15 Ekim 2016 08:53

Varlığımızın ve bekamızın temeli binalardır!

Şırnak’ta görev yapan bir öğretmen, acıların ve hasretin ortağı olduğu şehri Evrensel okurlarına anlattı.

Paylaş

Madem Şırnaklıların sesi Cudi ve Gabar dağlarının ötesine geçemiyor, madem kültürlerin eşiği, medeniyetlerin beşiği toprakların çatlaklarına sudan fazla kan sızıyor, madem sesine kulak kesilmediğimiz o şehrin çocukları ninnilerle değil kurşun sesleriyle uyuyor ve zoraki sürgünlüklerde çadırlarda üşüyor, madem dostlar ölüyor, analar sokak başlarında vurulan çocuklarının cenazelerini günlerce yerden kaldıramıyor, madem kuşlar bile kanatlarına kurşun isabet edecek korkusuyla artık Şırnak’ın gökyüzüne uğramıyor, madem benim güzellikler öğretmeye, köklerini bilgiyle, aydınlıkla, merhametle ve sevgiyle sulamaya gittiğim fidanlarım –öğrencilerim- ışıksız, bilgisiz ve sahipsiz, sürgünlerde yaşama tutunmaya çalışıp kuruyor ve kimse bunu umursamıyor….
O halde beni dinleyin. Oralarda sadece birkaç senedir görev icabı bulunan ve bugün şehrin çektiği acıların ve hasretin ortağı olan ben anlatacağım. 
Ben bir öğretmenim. Uzun yollar kat ederek geldiğim bu şehirde; öğrenciler gördüm, bir gülümseseniz gözlerinin içinde sakladıkları tüm tohumları çiçeğe ve bahara durduracak olan, gençler gördüm, geceleri yaktıkları ateşin etrafında sevda türküleri söyleyen. Bir aydınlık gördüm, yiyeceği ekmekten önce çocuklarının eğitimini ve geleceğini düşünen velilerimin gözlerinden süzülen, kadınlar gördüm, tandır başlarında sıcak sohbetler eşliğinde sıcak ekmekler pişiren. Sokaklar gördüm, kendi varlığının ritminde ezgiler söyleyen.
Ve akan bir hayat buldum, sevdim o şehri. Her gelen öğretmen gibi. ..
Sonra birden rüzgar tersine döndü. Hiç anlayamadık ne olduğunu. Dostluklar, güzellikler ve gözleri ışıl ışıl gençler büyüttüğümüz o şehirde… Savaşı gördüm. 
Mayın sesleri ile beşikteki bebeğin uykusunun savaşını. Derste “Bir dünya bırakın biz çocuklara, göklerde yer açın uçurtmalara” şarkısını söyleyen öğrencilerin sesiyle, okul duvarına isabet eden kurşun seslerinin savaşını.
Gecenin on ikilerine kadar parklarda oturabildiğimiz şehirde akşam beşten sonra sokağa çıkamaz olduk. Korktuk önceleri ama sonra korkmaktan da yorulduk. Yorulduk, her şeyden yorulduk. Aylarca her akşam, kurulu saatler gibi çatışma saatlerini ezbere bekledik. Çay demledik, çay içtik sonra koltuğa uzanıp tavanı seyrettik. 
Mayınlar patladı, uykumuzdan sıçradık. Bombalar patladı salonlardan koridorlara kaçıp karanlıkta birbirimize baktık. Ve her şeye rağmen sabahları kalkıp öğrencisiz okullarda öğretmenlik yapmaya gittik. Sınıflarda duvarlar bize baktı biz duvarlara... 
Herkes mutsuz oldu. Ve herkes üç beş eşyasını alarak toprağından sürgün oldu. Bir biz kaldık hayalet şehirde çünkü çok kutsaldı görevimiz. Boş sınıf duvarları bizim istikbalimizdi ve geleceğe “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” sınıf duvarları yetiştirecektik. Çünkü öğrencilerimiz okula neden gelemiyor önemli değildi, bu şehrin insanları neden gitti, nereye gitti, ne yapıyor önemli değildi. Ama binalar önemliydi. Çünkü varlığımızın temeli binalardı, mutlu vatandaşlar değil…
Sonra… sonra biz de sürgün olduk. 
Ben bir öğretmenim ve yedi aydır öğrencilerimden ayrı oluşumun hesabını kim nasıl verecek bilmiyorum. Öğrencilerime bu kadar önemsenmeyişlerinin, değersiz ve gereksiz hissedilişlerinin hesabını kim nasıl verecek bilmiyorum. 
Bununla beraber; halkın evsiz kalışı, işsiz kalışı, çadırlarda soğukta kalışı, geçmişlerinin, bugünlerinin ve yarınlarının yara alışı, öğrencilerin eğitimsiz kalışı gibi onca sorun ve sıkıntı dururken birilerinin televizyonlara çıkıp “Harika evler yapacağız, muhteşem bir yaşam alanı oluşturacağız..!” sözlerinde hiçbir iyi niyet ve dostluk bulamayacağım… Ama pardon... Söylemiştik değil mi ? Binalar önemliydi, binalar varlığımızın ve bekamızın temeliydi, mutlu vatandaşlar değil..
Şehrimiz tam 214 gündür kapalı. Çok büyük bir kısmı yıkıldı, okullarımız yıkıldı, anılarımız yıkıldı. İstiyoruz ki gözleriniz yıkansın, istiyoruz ki sözleriniz yıkansın, istiyoruz ki kalpleriniz yumuşasın ve istiyoruz ki artık şehrimiz açılsın. Açılsın ki biz de umutla, sevgiyle, inançla elbirliğiyle yeniden kuralım o şehri…

* Şırnak’ta görev yapan bir öğretmen

ÖNCEKİ HABER

Suriye, işçi mücadelesi ve yoksulluk

SONRAKİ HABER

22. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali başladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa