gücün, mevcut biçimiyle devlet kavrayışı ve yürütme gücünü elinde bulunduran siyasal iktidar ve onun etki alanındaki siyasal oluşumlar olduğu ortadadır. Hepimizi kapsaması gereken devletin, bir mahallenin devleti imiş gibi davranması ve devletin tüm ikna ve zor aygıtlarını hiç hesap verme yükümlülüğü hissetmeden kullanması, şimdilik kaydıyla Müslüman mahallenin işine yarıyormuş gibi gözüküyor.

Ama haksızlık etmeyelim; sayıca az olsa da, Müslüman mahallesinde, her iki mahalleyi de görmeye çalışan, “Hep birlikte bize ne olacak?” sorusunu soran insanlar ve entelektüeller var; ama bu gürültüde seslerini duyuramıyorlar. Öte yandan laik mahallede de iki mahalleyi de gören vicdanlı insanlar ve entelektüeller var. Bu karmaşa sözün bittiği an değil; bir son değil! Umut da var; çözüm de var. Bu kavganın kazananın kim olduğu ya da olacağı sorusu çok önemli. Çünkü bir mahalle diğer mahalleyi ezdiği sürece kendisi de özgürleşemez.

‘KONUŞMA ÖZGÜRLÜĞÜ LAİKLİKLE İLİŞKİLİDİR’

Daha büyük eğitim resmi içinde bu okulların yeri nedir?
Mahalle metaforuna geri dönersek, proje okulları, büyük ölçüde laik mahallenin okulları. Gerçekte her mahalleden hem öğretmenlerin hem de öğrencilerin tercih ettiği okullar. Öğretmenler bu okullara neden geçmek ister? Birincisi, bu okullarda aile içinde sürekli desteklenen ve eğitime çok hazır öğrenciler var; bu olgu, öğretmenin işini kolaylaştırır; ayrıca performans göstergelerini yükseltmek isteyen öğretmenler için de bu okullar çekicidir. İkincisi okulun fiziksel ve insani gelişimi nedeniyle, ortaya çıkan iyi ve insanca çalışma koşulları öğretmenleri cezbeder. Öte yandan velilerle genel olarak araçsal, dışsal, bir parasal ilişki kurulsa da, veliler okulda kısmen eğitsel işlevler de üstlenebilirler. Yani bu okullar, gerçekte daha çok “kamusal işlev görme” imkanını içinde taşırlar; şimdiki yaşanan ise “eğreti” ve “eksik” kamusallıktır. Veliler açısından, Müslüman mahallenin okulları resmiyet karşısında suskun, laik mahallenin okulları hâlâ “konuşabilir” durumda. Okullarda konuşma özgürlüğü, kapsayıcı bir laiklikle ilişkilidir; bu nedenle laiklik savunulmalıdır.

‘ÖZEL OKULLARA İTİLİRLER’

Peki, çocuklar ve gençler neyin projesi olmak istemediklerini söylüyor?
İlgili yönetmelikte, proje okulu belirlemesinin ölçütleri sayıca fazla ve pek iyi tanımlanmamış denilebilir. Bu ölçütler arasında yüksek başarılı okul olmak dikkati çekmekle birlikte, her okul proje okulu olabilir gibi de görünüyor. Örneğin, İstanbul Erkek Lisesi, İzmir Bornova Lisesi veya Kabataş Lisesinin tüm öğrencilerini başka okullara yollasalar, öğretmenlerini de KHK’lerle, açığa almalarla, soruşturmalarla, rotasyonlarla yıldırsa ve tamamından kurtulsalar, bu liselerden geriye ne kalır? Nitelikli bir eğitim açısından pek bir şey kalmaz; ama iyi bir okul binası kalabilir; rantı yüksek bir bina ve arazi de kalabilir; bir marka kalır ve bu markaya Müslüman mahallesinin çocukları dahil olur. Ama o okul artık Kabataş Lisesi, İzmir Bornova Lisesi veya İstanbul Erkek Lisesi olur mu? Olmaz. Bu liselere gelebilecek öğrenciler, eğitimin Müslüman mahallesine göre yapılması durumunda, özel okullara doğru itilirler. Bir süre sonra, bu okul Müslüman mahallenin çocuklarının okulu olabilir. Artık ne öğretmenler eski öğretmenler, ne de öğrenciler eski öğrencilerdir. Siyasal iktidarca atanmış okul müdürleri, kuşkusuz okulu daha rahat yönetirler; yeni öğretmenler, tartışan, eğitimle ilgili kararları müzakere eden ve uzlaşma için çaba harcayan öğretmenler değildir. Öğrenciler de kolay kolay, sınavsız atanmış müdürler konuşurken sırtlarını dönemezler. Suskunlaştırılan okullar, giderek kendini çürümeye bırakır. 

‘YENİDEN KAMUSAL EĞİTİM’

Bu durumda, “Herkes için nitelikli ve finansmanı vergilerle olan bir eğitim” için ne yapmalıyız?
“Proje okulları” uygulaması, Bakanlıkça geri çekilmeli ve üniversiteler ve sendikalar ve veli örgütleri başta olmak üzere konu daha geniş kesimle ve herkese açık biçimde tartışılmalıdır. Bakanlık bunu yaparsa öğrencisinin taleplerine duyarlık göstermiş ve bu kadar tepki toplayan bir kararı geri çekerek olumlu bir yaklaşım sergilemiş olacaktır. Yurttaşlar olarak hepimiz için, her yer güvenli olmak zorundadır. Kimse kendisini ayrıştırarak güvende hissedemez. Korktuğumuz insanlar ayrıştığımız için tanımadığımız insanlardır. Kamusal eğitim, kadınlar ve erkeklerin, farklı etnik ve dinsel aidiyetlerin karşılaşma yerleridir. Kamusal eğitimi yeniden yaşayan bir alana dönüştürmek, ortak dünyamıza ilişkin ilgilerimizi canlandırmaktan geçmektedir. Okulları ayrıştırmak yerine ortak kamusal alanlarımız olarak yeniden inşa edersek, her iki mahallenin çocuk ve gençlerinin hiç birini kurban etmeden, geride bırakmadan, dilsizleştirmeden, sessizleştirmeden ortak dünyamızın öznesi yaparsak, eğitimin tüm sorunlarını değil, ama önemli bir kısmını çözebiliriz.

ÖNCEKİ HABER

Darbeden ders alınsaydı da hayal kurabilseydik...

SONRAKİ HABER

Üniversite öğrencileri gelecekten kaygılı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa