10 Ekim 2016 08:30

Parçalanan Ortadoğu’da paylaşım hazırlığı

Arap Coğrafyasında Geçen Hafta'nın bu haftaki gündemi Musul ve Halep.

Paylaş

Ali KARATAŞ / Yusuf ERTAŞ

Suriye’de Esad güçleri tarafından kuşatılan cihatçıların kontrolü altındaki Halep mahalleleri, Irak’ta ise IŞİD’in son kalesi Musul, ulusal ve uluslararası güç odaklarının kapışma sahasına dönüştü. Musul sorunu Irak-Türkiye arasındaki gerilimi tırmandırırken Halep meselesi de Rusya ile ABD arasında bir güç gösterisine dönüştü.

Lübnanlı yazar Muhammed Nureddin, “Bölgenin dağıldığı, parçalama haritaları hazırlıklarının yapıldığı, kaosun yaşandığı ve kan nehirlerinin aktığı bir anda bütün taraflar pastadan kendilerine de bir pay düşeceği yaklaşımındalar” diye yazdı. Gözlemciler, IŞİD’in bölgeden temizlenmesi değil, IŞİD sonrası bölgenin hangi güçler tarafından kontrol edileceğinin hesaplarının yapıldığına dikkat çekiyor. Lübnan’da yayınlanan al Ahbar gazetesi de “Musul sonrası için yarış: Paylaşım haritaları hazır” diye yazdı.

SÖZLER EGE ÜZERİNE, GÖZLER MUSUL’DA

Lübnan’da yayınlanan as Safir gazetesinde kaleme aldığı yazısında Muhammed Nureddin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Lozan anlaşması konusundaki sözlerini değerlendirdi. Nureddin, Erdoğan’ın, Türkiye’yi Sevr anlaşmasına karşı imzalanan Lozan anlaşmasındaki kutsallık algısını değiştirmek istediğini öne sürdü. Erdoğan’ın Ege Denizi’nde 12 adaların Türkiye’den Yunanistan’a verilmesiyle ilgili sözlerini anımsatan Nureddin, “Ege adaları hakkındaki konuşması ile Musul’u hedefe almıştı, sözler Ege üzerine, gözler Musul üzerinde” diye yazdı.

TÜRKİYE MUSUL OPERASYONUNDA YER ALMASIN

Irak hükümeti Türkiye’nin Musul’un IŞİD’den temizlenmesi operasyonunda yer almasına karşı çıkıyor. Rusya al Youm “Bağdat Ankara’nın Musul çatışmasına katılmasına karşı” diye yazdı. Irak Dışişleri Bakanlığının, Erdoğan’ın Musul’un kurtarılması operasyonu hakkında yaptığı açıklamaları “Irak’ın içişlerine apaçık bir müdahale” olarak değerlendirdiğini aktardı.

Middle East, Türkiye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan “Şii milisler Musul operasyonunda yer alırsa Türkiye’nin eğittiği sünni kuvvetlerin de bu operasyonda yer alması gerekir” açıklamasına dikkat çekti. Bu arada, Haşd-i Şaabi olarak bilinen ve İran tarafından desteklenen Şii milis güçleri de, Türk askerlerinin Musul operasyonunda yer almaları halinde onlara karşı da savaşacaklarını duyurdular.

HALEP’TE BİR TEK NUSRA KALDI

Arap basını Suriye’nin Halep kentinde yaşanan katliamları da öne çıkarırken sahada silahlı muhaliflerin gerilemesine, Rusya’nın havadan destek verdiği Esad güçlerinin ilerlemesine dikkat çekiyor. Lübnan merkezli en Naşra geçtiğimiz ay içinde Özgür İdlib Ordusunda yer alan Dağ Şahinleri Tugayı’nın yeni adı ‘Şam Fetih Cephesi’ olan el Nusra’ya katıldığını duyurduğuna işaret ederek ABD’nin “ılımlı” muhaliflerinden sadece Nusra’nın kaldığını vurguladı. ABD’nin terörist örgütler listesine aldığı el Nusra’ya kol kanat gerer bir noktaya geldiğinin altını çizdi.

RUSYA VE ABD’DEN KARŞILIKLI HAMLELER

Bu arada Rusya ile ABD arasındaki güç gösterisi karşılıklı hamlelerle devam ediyor. Sputnik News, “Rus hava güçlerinin Suriye’nin Lazkiye kentinde yer alan Hmeymim Üssü’ne süresiz olarak yerleştirilmesini öngören anlaşma Rus parlamentosunun alt kanadı Duma tarafından onaylandı” diye yazdı. Rai al Youm yazarı Abdulbar iAtwan da “Amerika basını Suriye’de savaş tamtamlarını çalıyor” başlıklı yazısında “Körfez’deki ABD üslerinden Tomahawk füzeleri ile birlikte 14 ülkeden 800 uçak ile Suriye’ye hava saldırısı” eşliğinde NATO’nun Suriye ordusunu vurmak ve havaalanları ile askeri karargahlarını imha etmek için hazırlık yaptığına dair haberlerin basında yer aldığına dikkat çekti.

Yine Rai al Youm, Rus Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan “Şam tarafından kontrol edilen topraklara yapılan herhangi bir saldırı Rus askerine yapılmış sayılacaktır” açıklamasını ABD’nin NATO planına karşı bir mesaj olarak değerlendirdi. Rusya’nın BM’ye taşıdığı barış planının BM Güvenlik Konseyi tarafından reddedilmesini de Rusya’ya bir uyarı olarak değerlendirildi.

YEMEN’DE KATLİAM

Geçtiğimiz hafta Husilere bağlı Yemen “Yüksek Ulusal Meclisi”, Aden’de Mansur Hadi’nin hükümetine paralel olarak  “Ulusal Kurtuluş Hükümeti” oluşturduğunu duyurdu. Libya gibi iki hükümetle yönetilmeye başlanan Yemen’de bu kez cenaze töreni hedef alındı. BM Yemen özel temsilcisinin yakında 72 saatlik ateşkes ilan edilmesinin beklendiğini duyurmasından kısa bir süre sonra Suudi Arabistan önderliğindeki koalisyon güçlerine ait savaş uçaklarının Yemen’in başkenti Sana’da bir cenaze törenine düzenlediği hava saldırısında BBC Arapça’ya göre en az 140 kişi öldüğü ve 525 kişi yaralandı. Rusya el Youm, saldırının ABD Senatosu’nun Suudi Arabistan’a 1.15 milyar dolarlık askeri ekipman satış anlaşmasına yeşil ışık yakmasından üç haftadan daha kısa bir süre sonra gelmesine dikkat çekti.


MUSUL’DAKİ TÜRKİYE: DEĞİŞİME AÇIK SINIR

Muhammed NUREDDİN
As Safir

Son günlerde Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın en önemli ve en tehlikeli tutumu, 29 Eylül’de yaptığı açıklamaydı. Her ne kadar bu açıklama dış medyada yer almasa da Türkiye’deki basın bu açıklamayı gündemde tuttu.
Erdoğan; 1923’te imzalanan ve Türkiye’de mevcut sınırların çoğunu çizen Lozan Antlaşmasını ‘zafer değil, bir yenilgi’ olarak nitelendirdi. Böylece Türkiye’yi, ülkeyi bölen 1920 yılında imzalanan ‘Sevr’ Sözleşmesinden kurtaran Lozan anlaşmasındaki ‘kutsallık’ algısını değiştirmek istedi.
Erdoğan’ın böyle bir tutum içine girmesini gerektirecek bir durum yoktu. Ancak ardından Ege Denizi’ndeki 12 adanın Türkiye’den Yunanistan’a verilmesiyle ödün verildiğini söyleyerek Yunanistan’a saldırdı.
Erdoğan’ın ‘Lozan’ hakkında sözleri bölgesel ve ‘ulusal’ olarak özel bir anda geldi. Bugün bir asır sonra ilk kez Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi gerçekleşti. Ve yine yüz yıldan beri ilk defa, iki sene evvel Irak’ta Başika’ya girdi ve oraya yerleşti.
Bölgenin dağıldığı, bölüp parçalama haritaları hazırlıklarının yapıldığı, kaosun yaşandığı ve kan nehirlerinin aktığı bir anda bütün taraflar pastadan bir payın kendilerine de düşeceği yaklaşımındalar. Türkiye, tarihsel nedenlerden ötürü bu tutumunu çok açık ve alenen sergiledi.
Türkiye tarihsel miras nedeniyle yüz yıl önce ve hatta bu gün birçok bağlayıcı uluslararası sözleşmeler olmasına rağmen hâlâ bu tutumu taşıyor. Bunu doğrudan başaramasa da, Suriye’nin kuzeyinde Türkmen ve Sünni merkezli bir bölge elde etmesi için ‘Özgür Suriye Ordusu’ gibi vekiller aracılığıyla gerçekleştirmeye yönelmektedir.
Rusya, İran ve Suriye, Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye girişini görmezden gelmektedir. Ancak Erdoğan’ın değişimi üzerine yapılmış bir bahis önemli bir stratejik hatadır. Bunun sahte bir yaklaşım olduğu ve AKP’nın ideolojik bir anlayış yansıtmadığı hemen görüldü. Ancak Musul’daki durum, hedefleri ve arka planı netleştirdi.

1 - TARİHSEL MİRAS:
Erdoğan, Ege adaları hakkındaki konuşması ile Musul’u hedefe almıştı, sözler Ege üzerine, gözler Musul üzerinde. Bugün Türk basınında yer alan yetkililerin açıklamalarında, Kerkük de dahil olmak üzere Musul’un, Türkiye’nin tarihsel hakkı olduğu ifade etmektedir.
İlk olarak, 1926’dakianlaşma metninin Türkçe nüshasında da Irak birliği ve Musul’dan vazgeçmek gibi bir sözcük geçmemektedir. Buna rağmen Türklerin gözleri Musul üzerinden ayrılmamıştır ve bu sorun Türk siyasi sisteminin düğümü haline gelmiştir.

2 – SÜNNİLERİN HAMİSİ
Bu konuda tarihsel tartışmalar Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş tarafından devam ettirilerek Musul’daki etnik ya da mezhepsel demografik kimliğin değiştirilmemesini önemle vurgulamışlardır. Ayrıca Şiilerin (milisler) Musul kentine girmemelerini ve kentin Sünni kalması gerektiğini alenen söylemişlerdir. Tabi ki söylemler kendi özünde çelişkiliydi. İki sen evvel Tel Afer’deki Şii Türkmenler IŞİD katliamına maruz kaldığında Türkler kuzenleri olsa da Şii olduklarından dolayı sahip çıkmamışlardı.
Türkiye, Musul’un kurtuluşu için Başika’da gücünü tutmakta ısrarlıdır. Böylece pazarlık masasında bir yer tutmayı hedeflemektedir.  Türkiye, bölgeyi himayesi altına almayı hedeflemektedir ve coğrafi sınırları nedeniyle en uygun ülkedir. Bu amacını gerçekleştirmek için Irak’ta Sünni bölgelerde uyuyan hücreler mevcuttur.

3 – PKK İLE ÇATIŞMA
Kürtler Suriye’de bölgesel denklemlere yeni bir faktör olarak girdi. Salih Müslüm liderliğinde olan PYD; ‘PKK’ ve Öcalan ile ortak bir ideoloji yürütmektedir. Öyle ki hem içerde, hem de güneyden Suriye tarafında Türkiye için tehlike alarmı çalmaktadır. Bu durum Suriye’deki Türk askeri müdahalesi için en önemli neden oldu. Türkiye’nin Musul savaşına katılarak ve PKK’nin bu savaşa katılmasını önleyerek, onun varlığını yok etmeyi ve ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır.

 4 – MUSUL VE KERKÜK’ÜN PETROLÜ
TÜRKİYE’yi saran düğüm petrol yoksulu bir ülke olmasıdır. Musul ve Kerkük’ü 1926 antlaşması ile kaybetmenin pişmanlıklarını yaşamaktadır. Bunun için Türkiye müzakere masasında yerini alırken Musul vilayetinden ve Kerkük’ün petrolünden yararlanmak için umutlanmaktadır.


RUS ASKERİNİN SURİYE’YE SÜRESİZ YERLEŞMESİNİ ÖNGÖREN ANLAŞMA ONAYLANDI

Sputnik

Rus hava güçlerinin Suriye’nin Lazkiye kentinde yer alan Hmeymim Üssü’ne süresiz olarak yerleştirilmesini öngören anlaşma Rus parlamentosunun alt kanadı Duma tarafından onaylandı.
Duma’da yapılan oylamada 449 milletvekilinden 446’sı Suriye hükümetiyle imzalanan Hmeymim anlaşmasına onay verdi.
Anlaşmanın, parlamentonun üst kanadı olan Federasyon Konseyi’ndeyse 12 Ekim’de değerlendirilmesi bekleniyor. Federasyon Konseyi’nin Savuma Komitesi Başkanı Viktor Ozerov, senatörlerin anlaşmaya destek vermeye hazır olduğunu söylemişti. Fakat Ozerov, anlaşmanın süresiz olmasının Rusya’nın ‘Suriye hükümeti ile birlikte terörle sonsuza kadar mücadele edeceği’ anlamına gelmediğini de belirtmişti. Hmeymim ile ilgili anlaşma Suriye hükümetiyle Ağustos 2015’te imzalanmıştı. Rusya da bu üs üzerinden Suriye’deki terörist gruplara karşı gerçekleştirdiği hava operasyonlarına Eylül 2015’te başlamıştı.

ÖNCEKİ HABER

Hukuk artık bir hükümet etme mekanizması

SONRAKİ HABER

İntihar ettiği iddia edilen Hüsniye'nin erkek arkadaşı tutuklandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa