10 Ekim 2016 08:53

Selcen: ABD ve Bağdat Türkiye'yi Musul'da istemiyor

Erbil Eski Başkonsolosu Aydın Selcen’le 'Musul anlaşmazlığını'nı konuştuk.

Paylaş

Şerif KARATAŞ
İstanbul

ABD öncülüğündeki koalisyon güçleri, Irak ordusu, Peşmerge ve yerel milislerin katılımıyla Musul operasyonunun başlatılması bekleniyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Musul operasyonuna katılmak istedikleri yönlü açıklamalarına rağmen Türkiye’nin operasyona dahil edilip edilmeyeceği ise henüz netlik kazanmadı. Dış politikadaki bu sıcak gündemle ilgili Erbil Eski Başkonsolosu Aydın Selcen’le görüştük. Selcen, “Anlaşıldığı kadarıyla, ne Bağdat ne ABD, Türkiye’nin Musul’un IŞİD’den geri alınması harekatında yer almasını istemiyor” dedi.

Ankara ile Bağdat arasında IŞİD’in Musul’dan alınmasına ilişkin yapılacak operasyon üzerinden süren bir gerilim var. Öncelikle Ankara’nın Musul operasyonuna katılması hem Türkiye hem de bölge için ne anlama geliyor?
Anlaşıldığı kadarıyla, ne Bağdat ne ABD, Türkiye’nin Musul’un IŞİD’den geri alınması harekatında yer almasını istemiyor. Bağdat’ın 1991’den bu yana ülkenin tamamında denetimi yitirdiği, 2003’ten sonra daha yerelleşmiş bir yönetim biçimine geçtiği, nihayet 2014’te IŞİD’in Musul’u ele geçirmesinin ardından yönetme iddiasını daha kaybettiği, hatta son olarak maliye ve savunma bakanlarının Meclis oylamasıyla azledilmesiyle hükümetin de çok zayıfladığı gerçek. Ancak uluslararası ilişkilerin yüzyıllardan bu yana yerleşikleşmiş kurallarını, müktesebatını Ankara’nın çöpe atmamaya özen göstermesi herhalde daha doğru olur. Türkiye gibi orta sıklet ülkelerin, küresel güçlere oranla hukuka daha fazla ihtiyacı olacağı açık.
 
Gerek Hükümet gerekse de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına baktığımızda Musul’un IŞİD’den alınması durumunda yönetimde Şii Araplara rol verilmek istendiği görüyoruz. Irak merkezi hükümetiyle ilişkiler yerine daha çok Irak Kürdistan Bölgesel yönetimiyle ilişkilerin geliştiriliyor. Ankara’nın bu tutumu için neler diyeceksiniz?
Musul harekatında, Irak Kürdistan Bölgesi Peşmergesine doğu-kuzeydoğu hattını tutma görevi verilecek. Şii milis denilen güçlerin de keza kent merkezine sokulması öngörülmüyor. Bu tür mezhepçi söylemden de komşu ülkelerin içişlerine doğrudan methaldar olmaya kalkışmaktan da sakınmak gerekir. Bu bahiste sürekli İran örnek veriliyor, ama İran’ın söylemiyle eyleminin farklı olduğu ve Türkiye’yle (OHAL’in götürdüklerine rağmen dahi) karşılaştırılmayacak farklı bir devlet yapısına sahip olduğu da belli.

‘SALDIM ÇAYIRA, MEVLAM KAYIRA KAFASINDAN KAÇINMAK GEREKİR’

Musul’un IŞİD’den kurtarılmasının pratik bir eyleme dönüşmek üzere olduğu bir dönemde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Lozan tartışması”nı açması ve Musul ve Kerkük’ün aslında “Türk toprağı” olduğu eski ama büyük sorunlu tezini yeniden gündeme getirdi. Bu bağlamda Erdoğan’ın Lozan çıkışını nasıl değerlendirirsiniz?
Lozan ve Montrö Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu belgeleridir. Bunlardan ilkini Musul-Kerkük hayalleriyle, ikincisini Kanalİstanbul projesiyle çöpe atmak, cumhuriyetimizin taşıyıcı kolonlarını kesmekle eşdeğerdir. Bana göre cumhuriyet tarihinin en büyük diplomasi başarısı Hatay’ın ülkeye barışçıl yollardan katılması, ikincisi de NATO’ya üyeliktir. İkincisi ayrıca tartışılır ama Hatay meselesinin nasıl yönetildiğinin ve uluslararası koşullardan ne ölçüde yararlanıldığının iyi incelenmesi gerekir. Doğru dış siyaset adeta gününde bir Barcelona hücuma kalktığında Neymar-Messi-Suarez arasındaki üçlüsü pas trafiği gibi yürütülür. Saldım çayıra, mevlam kayıra kafasından ise kaçınmak gerekir.Yanılmıyorsam, “Hayaller dünde, Musul-Kerkük Irak’ta kaldı” sözünü daha 1990’ların başında ben Dışişleri Bakanlığı’na yeni girdiğim dönemde merhum İsmail Cem kullanmıştı.

ÖNCEKİ HABER

Barış eyleminde babasının öldürülmesini anlayamadı

SONRAKİ HABER

Mansur Yavaş: 3 cip var biri zırhlı, Melih Gökçek’e tahsis edilmiş

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa