14 Ekim 2016 04:51

'Barış isteyen yalnız biz değiliz, geri döneceğiz'

Almanya’da savaş karşıtı mitinge katılan Prof. Dr. Kuvvet Lordoğlu ve Sol Parti Federal Meclis Milletvekili Wolfgang Gehrcke, sorularımızı yanıtladı.

Paylaş

Aziz KOÇYİĞİT
Berlin

Berlin’de 8 Ekim tarihinde gerçekleştirilen savaş ve silahlanmaya karşı eyleme Türkiye’den katılarak bir konuşma yapan Prof. Dr. Kuvvet İhsan Lordoğlu ile Almanya-Türkiye ekseninde savaş politikaları ve görevlerinden uzaklaştırılan akademisyenlerin durumunu konuştuk. Lordoğlu, OHAL’in ardından Kocaeli Üniversitesi’nde görevden uzaklaştırılan öğretim üyeleri arasında bulunuyor. 

Savaşa ve silahlanmaya karşı eyleme katıldınız ve bir konuşma yaptınız. Türkiye’den baktığınızda Almanya-Türkiye ilişkileri bağlamında neler söylersiniz?
Türkiye komşularıyla sıfır sorun söylemi geliştirmişti ancak yakın komşularıyla İran da dahil olmak üzere uzun zamandan beri siyasi bir çatışma halinde. Bu ilk önce Suriye’de ortaya çıktı. 2011 yılına kadar Esad rejimi ile gayet güzel ilişkiler vardı. İç savaşın başlamasıyla Türkiye taraf olmaya başladı ve muhalif odakları destekledi. Bu nedenle Türkiye’deki, Avrupa ve Almanya’daki göçmenlerin büyük sorumlusu Türkiye’dir. Savaşı desteklediği için, oradaki muhalif grupları desteklediği için bunun yükünü hem kendisi taşıyor ve bir süre daha taşımaya devam edecek, hem de bunu Avrupa’ya karşı bir koz olarak yani bir silah gibi kullanıyor. Yani ‘bana gerekli desteği vermezseniz sınırları açarım’ şeklinde bir şantaj politikası izliyor. Almanya’nın bu politikaya destek vermemesi, savaşa karşı durması  gerekirdi. Ama böyle yapmadı. Avrupa’da en büyük mali güce sahip ülke olarak, Türkiye’ye bu desteğin sağlanması noktasında çaba sarfettiler. Alman Başbakanı Merkel Türkiye’ye iki kez gelerek, bu politikaları desteklediğini de zımnen belli etti. Almanya’nın dış politikası, özellikle silahlanma anlamında da Türkiye’deki barışseverler açısından büyük bir olumsuzluk yaratmakta.

Almanya’nın en fazla silah sattığı ülkeler arasında Sudi Arabistan ve Katar yer alıyor. Burada yapılan konuşmalar ve taşınan dövizlerde de bu dikkat çekiliyor...
Suudi Arabistan ve Katar, Türkiye’nin Suriye karşısında müttefik olduğu ülkeler. Amerika da dahil bunun içine tabi ki. Dolayısıyla Suudi Arabistan ve Katar, parasal olarak bu savaşı destekliyorlar. Ben Güneydoğu’da Suriyeli göçmenlerle ilgili araştırma yaptım. Çok sayıda yardım kuruluşunun Suudi Arabistan ve Katar tarafından desteklendiğini biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye de oradaki savaşı destekleyen, üreten, devam ettiren ülkeler arasında bulunuyor.  
Sizi bulmuşken Akademisyenlerin durumunu da soralım. Siz de Barış Bildirisi’ne imza attığınız için öğretim üyesi olduğunuz Kocaeli Üniversitesi’nden uzaklaştırıldınız. Şu anda durum nedir?
Bu konuda Kocaeli’nin ayrı bir yeri var. Savaşı durdurmak için bir imza attık ama maalesef savaşı durduramadık. Kan dökülmemesi için bu imzayı atmıştık; başarılı olamadık. Ama çok ses getirdi. Kocaeli’deki arkadaşlar olarak hepimiz üniversiteden ihraç edildik. Ancak kamu görevinden ihraç edilmemiz bizim bu görevi yapmamızı engellemiyor. Bu nedenle KODA’yı yani Kocaeli Dayanışma Akademisi’ni kurduk. Orada öğrencilerimizle birlikte seminerler vermeye, projeler üretmeye devam ediyoruz. En kısa sürede de yani hukiki süreç tamamlandığında üniversiteye geri döneceğiz. Öğrencilerimizle üniversite duvarları içinde yeniden biraraya geleceğiz.

Bu bir temenni mi?
Hayır. Böyle olacak. Bir temenni bir umut değil; biz hukuksuz olarak üniversiteden atıldık. Gerçekten neyle suçlandığımızı bilmeden, Resmi Gazete’de yayınlanan bir Kanun Hükmünde Kararname ile görevimize son verildi. Henüz soruşturmalar devam ediyordu. Bu tamamlanmadan, sadece siyasi nedenlerle, muhafazakar olan bir şehrin baskısıyla, ‘Fetullahçı Terör Örgütü’ ile bağlantısı olanların arasına bizi de katarak, sayının azlığını kapatmaya çalıştı rektör. Bütün mesele buradan kaynaklanıyor. Bizim hukuksuz olarak üniversiteden ayrılışımız, bir gün geri dönecek. Bu tarih eski aslında. Barışı isteyenler yalnız biz değiliz. Barış istemek bu ülkede biliyorsunuz bayağı suç. Onun için biz barış istemeye devam ediyoruz. Bu suçu işleyeceğiz.

‘KAPATILAN TV’LER ÜZERİNDEN MESAJ VERİLİYOR’

Hayatın Sesi Televizyonu’nun da içinde olduğu çok sayıda televizyon ve radyo kapatıldı. Bunlar da herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın Kanun Hükmünde Kararnameler’e dayanarak yapıldı ve mallarına da el konuldu. Medya üzerindeki bu baskıların sonuçları ne olacak?
Bu medya üzerinde bir korku yaratmaktır. Bu kendisinden daha geniş bir etki yaratır. Hayatın Sesi üzerinden IMC üzerinden, TV10 üzerinden, Özgür Radyo üzerinden diğer kesimlere bir sinyal, bir işaret veriliyor. Diyor ki, bakın o televizyonları kapattık; sizi de kapatırız! Bu korku ve sindirme politikalarıdır. Ama bu böyle gitmez. Yani bir televizyon kapanır başka bir televizyon açılır. Bir gazete kapanır başka bir gazete açılır. Bunun örnekleri de var. Bu bir ölçüde faşizme kayıştır. Ben öyle görüyorum; öyle değerlendiriyorum. Tek ses! Muhalefet olmasın, benim dediğim olsun. Benim dediklerim dinlensin. Diğerleri önemli değil mantığının sonucu. 

Az ilerimizde Federal Alman Parlamentosu var. Eski adıyla Reichstag. 1930’lu yıllarda Nazi iktidarı döneminde de Kanun Hükmünde Kararnameler ile muhalif yayınlar kapatılmış ve mallarına el konulmuştu. Tarih tekerrür mü ediyor?
Biraz öyle gibi geliyor. Ben de bir örnek vereyim. Madem Almanya’dayım bu örneği vermek zorundayım. 1935-1936 yıllarında, bir hocalar grubu üniversiteden atıldılar ve Türkiye onlara kucak açtı. Türkiye’deki İstanbul Üniversitesi’nde bunlar görev yaptılar. İki tanesinin ismini söyleyeceğim. Prof. Kessler ve Prof. Neumark. Dünyaca ünlü insanlardı bunlar. Sosyal bilim alanında çalışıyorlardı her ikisi de. Biri sosyal politik alanında çalışıyordu ki, benim hocalarımın hocasıdır. Prof. Kessler İstanbul Üniversitesi’nde İktisat Fakultesi’nde, Sosyal Politika’nın kurucusudur.  Prof. Neumark da Maliye Enstitüsü’nü kurdu. O da Türkiye’de maliye biliminin gelişmesini sağlayan hocalardan birisidir. 
Böyle bakınca tarih tekerrür ediyormuş gibi geliyor.


Sol Parti Federal Meclis Milletvekili Wolfgang Gehrcke: Savaşın durması için mücadele etmeliyiz

Berlin’de savaş ve silahlanmaya karşı gerçekleştirilen eylemde, Sol Parti Federal Meclis Milletvekili ve Uluslararası İlişkiler Komisyon Üyesi Wolfgang Gehrcke ile de Almanya’nın savaş ve silahlanma politikası ve Türkiye ile ilişkilerini konuştuk. Almanya’nın savaşlarda merkezi bir rol oynadığını belirten Gehrcke “Suriye’ye, Ukrayna’ya, Suudi Arabistan’a bakarsak savaşların hemen durması için mücadele etmek gerektiğini anlarız” dedi.

Sayın Gehrcke, siz aynı zamanda 8 ekim eyleminin örgütleyicileri arasındasınız. Bu eylemin amaç ve aktualitesi hakkında neler söylersiniz?
Bu acil bir ihtiyaçtı. Etrafımıza baktığımızda, dünyada birçok savaşın devam ettiğini görüyoruz. Ben bizim de savaşın tam ortasında olduğumuzu söylüyorum. Suriye’ye, Ukrayna’ya bir göz atarsak; Türkiye’deki gelişmelere, Suudi Arabistan’a baktığımızda, savaşların hemen durdurulmasının aciliyetini anlarız. Bunun için de, herkesin sokaklara çıkıp protesto etmesi gerekir. Almanya’da halkın büyük bir çoğunluğu gibi ben de barış talep ediyor ve onun için çaba gösteriyorum.

Almanya bu savaşlarda nasıl bir rol oynuyor?
Maalesef merkezi bir rol oynuyor. Almanya’nın savaşları reddetmesi beni mutlu ederdi. Biz Almanya’nın savaşlarda yer almasını istemiyoruz, silah satmasını istemiyoruz. Almanya bu bölgelere insani yardım etmeli, ilaç ve yiyecek gibi yardımlar yapmalıdır. Bunlar politik görüşünden bağımsız olarak herkesin yapması gereken şeyler. Bunun yerine Almanya hâlâ silah ihraç ediyor. Bunlar da IŞİD gibi örgütlerin eline geçiyor ve demokrasi güçlerine karşı kullanılıyor. 

‘ERDOĞAN’LA ANLAŞMA YAPILMAMALIDIR’

Bir grup milletvekili geçtiğimiz günlerde Türkiye’de Alman ordusunun bulunduğu İncirlik üssünü ziyaret ettiler. Alman tornado uçaklarının uçuş kabiliyetlerinin olmadığı tartışması yapıldı. İşin aslı nedir?
Ben bu ziyarete katılmadım. Bunun arka planı Erdoğan’la yapılan anlaşmadır. Normal olarak başka bir ülkede askeri olan ülkenin milletvekillerinin onları ziyaret etmesi doğaldır. Bütün dünyada bu böyledir. Erdoğan bu anlaşmayı kötüye kulladı ve Almanya bu politikalara karşı hiçbir şey yapmadı. Keyfi istediğinde müsade edilmesi milletvekili saygınlığına gölge düşürür. Bu nedenle ben bu geziye katılmadım. Ben ister Tornado ister Awacs uçaklarının gönderilmesine karşıyım. 
Elbette Türkiye Awacs uçaklarının kullanabilmesinin Almanya tarafından onaylanmasını bekliyor. Eğer bu yapılırsa Alman asker ve subayları da birlikte uçmak zorunda. Bu hukuksuzdur. Yani bu konularda Erdoğanla hiçbir anlaşma yapılmamalıdır.

Türkiye’de geçtiğimiz günlerde 12 televizyon ve 11 radyo kanalı kapatıldı. Bilginiz oldu mu? Ne düşünüyorsunuz?
Elbette. Federal Parlamento milletvekiliyim, çok okuyorum ve gelişmeleri yakından takip ediyorum. Bu politikalara boyun eğmemek gerekir. Ben Türkiye ile iyi ilişkilerden yanayım. Türkiye’de çok dostum da var. 

Sizce Türkiye ile yakın ilişkiler içinde olan Almanya ve Avrupa Birliği bu konuda neler yapmalı?
Öncelikle Türkiye’deki demokrasi güçleriyle birlikte çalışmalılar. Takibe uğrayanlara kapılarını açmalılar, onlarla dayanışmalılar. Bunlar mümkün olan şeyler. Türk hükümetiyle pazarlık edebilirler. Örneğin gazeteciler hakkında açılan soruşturmaların durdurulmasını talep edebilirler. Bunları kamuoyunun gündemine taşıyabilirler. Erdoğan basın ve kamuoyundan korkuyor. Türkiye’de cesur gazeteciler, avukatlar, sivil toplum örgütlerinde cesur insanlar var. Bunlar bizim müttefikimiz ama Cumhurbaşkanı değil.

Kapatılan televizyon kanalları ve radyolara dair sizin mesajınız ne olur?
Lütfen devam edin. Size tüm Türkiye halklarının ihtiyacı var. Bizim de size ihtiyacımız var. Sizler bizi aydınlatmazsanız, başka kim yapacak? Bu benim için çok önemli zira arkamızı dönmek değil, tam tersine gelişmeleri doğrudan bilmek istiyoruz.

ÖNCEKİ HABER

Arjen Arî jürisi şiirlerinizi bekliyor

SONRAKİ HABER

İHD Eş Başkanı Eren Keskin: Nadira Kadirova’nın dosyası kapatılmak isteniyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa